SON DAKİKA
SON DEPREMLER

“Tarım Bittiğinde Tartışacak Hiçbir Şey Kalmaz”

“Tarım Bittiğinde Tartışacak Hiçbir Şey Kalmaz”
A- A+ PAYLAŞ

Araştırmacı-gezgin yazar Fikri Demirtaş, ata tohumu konusunu kaleme aldı. 

Ata Tohumu: Emanet mi, Sosyal Medyada Savrulan Bir Etiket mi? başlıklı Malatya'da Arguvan Pazarı marketinde ata tohumu dağıtıldığını haber verdiği yazısında konuyu irdeledi. 

Demirtaş’ın yazısı şöyle:

“Malatya İzollu Ata Tohumu Grubu sorumlusu Muharrem Erdoğan’ın öncülüğünde, Arguvan Halk Pazarı ve Atmalılar Derneği iş birliğiyle, Dernek Başkanı Mehmet Ali Başıbüyük’ün desteğiyle düzenlenen ata tohumu dağıtımı 09.00–13.00 saatleri arasında gerçekleştirildi. O gün orada olmak, toprağın hafızasına tanıklık etmekti.

Arguvan pazarı marketi içinde kurulan mütevazı masanın etrafında toplanan üreticiler, sıcak çay eşliğinde sohbet ediyordu. Masanın üzerindeki naylon poşetlerde ise küçük ama anlamı büyük ata tohumları vardı.

Ata Tohumu 

Son yıllarda “ata tohumu” sözü, neredeyse her paylaşımın altına iliştirilen cazip bir etikete dönüştü. Resmî, bilimsel ya da denetlenebilir bir dayanağı olsun olmasın; sanal medyada yüzlerce grup, binlerce paylaşım aynı iddiayı tekrarlıyor: “Bu bir ata tohumu.” 

Ancak her eski tohum ata tohumu olmadığı gibi, her paylaşılan tohum da korunmuş sayılmaz.

Ata tohumu, romantik bir geçmişe özlem nesnesi değil; bilgi, kayıt ve sorumluluk isteyen. bir emanettir. Toprağın hafızasını taşır ama yanlış ellerde hızla silinebilir. İşte bu yazı, ata tohumunun sanal kalabalıklar arasında nasıl savrulduğunu değil; sahada, emekle ve bilinçle nasıl korunabileceğini anlatma çabasının ürünüdür.

***

İzollu Ata Tohumları grubunun gönüllü muhafızı diyebileceğimiz Erdoğan, bu konuda yıllardır özveriyle çalıştıklarını belirterek şunları dile getirdi.     

​"Facebook grubumuzdaki dostlarla birlikte tamamen gönüllülük esasına dayanan bir dayanışma ağı kurduk. Bu çalışmada ne ticari kaygı ne de kazanç hesabım var; amaç yalnızca ata tohumlarını yaşatmak, çoğaltmak ve doğru ellerle yeniden toprağa kavuşturmaktır.

Malatya’nın Kale ilçesi Merkez Mahallesi’nde, kendime ait arazide bu tohumları sabırla yetiştiriyorum. Toprağı yalnızca bir üretim alanı olarak değil, korunması gereken canlı bir emanet olarak görüyorum. Ata tohumlarının besleyici gücüne, doğayla kurduğu dengeye ve kuşaktan kuşağa aktarılması gereken değerine yürekten inanıyorum."

Erdoğan, tohum almak için gelen üreticilere dönerek konuşmaya devam etti :

 “Sevgili doğa severler ve üretici dostlarımız…

2025 sezonu için kendi tedarik ettiklerim ve grubumuzdaki arkadaşlarımızın gönderdiği tohumları günlerdir hazırlıyorum. Yaklaşık 25 çeşit ata tohumunu hem burada dağıtmak hem de il dışında bulunan arkadaşlarımıza kargo ile göndermek üzere paketledim.”

Ata Tohumları Üreticilerle Buluştu

Masadaki poşetlerin içinden bir bir tohum isimleri dökülüyordu: salatalık, domates, biber, kudret narı, ıspanak, dikenli ıspanak, turp, pazı, marul, nohut, bamya, maydanoz, patlıcan, kavun, karpuz, fasulye (oturak, şeker, 40 günlük ve sırık cinsleri), tere, bakla, mısır, roka ve kabak.

