'MALATYA' Adının Kaynakları
..İddia şu “Malatya’nın adını Alper Tunga vermiştir.” Bu iddianın tek kaynağı ise Evliya Çelebinin “Seyahatname” adlı 10 ciltlik eserinin 4. Cildinde geçen...
Orhan TUĞRULCA
Tarihçi/Yazar
otogrulca@hotmail.com
Malatya adının kaynağı ile ilgili olarak daha önce Malatyahaber.com da yayınladığımız makalelerde müstakil başlıklar şeklinde olmasa bile değinmiştik. “Vadi’nin Üçüncü Kapısı: Kötükale” adlı makalemizde Malatya adının yazılı olduğu “Kötükale Yazıtı”nın bulunması ile ilgili ayrıntılı bilgiyi (https://malatyahaber.com/haber/vadinin-ucuncu-kapisikotukale/) adresinde bulabilirsiniz.
Bugün sizlerle paylaşacağımız bu makaleyi ise Malatya adının kaynağı ile ilgili müstakil ve disipline edilmiş olarak sunmak istiyoruz. Zira son zamanlarda onca araştırma ve kaynak bilgiye rağmen şehrin ismi ile ilgili efsanelere ve aslı olmayan mitolojilere başvurulması tarih bilimi açısından bir talihsizliktir. Üzücü olan şey bilimsel verilere bağlı kalması gereken bir akademisyen tarafından popüler bir televizyon programında dile getirildikten sonra yerel yöneticilerimiz tarafından da dillendirilmiş olmasıdır. Söz konusu programda sunucunun “Malatyalılar bunu biliyor mu acaba?”, akademisyenin ise “ ben belediye başkanı olsam Malatya tabelasının altına yazarım” gibi yereli hafife alan tutumu ise daha da üzücü olmuştur.
İddia şu “Malatya’nın adını Alper Tunga vermiştir.” Bu iddianın tek kaynağı ise Evliya Çelebinin “Seyahatname” adlı 10 ciltlik eserinin 4. Cildinde geçen Malatya izlenimleridir. Konuyu fazla dağıtmadan Seyahatnamede geçen bir paragraflık ifadeleri olduğu gibi buraya aktarıyorum:
“Acem dilinde Aspuzan dır. İlk kurucusu Yunus Peygamber ümmetinden Rakbe adındaki kayserdir. Daha sonra kızı Aspuza adındaki melike imar ettiği için Acem ülkesinde Aspuzan derler. Türkmenler Malatya, Kürtler Malatıya, Araplar Malatiyye, Yunan dilinde Rakbe derlerdi. Rum tarihçileri arasında ise bu Şehre Dâr-ı Rakbe (Rakbe Yurdu) denirdi. Ancak Rum ülkesinin açık ve düzgün konuşanları Malatiyye, şehrin ileri gelenleri ise, şehrimizin ismi Mâl-ı âtiye’dir demekteydiler. Efrâsiyâb’ın (Alper Tunga) mezarı bu Aspuzan dağlarında bulunmaktadır. Efresiyab’a “mal âtiye”, yani “mal geliyor” dediler. Efrasiyab bu şehre “Mal âtiye” yani mal geliyor der idi. Ondan meşhur galat daha uygun olduğundan defter-i padişahîde Malatıyye derler.”(1)
Sayın akademisyenin dayandığı tek kaynak budur. Tarihçiler tarafından baştan beri bilinen ve ihtiyatla kullanılan bu bilgiyi ilk defa kendisi tarafından keşfedilmiş gibi lanse etmek ne kadar doğrudur?
Evliya Çelebinin muhtemelen 1650’li yıllarda geldiği Malatya’da kaleme aldığı bu gezi notlarını maddeler halinde tahlil etmekte yarar var:
1-Metinde ilk dikkatimizi çeken bilgi, şehrin Yunus Peygamber ümmetinden olanlar tarafından kurulduğu bilgisidir. Sayın akademisyen aynı paragraf içerisinde yer alan bu bilgiyi değil de İranlıların Efrasiyab dediği Alper Tunga’yı neden öne çıkarmıştır?
2-Evliya Çelebi’nin “Rum tarihçileri arasında ise bu Şehre Dâr-ı Rakbe (Rakbe Yurdu) denirdi.” Şeklindeki bilginin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çelebi, muhtemelen yöre halkının Selçuklular döneminde Malatya’nın asaletini ve yüksek seciyesini ifade etmek için kullanılan “Daru’r-Rifat” ünvanını “Dar-ı Rakbe” olarak anlamış olmalıdır.
