Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığınca, "Uğur Mumcu'yu Anıyoruz, Adalet ve Demokrasi Paneli" gerçekleştirildi.
CHP, araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılında Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Adalet ve Demokrasi Paneli” düzenledi. Panele CHP Grup Başkanvekili Av. Ali Mahir Başarır, gazeteci-yazar Mustafa Balbay ve CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba konuşmacı olarak katıldı. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte Uğur Mumcu’nun fikirleri güncel siyasi gelişmeler ışığında değerlendirildi; tarikatlar, yapılanmalar, uyuşturucu ticareti, yargı bağımsızlığı, yoksulluk ve demokrasi krizi sert bir dille eleştirildi.
“Mumcu, Haklı Çıktı!”
Dini cemaatlere yüklenerek sözlerine başlayan Ali Mahir Başarır, “Şöyle bir düşünüyorum. Milletvekili olduğum günden bu yana Memleketim dışında en çok Malatya'ya gelmişim. İyi ki gelmişim. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi çok kıymetli ağabeyim. Aslında kendisini bir aile gibi gördüğüm Sayın Veli Ağbaba. Tabii ki sizlersiniz. O sıcak, o yürekli insanlar. Bugün yine buradayız. Çok değer verdiğim milletvekilliği yapmış bu ülkenin aydınlanma sürecinde büyük katkılar vermiş ve vermeye devam eden Mustafa abi ile gelmemeli çok mutlu ettim. Ve tabii ki son yüzyılın en önemli aydınlarından birini kalp ve dizisinin 33. yılında almak üzere kalıyorum. Aslında o bugünleri tarif etmişti ve uyarmıştı. Benim güzel ülkemin güzel insanlarını laiklik vurgusunu, hukuk adalet vurgusunu, denetlenebilen şeffaf bir devlet vurgusunu, çetelerin tehlikesini hep anlatmıştı. Bu yüzden öldürüldü. Hala failine ulaşamadık. Ama 33 yıl sonra anlattığı her rezaleti maalesef ki bugün yaşıyoruz. Üzülerek söylüyorum. Uğur Mumcu en çok tarikatların işte İzmir'de en son gördüğümüz menzil tipi yapıların devlet ve ülke için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlatmıştı. FETÖ'yü anlatmıştı. Din ve devlet işlerinin ayrılmasının, tarikatların devletten uzak tutulmasının önemine değinmişti. Ama görüyoruz ki 10 yıl önce yaşadığımız FETÖ gerçeğine rağmen hala bu ülkede ona benzer yapılan almalar baş kaldırmış. İzmir'den de bizlere güya sizlere, devlete gözdağı vermeye kalkıyor. Buna izin vermeyeceğiz, asla vermeyeceğiz. Menzil ve benzeri tarikatlar devlette Yine Uğur Mumcu silah tacirleriyle savaşmıştı. Uyuşturucu tacirleriyle savaşmıştı. Bu bataklığın kurutulması gerektiğini söylenmişti. Devlet de bu yapılarla ilişkide olan, çetelerle ilişkide olan isimleri deşifre etmişti. Ne oldu? 33 yıl sonra her sokakta bir torbacının her apartmana gelen uyuşturucu tacirliğinin olduğunu gördük. Doğru söylemiş. Ama buradan bir kez daha söz veriyoruz. Sanatçıyı yakalar, sporcu yakalar, torbacıyı yakalar. Ama Escobar'u yakalamaz. O da bize düşecek. Türkiye'yi Escobar'lardan temizleyeceğiz. Maalesef ki zaman durum Uğur Mumcu'yu haklı çıkardı.” dedi.