​Dağıtılan tohumlar 

Erdoğan, konuşmasının devamında önemli bir hatırlatma yaptı: “Ektiğiniz tohumların fide hâlini, büyüme sürecini ve hasat zamanını fotoğraflayın. Bana gönderin, grubumuzda paylaşalım. Ürettiğiniz tohumlardan da yeniden arkadaşlarınıza dağıtın.”

Bu sözler, ata tohumunun alınıp tüketilen bir nesne değil, çoğaltıldıkça anlam kazanan bir emanet olduğunu gösteriyordu. Koliler açıldı, tohumlar paylaşıldı. Alan herkes adını ve telefon numarasını deftere yazdı. Bu, sadece bir kayıt değil toprağa verilen sessiz bir sözleşmeydi. O pazar günü Malatya’da dağıtılan şey yalnızca tohum değildi. Paylaşılan; bilgi, emek, hafıza ve geleceğe dair ortak bir sorumluluktu. Ben de o masadan bir paket ata tohumu aldım. Ancak cebime koyduğum şeyin sadece tohum olmadığını biliyordum. Bu yüzden romantizmin ötesine geçip, işin bilimsel ve hukuki boyutunu da araştırdım.

Kadim Bir Tarım Merkezi: Malatya

​Fırat Havzası’nın bereketli topraklarında yer alan Malatya, tarih boyunca tarımsal üretimin stratejik merkezlerinden biri olmuştur. Asbuzu bağlarından günümüze, dünyaca ünlü kayısısının yanı sıra ılıman iklimin sunduğu her çeşit meyve ve sebzeye ev sahipliği yapan bu coğrafya, adeta bir "yaşam ambarı" niteliğindedir. Tarihî kaynaklarda lezzeti ve kalitesiyle nam salan buğdaydan pamuğa, üzümden sanayi bitkilerine uzanan ürün çeşitliliği, şehrin zirai karakterini ve iktisadi gücünü tayin etmiştir. Bugün ata tohumlarını koruma gayretimiz, aslında Malatya’nın bu köklü ve mümbit mirasını geleceğe taşıma kararlılığıdır.

Stratejik Miras: Ata Tohumu

Tohum; geçmişin mirasını geleceğe taşıyan, insanlığın en temel yaşam kaynağı ve milli gıda bağımsızlığının sarsılmaz teminatıdır. Günümüzde iklim krizi ve biyolojik çeşitliliğin azalmasıyla birlikte tohumları koruma altına almak, sadece bir çevre faaliyeti değil, aynı zamanda bir "ulusal güvenlik" meselesidir.

​Binlerce yıllık tarımsal birikimiyle dünyanın en zengin genetik merkezlerinden biri olan Türkiye için bu servetin korunması; ancak devletin denetimi, akademinin bilimsel bilgisi ve yerel yönetimlerin saha tecrübesinin ortak bir paydada buluşmasıyla mümkündür. Geçmişin mirasını geleceğe aktardığı için atalık tohumun korunması, tanınması ve yetiştirilmesi tarımın geleceği için oldukça önemlidir. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğdular. Yerel tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye ettiler. Kanser başta olmak üzere her türlü hastalığın önemli bir sebebi GDO’lu (genetiği değiştirilmiş) ve hibrit tohumlardır. Bu tohumlar dünyada sadece sayılı şirketler eliyle bir silah veya kontrol mekanizması olarak kullanılır.

1. Küresel Güvence: 

"​Svalbard Küresel Tohum Deposu (Norveç): Kuzey Kutbu yakınlarında yer alan ve Kıyamet Ambarı olarak bilinen bu tesis, olası küresel felaketlere karşı dünya bitki çeşitliliğinin nihai yedeğidir" (Vikipedi).

Svalbard’dan Türkiye’nin Gen Bankalarına ​Dünya genelinde tohum koruma çalışmaları iki ana koldan ilerlemektedir: küresel yedekleme ve ulusal muhafaza.

​Türkiye’nin Kurumsal Çatısı: Ülkemizde bu mirasın en üst koruyucusu Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bakanlığa bağlı tarımsal araştırma enstitülerinde Tohumdan Fidana Yolculuk ARGE (araştırma-geliştirme) çalışmaları yapılmaktadır. TAGEM bünyesindeki Ankara Türkiye Tohum Gen Bankası ve İzmir Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü, tohumlarımızı modern teknolojiyle ve güvenli koşullarda muhafaza etmektedir.