3-Metinde şehrin ileri gelenleri tarafından “şehrimizin ismi Mâl-ı âtiye’dir….Efresiyab’a “mal âtiye”, yani “mal geliyor” dediler.” Şeklindeki bilgi, Türkoloji çalışmalarına kaynaklık teşkil etmekten çok Farsça ve Kürtçenin anlam üzerindeki hâkimiyetini öne çıkarmaktadır. Zira bugün “Mol hotıye/ Mâl-ı âtiye/ mal âtiye” yani “mal geldi” ifadesi Kürtçe ’de yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
4-Sayın akademisyen aynı paragraf içerisinde “Efrâsiyâb’ın (Alper Tunga) mezarı bu Aspuzan dağlarında bulunmaktadır.” Bilgisini neden görememiştir? Söz konusu mezarı Buhara’da (Özbekistan) üzerinde hiçbir yazı ve işaret bulunmayan kümbette arayacağına Evliya Çelebi’nin verdiği bilgi doğrultusunda Malatya’nın Aspuzan/Beydağların da araması gerekmezmi?
5-Evliya Çelebi gezdiği yerleri tasvir ederken mübalağa sanatını çokça kullandığını, kulaktan dolma anlatımları olduğu gibi aktardığını eseri inceleyen herkes görebilir. Örneğin; “Damdan dama atlarken donan kedi” en bilinenidir. “Fil doğuran kız”, “Ölülerini bir ağaç kovuğuna, bal içinde gömen Çerkezler”, Topkapı Sarayı’nı anlattığı yerlerde sarayda “toplam kırk bin can yaşamaktadır” gibi nice hikâye ve abartılı bilgileri eserine aldığını biliyoruz.(2) Yine seyahat sırasında Malatya nüfusu ile ilgili verdiği bilgilerinde hayli gerçeğinden uzak olduğunu yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Çelebi, Malatya’nın nüfusunu 5.265 hane olarak göstermektedir. Osmanlı araştırmacıları hane sayısını genellikle 5 çocuk üzerinden hesaplamaktadırlar. Buna göre; 5.265X5= 26.325 eder. Oysa Sayın Göknur Göğebakan’ın gerek Avarızhane Defterleri gerekse Şer’iyye sicillerine dayandırılan bilgilere göre Malatya’nın 1619-1625 yılında merkez nüfusu: 16.500, 1657 yılında 14.650, 1717 yılında ise 18.900 olarak çıkarılmıştır.(3) Buna göre Osmanlı belgelerine göre ortaya çıkan nüfus ile Evliya Çelebi’nin kulaktan dolma verdiği bilgiler arasındaki rakam farkını okuyuculara bırakıyorum.
Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi dahil gezi notları keyifle okunabilecek bilgiler olabilir. Bu eserleri önemsizleştirdiğimiz anlamında anlaşılmamalıdır. Hatta kendi gözleriyle gördüğü bilgilerin çok değerli bilgiler olduğunu da söyleyebiliriz. Örneğin Çelebi’nin Malatya’nın camileri, kiliseleri, kalesi, mahalle isimleri, sarayları, kervansarayları, çarşı ve pazarları, havası ve suyu, hamamları, yiyecek ve içecekleri, bağ ve bahçeleri gibi. Sonradan başka kaynaklar tarafından da doğrulama imkânı bulabildiğimiz çok değerli bilgileri nasıl görmezden gelebiliriz.
“MALATYA” ADININ KAYNAĞI,
“Malatya” adını efsane ve mitolojilerden aramak yerine bilim dünyasınca kendi döneminin en değerli kaynakları olarak kabul edilen yazıtlardan aramak daha doğru bir yöntem olacaktır.
Hüseyin Pektaş’’ın, 2004 yılında “Arkeolojik Buluntular ve Yazılı Belgeler Işığında MÖ II. VE I. Binyılda Malatya Bölgesi Tarihi” adlı tez çalışması ile Fatih Taşcı’nın 2011 yılında, “Milid Krallığı (MÖ: 1200-640)” adlı tez çalışmalarında “John David Hawkins’in, “Corpus of Hieroglyphic Luwian Inscriptions, Inscriptions of The Iron Age, Part 1: Text Introduction, Karatepe, Karkamıš, Tell Ahmar, Maras, Malatya, Commagene”, Margaret R. Payne’nin, “Urartu Çivi Yazılı Belgeler Katalogu”, Mustafa Kalaç’ın, “ Kömürhan Urartu Kitabeleri ” ile Veli Sevin’in, “ Elâzığ-Bahçecik Yazıtı ve Urartu Eyalet Sistemi Üzerine Düşünceler ” adlı eserlerine dayandırılarak hazırlanan çalışmalar Malatya şehir tarihine önemli katkılar sağlamıştır.