Tarihsel süreç içerisinde değerlendirmelerde bulunan Başarır, şu ifadelere yer verdi;
“Bugünün Türkiye'sini, demokrasisini, hukukuna, adalet sistemine değerli dostlar, 1923'ten bugüne kadar çok farklı hayata geçtikten sonra 60 darbesini gördük, 80 darbesini gördük, ara darbeleri gördük. Ve bunlar 3 yıl, 4 yıl etkileri oldu ama bu halk yine İradesine bin dik çıktım. Ama 23 yıldır maalesef ki demokrasiyi, hukuku daraltan ve bu ülkede düşünen, direnen, demokrasi isteyen halka balyoz gibi vuran bir iktidar var. Darbeyi ve sonuçlarını aslında biz 23 yıla yayılarak hissettik. Ve bugün gelinen noktada milletvekilinin cezaevinde olduğu, milyonlarca insanın oyuyla seçilen belediye başkanlarının tutuklu olarak cezaevinde olduğu, gazetecinin, sanatçının tutuklandığı bir dönemdeyiz. Maalesef ki devletin demokrasiyle yürütülüp yürütülmediğini yasama, yürütme, yargı erkânı ilişkisiyle görürsünüz. Eğer yürütme ve yasama yargı tarafından bağımsız olarak denetlenebiliyorsa o ülkede demokrasi vardır. Ama yürütme yargıyı atıyorsa o yargı muhalefeti tutukluyorsa o ülkede faşizm vardır. Bugün olduğu gibi. O sebeple direnmek zorundayız. Mücadele etmek zorundayız. 100 yıldır tüm kazanımlarımızı birer birer kaybettik, kaybetmeye devam ediyoruz. İktidarın ağzına bakan yargıçlar, savcılar maalesef ki bu ülkede muhalefetin alanını daraltmak istiyor. Bizleri tehdit ediyor, konuşturmak istemiyor.
Bizler üzerinden sizlere göz dağı veriyor. Tweet atan, yorum yapan, sokakta röportaj yapan insanlar tutuklanıyor. 80'de böyle bir şey yoktu. 60'ta da aslında böyle bir şey yoktu. Dediğim gibi 3 yıl yaşıyorduk. İnsanlar tutuklandı, kitaplar toplandı. 23 yıldır aynı şeyi yaşıyoruz. Biz buna mecbur değiliz ve mecbur olmamalıyız. Bu direnci hep beraber göstermek zorundayız. Bakın, eğer bir ülkede hukuk esaret altındaysa hukuk yoluyla insanlar susturuluyorsa hukuk yoluyla ülke soyunurken suçsuz günahsız insanları yolsuzluk algısıyla cezaevine atılıyorsa sözün gittiği Yerdeyiz. Neden bu yapılıyor? Her anket sonucunda oyları düştüğünde bir belediye başkanını tutukluyor. Bir gazeteciyi tutukluyor. İşte bu yüzden bu seçim Sayın Ağbaba'nın dediği gibi çok önemli. Tutuklamasının önemi yok. Sayın Balbay 5 yıl yattı. Bakın dimdik Allah açık karşınızda. Onu yargılayanlar nerede? Biri Amerika'da mezarda, biri Almanya'da kaçak, diğerleri cezaevinde. Biz ama buradayız, alnımız açık. Bunları konuşurken bir şeyi atlamayalım. Bakın yoksullaştırılmış bir Türkiye var. Bu ülkede devlet halkına iki temel hizmet verir. Bir Barınma. Bugüne kadar hiçbir topakta yaşamadık herhâlde. Hani diyor ya traktörü de ben getirdim, buzdolabını ben getirdim. İki beslenme. Bugün Malatya'da da Mersin'de de bir aylık emekli maaşıyla bir aylık ev kirasını verebiliyorsun. 20 kilo kıymayı ancak alıyorsun. Demek ki gelinen noktada Devlet ve iktidar milyonlarca işçisine, emeklisine ne barınma hakkını veriyor ne beslenme hakkını veriyor. Bakın bu anayasal bir hak. Ve buna direnen emekli derneklerini gördüm. Muhtarlarımı gördüm. Sendikaları bizleri suçluyorlar.