Dünyanın 3’üncü gen bankası konumunda olan Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankası

Mirasımız Yerel Tohum Projemiz vesilesiyle toplanan ata tohumlarla birlikte binlerce genetik materyal burada çoğaltılıyor, yerli üretime değer katılıyor ve akademik araştırmalara da katkı sunuluyor. Hem geçmişimiz hem de geleceğimiz muhafaza altında tutuluyor. Bu sayede atalarımızın emeğini, bilgeliğini ve doğayla uyum içinde yaşama sanatını temsil eden tohumlar, nesilden nesile aktarılıyor. 

2. Kurumsal Güvence ve Yasal Çerçeve

​"Ata tohumu" olarak nitelendirdiğimiz yerel çeşitler, Türkiye’nin biyolojik servetidir. Ancak bu servetin korunması, "sosyal medya beğenilerine" değil, bilimsel denetime emanet edilmelidir.

​Yasal Durum: 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu, yerli tohumu yasaklamaz; aksine kontrolsüz ve sertifikasız ticareti engelleyerek genetik kirliliğin önüne geçer. Çiftçilerimiz ata tohumlarını ekebilir ve paylaşabilir; ancak ticari faaliyetler mutlaka denetim ve sertifikasyon gerektirir.

​Riskler: Sanal platformlarda ve sosyal medya gruplarında "takas" adı altında yürütülen denetimsiz faaliyetler; genetik kirlilik, patojen taşınması ve biyokaçakçılık gibi ciddi riskler barındırmaktadır. Tohum dolaşımı mutlaka bitki sağlığı sertifikasyonuna tabi olmalıdır.

3. Malatya Modeli: Akademi ve Yerel Yönetim İş Birliği

​Ata tohumu tartışmalarının en hayati halkası; akademi, çiftçi ve kamu arasındaki bağdır. Bilim sustuğunda, bilgi boşluğunu söylentiler doldurur.

​Saha Uygulamaları: Malatya’da Sultansuyu Tarım İşletmesi (TİGEM) ve Kayısı Araştırma Enstitüsü, atalık tohum üretiminde stratejik öneme sahiptir. Yeşilyurt Belediyesi gibi yerel yönetimlerin ilaçsız üretim denemeleri, bu bilimsel süreci sahaya yansıtan değerli örneklerdir. Akademi-belediye protokolleri sayesinde tohumlar, popülist söylemlerden kurtulup tescilli birer ekonomik değere dönüşebilir.

4. Eğitim ve Kültür: Yaşayan Tohum Müzeleri

Tohum koruma bilinci, çocuk yaşta kazanılan bir farkındalıktır. Türkiye’de bu alanda kıymetli örnekler mevcuttur. 

​Ankara Üniversitesi Tarım Müzesi: Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı tarım müzesi olarak Anadolu’nun binlerce yıllık üretim serüvenini belgeler.

Tohum müzesi örnekleri

Burdur TOKİ Yahya Kemal Beyatlı İlkokulu gibi okul müzeleri, yeni nesillere "Yeşil Vatan" bilinci aşılamaktadır.

İzmir Bornova Belediyesi Ekolojik tohum Merkezinde 1400’den fazla tür ve çeşitte tohum sergilenmektedir.

Bursa Yenişehir Şişecam Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde bir tohum müzesi oluşturulmuştur.

​Malatya Buğday Müzesinde yapılan sergileme, buğdayın topraktan sofraya yolculuğunu ve yerel kültürdeki yerini yaşatan önemli bir duraktır.

Üniversitelerin Sorumluluğu

İnönü Üniversitesi ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi bünyesindeki ziraat fakültesi, biyoloji, gıda mühendisliği, ziraat, bahçe tarımı bölümleri ile Kale Meslek Yüksekokulu süreci sadece izleyen değil, yön veren aktörler olmalıdır. Bilim insanlarının hazırlayacağı saha kılavuzları, yerel çiftçi için en güvenilir pusuladır.

​Malatya özelinde; İnönü Üniversitesi, Malatya Turgut Özal Üniversitesi ile Battalgazi Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi gibi köklü kurumlarda henüz resmi bir "müze" statüsünde yapı bulunmasa da, bu kurumlar bölgenin tarımsal kalbi sayılır.

​Bu kurumlarda çalışmalar "müze sergilemesinden" ziyade "uygulama ve üretim" odaklıdır. Öğrenciler ve akademisyenler, tohumun sadece sergilenmesiyle değil, toprakla buluşup yeniden üretilmesiyle ilgili aktif saha çalışmaları yürütmektedir.