Bu bağlamda olmak üzere Malatya bölgesinde yazılı kaynakların oluşması için MÖ: II. Bin yılının başlarında Anadolu’da başlayan “Asur Ticaret Kolonileri Çağı” sonrasını beklememiz gerekmektedir. Söz konusu bu dönemlerde Kayseri Kültepe/Kaniş başta olmak üzere ortaya çıkan Asur yazışmalarında her ne kadar “Malatya” adına henüz rastlanılmıyorsa da Malatya bölgesine lokalize edilen “Samuha,(4) “Hurama”, “Tegerama”, “Timilkia (Tapalka/Darende), “Durhumit” ve “Hahhum” gibi yer adlarının Kültepe vesikaları arasında çıkmış olması(5) “Malatya” isminin habercileri olarak görülebilir. Nitekim bazı araştırmacılar tarafından tam olarak kabul görmese de Eski Hitit Dönemi Boğazköy/Hattuşaş(Çorum) metinleri arasında yer alan Telipinu( MÖ: 1525-1500) fermanında “ma-al-li-t-a” olarak geçen ifadenin “Malatya” olabileceği yönünde zayıf da olsa bilgiler uç vermeye başlamıştır.
Malatya adının yazıtlarda netleşmeye başlaması Hitit Kralı I/II. Tuthaliya veya I.Arnuwanda (MÖ: 1400-1360) zamanına tarihlenen “Pahhuwalı Mita” metninde geçen “Ma-al-di-ia= Maldiya” ile başladığı söylenebilir.
Deşifre edilen söz konusu yazıtta;
“İsuwa topraklarının yaşlıları[için], Pahhuwa topraklarının yaşlıları, Zuhma [topraklarının yaşlıları], H[urri(?)] ülkesinin yaşlıları, Maldiya şehri ve... tanrısal yemin altına aldık…” şeklinde geçmektedir.
Malatya adının geçtiği bir sonraki yazıt Assur Kralı I. Adad-narari (MÖ: 1307-1275) ve oğlu I.Salmaneser (MÖ: 1275-1245) zamanına ait bir belgedir. Söz konusu belgede,
“Bu [yıl] Assur’un Kralı Malitiya şehrine gelecek mi, gelmeyecek mi…” şeklindedir. Bir başka belgede ise Malatya bölgesinin Assur hâkimiyetinde olduğu ve Hitit Kralının burayı teftiş etmesi istenmektedir.
Söz konusu belgede, “Bana şöyle yazdığı: “senin sadık bir adamını yolla(o) Maltiya’yı teftiş etsin. Şehirlerim isyan ediyormu yoksa etmiyor mu (?)…”
Yukarıda kronolojik sırayla verilen ve Hititlere ait çivi yazılı metinlerde geçen ve Malatya’ya lokalize edilen adlarının hepsinin kökeninin Hititçe “Melit/Milit” bal kelimesinden geldiği ileri sürülmektedir.(6)
Malatya adının geçtiği diğer belgeleri şu şekilde sıralayabiliriz:
A-Hitit-Luvice Kaynaklar
1-Gürün Yazıtı: John David Hawkins’in Historical Context adlı çalısmasıda yazıtın büyük bir ihtimalle M.Ö. 11. ve 10. yüzyıla ait olabileceğini belirtmektedir. Yazıtta Malatya adı şu şekilde geçmektedir.
“Büyük Fırtına Tanrısı, büyük tanrı Šarruma, büyük tanrıça Hepatu: Runtiyas, Melid şehrinin ve ülkenin efendisi Pugnus Mili’nin oğlu,…”
2-Kötükale Steli/ Yazıtı (Darende), Bu yazıt ile ilgili daha geniş bilgiyi “Vadinin Üçüncü Kapısı: Kötükale”(7) adlı makalemizde bulabilirsiniz. Söz konusu Kötükale yazıtında Malatya adı, “Melid şehrinin ülkenin efendisi,..” şeklinde geçmektedir.,
3-İspekçür Steli/Yazıtında (Darende), “Ben Kral Arnuwantis, Melid şehrinin ve ülkenin efendisi, …” şeklinde geçmektedir.
4-Darende Stelinde (Darende Merkez) ise yazıt şu şekilde okunmuştur.
“Ben Arnuwantis, Melid şehrinin ülkenin efendisi, Pugnus Mili’nin oğlu, kral Arnuwantis’in torunu. Tumani şehrinde tahta oturarak bu steli tanrıya ithaf ettim.”
5-Izgın Steli / Elbistan, “Ben Taras, Melid ülkesinin efendisi…”
6-Şırzı Kaya Yazıtı/ Hekimhan-Malatya, “…Kahraman Tiruntiyas, Melid’in ve ülkenin efendisi,…”
10-Malatya 10 yazıtında; “Melid sehrinin Fırtına Tanrısı: Pugnus Mili, güçlü kral…”