Sayın Veli Baba kürsüye tabutla geldiği için saldırdılar. Milletvekilleri saldırdı. Bir an için mecliste yabancı birileri mi geldi dedim? Bunlar kime saldırıyor? Ne oldu? Meclise fiili bir saldırı mı oldu edep? Olay adam Emekli'nin hakkını savunmak için tabut getirmiş. O tabutu parçalamaya kalktılar. Allah Allah! Ha anladım. Bunlar siyasi olarak mefta olduğu için bu tepkiyi veriyorlar. Ama Şunu bilmiyorlar. Bu toplum, bu ülke 19 Mayıs'tan bugüne kadar direne direne değil, direne direne kazandı. O yüzden kimse emekliye, işçiye gariban falan demesin. Onlar gariban falan değil. Asıl siyasi gariban ve akıl fukarası onları gariban ve Yoksul olarak görenlerdir. Hatta bakın tabuta saldıranlar meclis öyle bir hale gelmiş ki son beş oturumun dördü bu haftayı saymıyorum. Milletvekilleri, AK Parti'nin milletvekilleri meclise vaziyet etmedikleri, gelmedikleri için yoklama alamadıkları için kapandı. Ve emekli emekli zammı görüşülürken yoklama istedik. Sahte pusula verdiler. Ya bu emekliye eziyet etmek için bu çabanız nedir? Sahtekarlık bile yapıyorsunuz. Ben anlamıyorum. Utanmasalar Duran Kuzu için de pusula verecekler ama öldü. O öldü. Daha iyisi Utanmadan, sıkılmadan, sahte pusula verenler, meclise katılmayanlar, emekliler için önergelerde tek cümle konuşma var. O yüzden ben Sayın Veli Ağbaba'ya, milletvekili grubumuza çok teşekkür ediyorum. Türkiye'de bir gerçeği ortaya koydular.”
“Bizim Sesimiz Oldular”
Mumcu suikastını aktaran Mustafa Balbay, “Her şeyden önce şunu vurgulamak isterim ki Malatya benim 40 yıllık sivil bir esaretimden sonra özgürlüğüm, bildiklerime kadar hissettiğim ilk şehir oldu. Arkadaşlarımız Ergenekon'dan tutuklu günlerimizden söz ettiler. Ben ağırlıklı olarak Uğur Mumcu ve ardından bugünün Türkiye'sine değineceğim. Ama şunu vurgulamadan geçemem. Ergenekon günlerinde biz kendimizi topluma 2. yıldan itibaren anlatabildik. Bu anlatmamızda da en büyük pay bunu her yerde vurguluyorum ama en anlamlı yerin burası olduğuna inanıyorum. Özgür Özel ve Veli Ağbaba'nın Silivri ziyaretleridir. 15 günde bir Bazen haftada bir Silivri'yi ziyaret edip bizim sesimiz oldular. Hak arayanın, özgürlük arayanın, adalet arayanın yanında oldular sevgili dostlar. Bu anlamda kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Tabii özgürlükte ilk geldiğim yerlerin başında gelen Malatya'da pek çok Her yaştan genç kardeşimize fotoğraflar çektirdik. Beraber olduk. Manisa Gençlik Kollarından da beraber olduklarımızdan olduklarımız vardı. Ama onlardan o gün fotoğraf çektiklerimizden ikisi iki Ekim günü karşımızda alçakça bir saldırıdan sonra katledilmişlerdi.
10 Ekim saldırısında yaşamı yitiren gençlerin Malatya Gençlik Kolları'nın üyeleri başta olmak üzere bütün yaşamını yitirenler önünde de saygıyla eğiniyorum sevgili kardeşlerim. Tabii Malatya'ya dün geldim. Bu sabahta biraz erken saatte hem şeker fabrikasının önünden ileri daha sonra tren garına doğru biraz koştum yürüdüm. Pek çok konteynerle karşılaştım. Orada güne başlamış insanlar vardı. Tabii onlarla birlikte ve bu salonda da görüyorum ki Malatya'nın evet sorunları büyük ama bu sorunları aşma iradesi daha büyük sevgili kardeşlerim. Açacağız. Sizin iradenizle, kararlarınızla hep birlikte açacağız. Türkiye'nin sorunlarının yanı sıra Malatya'nın da ayrıca yaşadıkları var. Bunları ancak ve ancak halkın iktidarı çözebilir diye düşünüyorum sevgili kardeşlerim.
Şimdi Uğur Mumcu'yu sizlere ve anlatırken şuradan başlamak istiyorum. 1992 Temmuz ayı Uğur Mumcu'nun aracına bomba konulmasından 7 ay önce Uğur Mumcu çok güvendiği iki güvenlik uzmanlığın evine çağırdı. Bunun birebir tanığı eşek birde alanı. O Bu iki güvenlik uzmanına şu soruyu sordu sevgili Malatyalı kardeşlerim. Uğur Mumcu onlara şu soruyu sordu. Ben nasıl öldürülürüm? Bir muhatap edin. Karşı çık bir soruyu sorabilir. Ben nasıl öldürülürüm?” dedi.