5. Teknik Not: Doğru Saklama Koşulları

​Uzun ömürlü depolamada kullanılan kaplar, tohumları dış etkenlerden tamamen yalıtılmalıdır. Cam veya porselen gibi hava ve nem geçirmeyen materyaller en idealidir. Plastik veya kağıt torbalar, nem transferine izin verdiği için uzun süreli saklamada önerilmez. Çoğu sebze tohumu yaklaşık iki ila üç yıl tazeliğini korur, ancak soğan gibi bazıları bir yıl içinde bozulur.

Sonuç: Emaneti Bilimle Korumak

​Ata tohumları, milli gıda bağımsızlığımızın teminatıdır. Sosyal medya grupları bu mirasa görünürlük sağlarken, bilimsel metodolojiden uzak kalındığı sürece taşıdıkları risk, sunduğu faydadan ağır basabilir.

​Burada altı çizilmesi gereken gerçek şudur: Ata tohumu kutsal değildir; ancak paha biçilemez bir emanettir. Onu bilinçle, kayıtla ve bilimle koruruz; ya da iyi niyetle ama bilgisizce kaybederiz. Gerçek koruma; sanal heveslerde değil, Bakanlığın gen bankalarında, üniversite laboratuvarlarında ve yerel yönetimlerin bilimsel denetimli sahalarında gerçekleşir.

​Toprak Var, Tohum Var… İrade Yok!

Bu ülkede toprak var.

Bu ülkede tohum var.

Bu ülkede üretim bilgisi, iklim çeşitliliği, binlerce yıllık tarım hafızası var.

Üstelik yalnızca bunlar da yok.

Bu ülkede üniversitelerde ziraat fakülteleri var.

Tarım mesleki ve teknik anadolu liseleri var.

Araştırma enstitüleri, teknik personel, akademisyenler var.

Ama yine de buğday ithal ediyoruz.

Mısır ithal ediyoruz.

Ayçiçeği, soya, mercimek, nohut ithal ediyoruz.

Yetmedi, saman bile ithal ettik.

Ziraat fakülteleri, tarım mesleki ve teknik Anadolu liseleri olan bir ülke, samanı neden dışarıdan alır?

Sorunun adı kuraklık değil.

Sorunun adı nüfus artışı hiç değil.

Asıl sorun; üretimi değil, ithalatı “çözüm” sanan anlayıştır.

Çiftçiye “üret” deniyor ama mazotu pahalı, gübresi ateş pahası.

Eken zarar ediyor, ekmeyen kurtuluyor.

Köy boşalıyor, tarlalar ya atıl kalıyor ya da betonla kaplanıyor.

Üniversiteler var ama bilgi tarlaya inmiyor.

Okullar var ama mezunlar üretimde yer bulamıyor.

Bilim var ama planlama yok.

Plan var deniyor ama sahada karşılığı yok.

Sonra ne yapılıyor?

Üretim düşünce kapıları açılıyor: “İthal edelim.”

Buğdayı al, unu sat.

Ayçiçeğini al, yağı şişeye koy.

Toprağı olan ülke, ham maddeyi başkasından dilenir hâle gelsin!

Buna tarım politikası denemez.

Bu, tarımdan vazgeçmenin resmî adıdır.

Bir zamanlar mercimeği, nohudu ihraç eden bu ülke, bugün Kanada’dan bakliyat alıyorsa; mesele çiftçinin tembelliği değil, yönetenlerin basiretsizliğidir.

Yerel tohum konuşuluyor ama üretici korunmuyor.

Planlama deniyor ama hangi ürün nerede, ne kadar ekilecek belli değil.

Destek var deniyor ama destek hasat bitince açıklanıyor.

Tarım strateji değilse, nedir?

Gıda güvenliği bir ülke için savunma meselesi değilse, nedir?

Bugün ithalatla idare edilebilir.

Ama yarın o kapılar kapandığında ne olacak?

Toprak orada duruyor.

Tohum hâlâ elimizde.

Üniversite de var, okul da var.

Ama her yıl biraz daha üretme iradesini kaybediyoruz.

Bu yazı bir serzeniş değil.

Bu yazı bir uyarıdır.

Çünkü tarım bittiğinde, tartışacak hiçbir şey kalmaz.”