90’lı yılların faili meçhul olaylarına değinen Balbay, “O günün Türkiye'sinde aydınlar art arda gerek araçlarına konulan bombayla gerek Evlerine gönderilen bombalı kitaplar gerek kurşunla 31 Ocak 1990 Profesör Muammer Aksoy 7 Şubat 90 Çekirge Meç 4 Eylül 1990, Turan Dursun. 6 Ekim 1990, Bahçelievler Çukuru. Herkes soruyor, sıra kimde? Ve o sorunun sorulduğu günlerde Muammer Aksu'nun fotoğrafını, çerçeveli fotoğrafını en önde bir kişi taşıyor. Uğur Mumcu. Ağabeyim dediği, hocam dediği, gürsever insan dediği Muammer Aksu'nun o Atatürk'ü düşünce derneğini kurduktan 7 ay sonra öldürülmesiyle beraber onun sonuna kadar yanında yer aldığı manalar sunuyor.
İşte Uğur Mumcu sevgili dostlar böyle bir şey böyle Ben o Uğur Mumcu'ya iki güvenlik görevlisi ilk soruyu şöyle sordular. Evinize düzenli girip çıkar mısınız? Hayır dedi. Ne zaman gideceğim, ne zaman çıkacağım belli olmuyor. "Tamam." dediler. Eve posta gelince kim alır? "Ben almam." dedi. "Tamam." dediler. Eve misafir gelince kapıyı ilk kim açar? "Ben açmam." dedim. "Tamam." dediler. "Aracı kim kullanıyor?" diye sordular. "Uğur Mumcu ben kullanıyorum." dedi. Güvenlik uzmanları sustular. Ve tabii Uğur Muncu gerçekten önemini alıyordu. Bize de anlatır. Ben 30'lu yaşlarda genç Cumhuriyet'in Ankara'da haber yokmuş Haber Merkezi Müdürlüğü. Daha önce Ankara Haber Merkezi Müdürlüğünü yapıyordum. Çok büyüktü tabii Uğur Mumcu gözümüzün önünde. O gün ayrıca yaş olarak da büyüktü. 51 yaşında öldürüldü. Ben 40'lı yaşlardan itibaren o benim mesai büyüğüm oldu. Ben işte çelik diye kullanıyordum. Çıkınca ilk 150 metre ileriden bu tarafa doğru baktığım gibi her türlü önlem alıyordum. Ama ölümün gelmekte olduğunu biliyordum. Ve buna rağmen kitaplarının girişinde de sık kullandığım gibi, geri geldikçe de yazılarında kullandığı gibi şunun şiarı bilmişti sevgili dostlar. Korkak bin kez ölür, cesur bir kez ölür. Peki nerenin uğruna ölümü göz aldı Uğur Mumcu? Kuvva-i Milliye'yi savunanın o bir tek daha eksi. Bütün ruhuyla, yazılarıyla, kalemiyle Cumhuriyet'i, devrimlerini ve bağımsızlığı savunmuştu. Ve öyle savundu ki sevgili dostlar, adeta bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin hani Türkiye İttifakı diye önermesi gibi gibi düşünmeyenler bile ona güvendiler.” açıklamalarına yer verdi.
“Çok önemli işleri yapıyoruz”
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Her toplantı sonrasında söylüyorum. Hep beraber Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev alanlar herkes elini taşın altına koyup bir şeyler yapmak istiyor. Ama cesareti bu salonu dolduran sizlerden alıyor. Sizlere de büyük bir alkış istiyorum. İyi ki varsınız. Sizler var oldukça Cumhuriyet Halk Partisi var olacak. 2011 referandumunda hazır hatırlayın 2011 referandumunda demokrasi gibi sunulduğu, demokrasi gelecek darbelerle hesap olacak gibi görünüyor. Maalesef buna bazı kendi insanlarla destek vermeye o zaman da Cumhuriyet Halk Partisi ifade ediyordu ve haklı çıktı o 12 Eylül 2010 referandum öncesinde bir yol temizliği yapıldı nasıl bir yol temizliği yapıldı Türkiye'de Türkiye'de eli kalem tutan aydın diye tabir ettiğimiz birçok insanı gözaltına aldılar sürtürmeye çalıştılar unuttuk belki örneğin İlhan Sevinç gecenin 4'ünde Yine Türkiye'nin herhâlde en başarılı sivil toplum kuruluşu başkanı kanser hastası Türkan Saylan'ın evinden gözaltına almaya çalıştılar. Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ı gözaltına almaya çalıştılar.
Öyle bir çuval yaptılar ki o çuvalın içerisine herkesi koydular. Hepimiz sağcı solcu en çok duyarlı olduğumuz ve hiç laf söyletmediğimiz bir grup vardı. O da asker, Türk askeri. Sağda da olsak, solda da olsak Türk askerine hiçbirimiz laf söyletmeyiz. Maalesef bu ortaklık Maalesef CHP, AK Parti ortaklığı Türk Silahlı Kuvvetlerini unutmayalım diye söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerini bir terör örgütü olarak mahkeme kararıyla nitelendirdi. Tekrar söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerini terör örgütü olarak nitelendirdi. Dönemin Genel kurmay Başkanı İlker Başbuğ iki ağırlaştırılmış müebbet hapis aldı. Cezası suçu ne? Terör örgütü yöneticisi olmak. Karargâhın tamamı Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Komutanı, Genel Sekreteri tüm orduyu cezaevine attılar ve onlara gittiğimiz zaman diyorlardı ki biz kimi zaman cephede mücadele ediyoruz. Kimi zaman da askerliğimizi Silivri'de yapıyoruz diyorlardı ve onlar haklı çıktı. Onları da burada tekrar selamlamak istiyorum ama haklı çıktılar ama maalesef Türk Silahlı Kuvvetlerine onarılmaz bir yara açtılar. Düşünün ki 2011 ile 2015 arasında terfi eden tüm generallerin terfisinin altında Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası var. Bunu niye söylüyorum? O terfi eden paşalar, generaller darbe yapmaya kalktılar bu ülkeye. Meclisi bombaladılar, Boğaz Köprüsü'nü bombaladılar.
Bunu şunun için söylüyorum. Bakın her zaman haklının yanında durabilmeliyiz. İnsan olmanın ön koşulu haklı olanın yanında durmak güçlü olanın yanında değil. Biz o zaman da haklının yanındaydık, bugün de haklının yanındayız. Mustafa Balbay cezaevinde çok sık sık ziyaret ettik. O da ağırlaşmış hapis aldı ama hiç inancını kaybetmedi. Buradan bir dava süreci tekrar devam ediyor. Bir darbe mekanizması tekrar çalışıyor şu anda. O darbe mekanizması çalışıyor. Yine biz hakkının yanındayız. Birileri köşelerinde, sağda solda insanların hem siyasi namusuna hem kişisel namusuna laf söylemeye çalışıyor. Buradan hepiniz adına hepimiz adına Sayın Mustafa Balbay'a teşekkür ediyorum. O bu süreç tamamen açığa çıksın, tamamen doğru yanlış ne olsun diye tarihe not düşüyor ve işi gücü bırak Bırakmış, tamamen bu davalarla uğraşıyor.
Değerli arkadaşlar, bir kirli operasyonda bir darbe ile karşı karşıyayız. 19 Mart darbe darbesi. Bakın burada hatırlayın, ne diyorlardı? Birbirlerinin yüzüne bakamayacak diyorlardı. Para çıktı diyorlardı. Park yerinin altta 2 milyon dolar para var dediler. İşte ne dediler? Ekrem’in lüks araba garajı dediler. Hepsi yalan çıktı. Lüks araba garajı bir MHP milletvekili ile ait olduğu ortaya çıktı. Hala 2 milyon doları bulamadılar. Ekrem İmamoğlu'nun babasının tarlasında, babasının bahçesinde para arıyorlar. Hala bir kuruş para bulamadılar. Ne dediler? Kadriye Kasaboğlu paraları almış, arabasıyla şu plakalı araçla Atina'ya gitmiş dediler. Ortaya çıktı ki o tarihte Kadriye Kasaboğlu'na ait arama değil bir başka aracının daha 2015'ten sonra pardon 2021'den sonra satın almış. Yalanlar bir bir ortaya çıkmaya devam ediyor. Bugün hep beraber haklıların yanında olmalıyız. Bakın, bu