***

Yazının tamamı ve fotoğraflar için kaynak: https://fikridemirtas44.blogspot.com/2025/12/ata-tohumu.html

Fikri DEMİRTAŞ

KAPAK FOTO: Muş Ovası (Rıdvan Çelik)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız

22 yorum yapılmış

  • Batuhan Işık (1 ay önce)
    Kalemine sağlık arkadaşım..
    0
    0
    Yanıtla
  • İzzet Berktaş (1 ay önce)
    Fikri Bey, Aklınıza,,elinize sağlı. Aklın yolu birdir. Sizinde vurguladığınız konular Geçen hafta İzmir’de ‘Kooperatif Buluşmaları’ Başlığı altında kooperatif bağlamında her yönü ile Tarım konuşuldu Tarafların ortak değerlendirmesi ‘BÖYLE GİTMEZ’ yönündeydi. Küçük Aile İşletmelerinin göz ardı edildiği, gereken -desteğin verilmediği bir sürecin ancak bilimsel temelli, tarafların işbirliği ile hazırlanacak iklim değişikliğinin ona bağlı yağış rejiminde yaşanan değişimi dikkate alan uzun vadeli üretim planlamasıyla çözülebileceği vurgulandı. Yazın için teşekkür ederim.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Arman kures (1 ay önce)
    Türkiye 2002 yılında kendine yetebiln dünyada 5 ülkeydi akp tarım toplumu olan ülkeyi oy almak için kırsal da şehire göç ettirerek belediyeler vasıtasıyla kentte yaşayan köylü mesleksiz insanlara ekmek vererek oy topladı kamu malları kendini yandaşlarına peşkeş çekti bu köylü toplumunda oy aldı satılan kamu malları için alkış çaldı şimdi 5 market te muhtaç duruma düştüler insanları bankalara borclandirdilar hiç geleceği olamayan inssan yetişti bu ülkede bütün tarım ürünleri dışarda geliyor besleme bir toplum olduk dinin siyasallasmasi sonucu öğretilmiş çaresizlik kullanışlı insan tipi oluştu
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Ülke adeta uretmemek üzere dizayn edildi. Boş tarlalara dönüm başı teşvik verildi. Üretim kabızı bir toplum olduk. Şeker,tekel, Sümerbank çimento yabancı şirketlere peşkeş çekildi
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Ş. Nurdan Ballı (1 ay önce)
    Sevgili okul arkadaşım her zaman olduğu gibi çok önemli bir durum tespiti yapıp kaliteli, genetiği ile oynanmamış tohumların üretimde daha yaygın ve doğru bir şekilde kullanılmasının önemini vurgulamış. Kutlarım.Bizler her sebze, meyve yediğimiz de görüntü evet o ama lezzetin gerçeğiyle ilgisi yok der hep hayıflanırız. İnşallah bu tür çalışmalar daha çok kişiye ulaşır ve insanlık olarak doğru gıdaya daha fazla ulaşırız. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Arkadaşım Fikri'yi de bizi böyle muhteşem bir çalışmadan haberdar ettiği için ayrıca kutluyorum.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Cafer Dogan (1 ay önce)
    Ülkemiz topraklarında yetisen tarımsal ürünleri geçmişten geleceğe ulaştıran tek kaynagi ata tohumdur.Ata tohumuyla üretilen sebze ve meyvelerin tadı, lezzeti, aroması ve taşıdığı besin değeri oldukça yüksektir.Ancak sağladığı kalitesinin yanında, verimi sürekli artan nüfusu beslemekte yetersiz kalacağı düşüncesi, insanlığı yeni alternatifler yaratma çabasına yöneltti.Bu çabalar sonucunda genetik yollardan zenginleştirilmiş(GDO'lu tohum), çevre ve iklim koşullarına daha dirençli olan hibrit tohum alternatifini yaratmistir.Ulkeler artık tek tek, tarımda bu tohumların kullanilmasını zorunlu kılan yasal düzenlemeler yapmak durumuyla yüzleşmek zorunda bırakılmıştır.Bu konuda diğer yorumlarda geçen dünya tohum piyasasını elinde tutan güçlü tekeller siyasal ve ekonomik gücünü kullanarak gelişmekte olan ülkeleri kiskacina alıp kendilerine bağımlı hale getirmektedir.Zaman zaman ata tohum tescilli olmadığı için ekimine yasak koyabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, mis gibi kokan 50-60 sene öncesinden damaklarimizda bıraktığı tadı ve lezzetiyle animsadigimiz yerli domates vd sebze ve meyve arayışına itmesi, ata tohumları kiymetlendirmistir. Guzel bir araştırma olmuş ve kiymetli önerilerde bulunman itibarıyla kendi adıma sana teşekkürlerimi sunuyorum Fikri hocam.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • İbrahim Alaattin Ateş (1 ay önce)
    Fikri Bey'in çok önemli bir konudaki bu yazısını okudum. Tespitler doğru. Özellikle dünyayı kasıp kavuran pandemi döneminde gıdaya olan talebi hepimiz gördük. O nedenle bir tarım ülkesi olarak kendi kendine yeten ülkeler konumuna tekrar dönmeliyiz. Tabii bu dönüşü yaparken Anadolu'da binlerce yıldır kullanılan bu iklime adapte olmuş Ata tohumları ile yapmalıyız. Bir defa ürün aldıktan sonra çekirdeği bile olmayan hibrit tohumlara veda etmeliyiz Bu vesile ile önemli bir konuyu ele aldığından dolayı Sayın Fikri Demirtaş'ı yürekten kutluyorum
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Bilal Tay (1 ay önce)
    En değerli eşyalarımızı muhafaza eder gibi ata tohumlarını da devlet olarak muhafaza ediyoruz. Özelde kendi nüfusumuzu, genelde dünya nüfusunun ata tohumlarıyla doyurulması mümkün değil. Ancak ata tohumlarından yararlanılarak yüksek verimli yeni ve milli tohumların ıslah edilmesi çok çok zaruri. Yazar Fikri Demirtaş'ın da değindiği gibi tohumu bir silah gibi kullanan ülkeler var. Buğday ve saman ithalatı ile alakalı bilgiler eksik ve hatalı. Yaklaşık 21 milyon ton buğday ihtiyacımızın tamamını karşılayacak üretimimiz var. Ancak toplam olarak 6 milyon ton civarında başta un olmak üzere makarna, biskivi, ekmek vb. unlu mamüller ihraç ettiğimiz için stokta oluşan buğday açığını ithalat yolu ile karşılıyoruz. Samana gelince bu bilgi tamamen yanlış. 25 milyon ton üretimin 18 milyon tonu hayvancılıkta kalan ise endüstride hammadde olarak kullanılıyor. Burada bahsedilen sorunların kaynağı yönetimin basiretsizliği falan değil tamamen yasalarla, kurumlarla, toplumla ve anlayışla alakalı. Dünyanın en güçlü ve en zengin ülkelerinin yöneticileri ile birlikte tüm yönetim kadrosunu da getirseniz sonuç bundan daha iyi olmaz.
    %67
    %33
    Yanıtla
  • Mustafa AVCU (1 ay önce)Bilal Tay isimli kullanıcı yorumuna
    Eğer günlük alışverişinizi yaparken aldığınız pirinç,mercimek,nohut paketlerinde ki ambalaj etiketini incelerseniz Kanada menşeli ürünleri görürsünüz. Doğu Anadolu, Erzurum, Muş,can ovaları hayvancılıkta dünyayı besleyecek durumdayken dışardan et ithal ediyoruz. Asgarî ücretli ayda iki kilo et alamıyor. Evet haklısınız bu yaşananlar hükümetin basiretsizligi değil tercihidir. Tercih emekciden, üreticiden yaba değil varsıldan yanadır, saygılar
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Şahin Doğan (1 ay önce)
    Ata Tohumu Tankdan, Top'dan Daha Stratejiktir... Güvenlik denildiğinde zihinlerimiz çoğu zaman tanklara, toplara gider. Oysa insanlık tarihinin en derin, en sesisiz en güvenlik meselesi toprağın bağrında saklıdır. Tohum. Ata Tohumu, yalnızca bir tarım girdisi değil; bir milletin hafızası, bağımısızlığı ve geleceğe dair iradesidir vesselâm. Fikri Demirtaş kalemine sağlık
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Süleyman Özerol (1 ay önce)