bir rövanş. Bu bir 31 Mart seçimlerinin rövanşı. Şimdi dün evvelsi gün Esenyurt Belediye Başkanı Türkiye'nin en Büyük İlçesi'nin Belediye Başkanı Ahmet Özer hapis cezasına çarptırıldı. Devlet Bahçeli de "Teröristsiz Türkiye ruhuna aykırıdır." dedi. Bakın terör örgütü üyesi olmaktan ceza aldı Ahmet Özer. Ahmet Özer yıllardan beri ömrünü akademisyenlik olarak yapmış devlet memurluğunda geçirmiş birisi. Ahmet Özer'in terörist olduğunu ne zaman akıllarına geldi? 30 Ekim 2024'te akıllarına geldi. Niye? Tek suçu var Ahmet Özer'in, Esenyurt Belediyesi'ni kazanmak. Türkiye'nin en büyük ilçesini kazanmak ve rantları, rantlarını kesmesi. Eğer Sayın Devlet Bahçeli samimiyse bunu kamuoyuna değil bu terörsüz Türkiye ruhuna aykırı diyor ya bunu bize değil kamuoyuna değil lütfen ortağı Recep Tayyip Erdoğan'a söylesin. Bu hukuksuzdur desin, bu hukuki değildir lütfen, gereğini yapmasın. Maalesef, maalesef lafta kalıyor. Maalesef Türkiye, Türkiye yaşadığımız öyle şeyler var ki, Türkiye'de yaşadığımız öyle şeyler var ki, birçok başarılı hizmet yapıyor İstanbul Belediyesi ve belediyelerimiz. Hatırlarsanız kent lokantası açtık, kent lokantaları ile dalga geçtiler. Malatya Belediyesi'nde başka isim al Adaletler değil mi? Taklit etmek güzel bir şey. Çok önemli işleri yapıyoruz. Bakın öğrenci yurdu yoktu yurt yapıyoruz. Kreşler yapıyoruz. İlk kez belediyelerimiz çok sayıda kreş yapıyor.” açıklamalarını yaptı.
Hükümete yüklenen Ağbaba, “Bir tane çocukla ilgili bir iddia var. İstanbul Belediyesi'ndeki bir kreşle ilgili iddia var. O kreş o çocuk üzerinden tüm kreşleri zan altında bırakmaya çalışıyorlar. Bunu yapanlar kim? Yurtlarda çocuklarımıza tecavüz edilirken ses çıkarmayan alçaklar. Bunlar kim? Uludağ'da fakir fukara çocuk yangından cayır cayır yanıp ölürken ses çıkarmayanlar. Bunlar kim? 6 yaşındaki çocuğun evlenmesine haksız tutar ahlaksızlar. İstanbul Belediyesi kreşle ilgili bir iddia varsa çocuğa eğer bir taciz vesaire varsa onu yapanların elleri kıyılmalıdır. Kafaları koparılmalıdır. Çocuk bizim çocuğumuz. Bir haksızlık varsa Onlar arkasında duracak değiliz. Ama araştırılmalı, kamera görüntüleri var, incelenmeli. Eğer bir ihmal, bir suç söz konuşuyorsa en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Bu bizim çalışanımız diye bakmamak lazım. Bizi AK Parti'den ayran da olur. Bu benimki. Çocuğa tecavüz olsa ses çıkar mıyım diyecek kadar ahlaksız bir siyasi hareket değiliz. Evet, bir kere bir şey olmaz diyenler kreşleri kirletmeye çalışıyorlar. Değerli arkadaşlar, bakın bu bir siyasi süre Bey. Bu siyasi süreçte hepimizi birçok arkadaşımızın mallarıyla, eşleriyle, çocuklarıyla sınıyorlar. Bunu niye anlatıyorum? Uğur mu? Bakın bir zamanlar bazı aydınlarımız öldürülerek bedel ödedi. Mustafa Balbay gibi, Tuncay Özkan gibi, Fatih Hilmi gibi birçok aydınımız da cezaevinde bedel ödediler. Şimdi de tek suçları seçim kazanmak olan Ekrem İmamoğlu, Zeydan Karalar, Muhittin Böcek, 16 belediye başkanımız, bürokratlarımız özel kalem müdürlerimiz, şoförlerimiz, şoförlerimizin şoförleri, korumalarımız bedel ödenmeye çalışılıyor.” şeklinde konuştu.
malatyahaber.com- AA