    Üniversite bünyesindeki Ziraat fakültesi biyoloji gıda mühendisliği Ziraat bahçe tarım bölümleri ile meslek yüksekokulu süreci sadece izleyen değil yön veren aktörler olmalıdır. Bilim insanlarına hazırlayacağı alan kılavuzları yerel çiftçi için en güvenilir pusuladır 65 yıl öncesinden fazlasını iyice anımsıyorum ama hiçbir zaman bu üniversite dediklerimiz köylerimize gelmedi. Bir zamanlar teknik ziraat müdürlüğü zira amiral mücadele müdürlükleri vardı şimdi adlarını değiştirdiler ne yapıyorlarsa... Sorunu olan ilçeye gidip orada çözmeye çalışıyor alanda kimseyi görmüyoruz. Elbette ki tarım ölecektir. Nasıl olsa herhangi bir ülkeden buğdayı da alırız arpa da alırız Samandağ alırız çöp de alırız.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Birsen Peksen (1 ay önce)
    Ülkenin tarım politikası tüm gerçekliğiyle anlatılmış.Gerek ilçelerde gerekse şehirlerdeki betonlaşma ile tarım arazileri hızla tüketiliyor.Ben Edremit/ Akçay'dayım.Cennet Ayağı denilen yer, bu bölgenin tarım pastası denilen alanı.Her yer acımadan site adını verdikleri modern hapishane dediğim yapılarla doluyor.Uljenon her yanı böyle.Bir de maden arama şirketlerinin yaydığı zehirle kirlenen hava, şu, toprak olayı var ki, doğal tarım hakgetire. Sorun ve çözümleriyle yine harika bir araştırma yapmış Fikri öğretmenim. Tebrik ediyorum.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Mustafa Avcu (1 ay önce)
    Araştırmacı yazar Fikri Demirtaş'ın bu hayati önem taşıyan yazısının özü yine Kendi yazdığı yazının içinde yer alan tarım biterse tartışacak hiç bir şey kalmaz özdeyisinde gizlidir. Bu gün ülkemizde uygulanan yanlış politikalar sonucu, tarım da hayvancılık da bitme aşamasına gelmiştir. İlgili bakanlıklar üreticiyi destekleyeceği yerde dışardan canlı hayvan, dışardan sap saman, dışardan, mercimek nohut ithalatını desteklemekte hem ülke kaynakları şirketlerin kasasına aktarılmakta hem de yerli üretimin can çekişmesi gerçekleşmektedir. Bu konuda Ziraat odaları,meslek odalarıyla iş birliği yapılmalı. Üretici bilinçlendirilmeli, yıllık planlamayla üretim planlanmalıdır. Toplumların kalkınmasının temeli üretimden geçer. Üretmeyen toplumlar başka ülkelerin tutsağı olmaya mecburdur. Üretim kalkınmanında temelidir. Evet sozde yerli tohum yasaklanmamış ama uluslar arası tahkim yasası ile sınırlanmış, sertifikası olmayan mahallî ürünler sınırlandırılmıştır. Bu sadece tohumda değil, yumurtadan, et ürünlerine kadar uygulanmak istenmiş ama uygulama sürece yayılmış yada toplumsal tepkiler nedeniyle geri çekilmiş askıya alınmıştır. Bu konuda çok uzun yazılar yazılabilir. Yarattığı toplumsal duyarlılık ve bilgilendirici yazı için Fikrî Hocam ay teşekkür ediyorum
    %100
    %0
    Yanıtla
  • ADİL AKTAŞ (1 ay önce)
    Değerli gezgin öğretmenim Fikri Demirtaş hocamın bu izlenimleri ve yazısı gerçekten önemli ve değerli. Çünkü günümüzde GDO diye tabir edilen genetiği değiştirilmiş organizmalarla hem tarım yapılmakta hem insan sağlığı hiçe sayılmakta. Oysa ki olması gereken tamamıyla doğal ve atalarımızdan bize kalan tohumlarla tarım yapılması üretim yapılması ve bunun yaygınlaştırılması ama maalesef ki küresel gıda tekelleri bunu engellemekte ve kendi kazançlarına kazanç katmak için doğal tohumu ve atalık tohumu yasaklamaktalar ve bu konuda iktidarlara baskı yapmaktalar Türkiye'de bunlardan bir tanesidir. Ben de bu tohumlardan edindim ve en kısa sürede ekimini ve üretimini gerçekleştireceğim ve fazla olan tohumları da dağıtmak üzere gruba teslim edeceğim eline koluna kalemine sağlık Fikri hocam güzel bir konuya temas etmişsin
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Faruk Öztürk (1 ay önce)
    Son yıllar da yerli tohum konuşun da ciddi bir farkındalık var. Yazınızda da altını çizdi gibi gibi bu iş ciddi, işi bilenler ve bir disiplin içerisin de yapılmalı. Yazınızı zevkle okudum. Ellerinize sağlık..
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Deprem (1 ay önce)
    Bende son on yıldır şunu saunmuşumdur:Ya yeter artık bu kadar kayısı dağ taş kayısı.Daha fazla kaysı dikilmesine izin verilmesin.Onun yerine buğday ekilmeli sulu-susuz farketmez hersene ekilmeli ve depolanmalı kuraklık kapıda.Bir kilo kaysı karın doyurmaz ancak depremde gördük bir ekmek karın doyurur..
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Mustafa Güldoğan (1 ay önce)
    Sevgili Fikri hoca malatyanın bereketli toprağı olan batalgazi( Eski malatya)nın eski sebze üretim merkezi olduğunu günümüzde yerini kaysıya birakmiş olduğu tesbitiniz doğru.Tarım bakanlığın bilimsel tarım için yetesiz olduğu bunun için önerilerizniz önemli bir tesbitir.Böyle bilimsel bir tarım ile katmadeğeri yüksek ürünler üretilebilir. Malathaber için araştımalar devamını bekleriz.Elinize sağlık. DR MUSTAFA GÜLDOĞAN
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Mustafa Şahin (1 ay önce)
    Yerli tohum dururken ata tohum neyin nesi? Zaten tohumsuz bitki olmaz. Bu konu,bilim adamlarının konusudur. Ben, ne yorum yapabilirim ki? Ziraat Fakültesi Hocaları dururken... Saygı ve sevgilerimle. Uz.Dr. Mustafa Şahin.
    %50
    %50
    Yanıtla
  • Mustafa Cansız (1 ay önce)
    Konu enine boyuna irdelenmiş. Toparlayıcı bir yazı olmuş. Ata tohumu ürünleri pazarda diğer ürünlere göre daha yüksek fiyattan alıcı bulursa bu tohumlar yaşar. Onları tercih edecek bilinçli tüketici var mı? Halk zor durumda. Karnını doyurma arayışında. Doyayım da nasıl doyarsam doyayım derindeler. Tecimsel olmasa da hobi sahiplerinin bu tohumu ekmesi, değiş tokuş yapmaları iyi bir başlangıç. Yaygınlaşarak sürmeli.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • New Melita (1 ay önce)
    Malatya da güzel işler yapan, güzel insanların,güzel fikirleri az da olsa varmış.Gönüllülk temelinde yapılan etkinliğe emek veren herkese canı gönülden teşekkür ederim.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • NİZAMETTİN OPANOĞLU (1 ay önce)
    Fikri kardeşim, ülkemiz tarımı için böyle hassas ve son derece önemli bir konuyu gündeme taşıdığınız için çok teşekkür ediyorum. Bir tarımcı olarak, ülkemiz tarımının önceliklerine baktığımızda, sağlıklı ve sürdürülebilir, aşırı pestisit kullanımından uzak üretim mantığı yerine, maalesef ithal tohum,yoğun pestisit kullanarak daha çok üretim mantığı öne çıkarıldı. Artan nüfusla birlikte bu yöntem bir derece doğru olsa da, kontrolden uzak, menşei bilinmeyen tohumlar, üretim aşamasında kullanılan içeriği net olarak bilinmeyen yüzlerce ticari bitki besin elemenlteri,en önemlisi de kullanılan aşırı tarım ilaçları,bir yandan insan sağlığını ciddi anlamda tehdit ederken,bir yandan da önce topraklarımızın ve bilahare yeraltı sularımızın kirletilmesine sebep oldu. Çocukluğumuzda İzolulda Fırat vadisinde yetiştirilen, tarım ilaçları ile hiç tanışmayan sebze ve meyvelere maalesef hasret kaldık. Birileri bunu yine yapın,sizi engelleyen mi var diyebilir. Dört bir yanınızı çevreleyen tarım alanlarında siz her türlü tarım ilacını kullanan üreticiler olduktan sonra istediğiniz kadar doğruyu yapmaya çalışın doğruyu bulma şansınız yüzde bir bille olamaz.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • İsrail tohumu (1 ay önce)
    Peki size bir soru: yıllarca ata tohumu yerine İsrail tohumu ekilmesini kim teşvik etti? Ata tohumu yasaklandı?
    %89
    %11
    Yanıtla