Katıldığı televizyon programında Libya, Suriye, Irak, Karabağ, Körfez güvenliği, enerji hatları ve Mekke İttifakı başlıklarını ele alan AKP Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Türkiye’nin 15 Temmuz sonrasında dış politika ve güvenlik anlayışında önemli bir değişikliğe gittiğini söyledi. Babacan, söz konusu uluslararası anlaşmanın yakın zamanda TBMM gündemine gelmesini, ardından da uygulamaya ilişkin bir tezkerenin gündeme taşınmasını beklediğini ifade etti.
“15 Temmuz Sonrasında Konsept Değişti”
Babacan, Türkiye açısından yakın dönemin dış politika ve güvenlik yaklaşımındaki dönüm noktalarından birinin 15 Temmuz olduğunu söyleyerek, "Türkiye'nin yakın dönemdeki milat noktası 15 Temmuz'dur." dedi.
15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin içeride ve dışarıda bir “konsept değişikliğine” gittiğini belirten Babacan, bunun ilk sonuçlarının Suriye sahasında görüldüğünü ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği dört operasyonu, İdlib politikasını ve sonrasında Suriye’de yaşanan gelişmeleri bu yaklaşımın parçaları olarak değerlendiren Babacan, Irak politikasında da benzer bir değişim yaşandığını söyledi. Türkiye’nin sahadaki kazanımlarını diplomasi masasına taşıyan bir çizgiye geçtiğini savundu.
Güney Kafkasya ve Karabağ sürecini de bu çerçevede değerlendiren Babacan, Türkiye’nin bazı alanlarda doğrudan müdahil olmasına rağmen geniş çaplı konvansiyonel savaşa yönelmediğini dile getirdi.
Muhalefete Dış Politika Eleştirisi
Babacan, Türkiye’de dış politika meselelerinin günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek muhalefete de eleştiriler yöneltti.
Siyasi partilerin kendi seçmen tabanlarına yönelik kısa vadeli mesajların ötesine geçmesi gerektiğini savunan Babacan, meselelerin hem Türkiye hem de bölge ölçeğinde ele alınması gerektiğini söyledi.
CHP’nin Libya, Suriye ve Irak tezkerelerindeki yaklaşımını eleştiren Babacan, benzer bir tutumun yeni anlaşma gündeminde de görülebileceğini düşündüğünü ifade etti.
Muhalefetin yaklaşımını “küçük ölçekli siyaset” olarak nitelendiren Babacan, iktidar cephesinin de muhalefeti daha geniş bir dış politika perspektifine taşıyamamasını kendi açılarından bir öz eleştiri konusu olarak değerlendirdi.
Mekke İttifakı İçin “Kolektif Güvenlik” Vurgusu
Babacan’ın üzerinde durduğu başlıklardan biri de Mekke İttifakı oldu ve "Mekke İttifakı'nı, Mekke anlaşmasını umuyorum gelecekte yani çok yakın gelecekte kapsamı da genişleme perspektifi de var. Kapsamının genişleme ihtimali de var. Dolayısıyla hani bunu bir kolektif caydırıcılık ve kolektif güvenlik mimarisi olarak görmek gerekiyor." ifadelerini kaydetti.
İttifakın gelecekte kapsamının genişleyebileceğini ifade eden Babacan, oluşumun bir saldırganlık politikası şeklinde değil, “kolektif caydırıcılık ve kolektif güvenlik mimarisi” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Türk dış politika aklını hafife almayalım” diyen Babacan, Türkiye’nin hangi aktöre, hangi ölçüde ve hangi şartlarda destek verileceğine ilişkin uzun yıllara dayanan devlet tecrübesine sahip olduğunu savundu.
Türk askerinin Yemen’e gönderileceği yönündeki değerlendirmelere de değinen Babacan, askerin doğrudan çatışma alanına sürüleceği yönündeki söylemleri “manipülasyon” olarak nitelendirdi.
Türk askerinin zarar görmesi ihtimalinin toplumun en hassas olduğu konulardan biri olduğunu belirten Babacan, bunun siyasi tartışmalarda kullanılmaması gerektiğini söyledi.
“Mesele Sadece Askeri Güç Değil”
Babacan, bölgesel güvenlik konusunda yalnızca ülkelerin askeri kapasitelerine veya asker sayılarına bakılmasının yeterli olmadığını kaydetti.
Suudi Arabistan’ın mevcut askeri kapasitesine işaret eden Babacan, meselenin esas olarak ülkelerin tek tek askeri gücünden ziyade etkili bir kolektif güvenlik ve caydırıcılık sistemi kurulması olduğunu ifade etti.
Körfez hattındaki güvenlik tartışmalarını Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep üzerinden değerlendiren Babacan, söz konusu güzergâhların yalnızca askeri açıdan değil, ekonomi politik ve enerji güvenliği açısından da önem taşıdığını söyledi.
Babacan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında bölgedeki güvenlik tartışmalarının daha görünür hâle geldiğini savunarak Körfez güvenliğinin Türkiye açısından uzak bir başlık olmadığını ifade etti.
İsrail ve Bölgesel Güvenlik Değerlendirmesi
7 Ekim sonrasında İsrail’in politikalarının bölgesel güvenlik üzerindeki etkisine de değinen Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir Türkiye’nin güvenlik hattının yalnızca kendi sınırlarından başlamadığı yönünde değerlendirmeler yaptığını hatırlattı.
Türkiye’nin savunma perspektifinin Suriye, Lübnan ve Körfez hattını da kapsayan geniş bir çerçevede ele alındığını söyleyen Babacan, yaklaşan İsrail seçimlerinin sonucundan bağımsız olarak bölgede gerilim ve saldırganlığın devam edeceğini düşündüğünü ifade etti.
Mekke İttifakı’nın böyle bir bölgesel konjonktürde gündeme geldiğini belirten Babacan, enerji nakil hatları ve enerji arz güvenliğinin bölgede daha fazla risk altında olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Körfez hattındaki gelişmelerin küresel enerji güvenliğini doğrudan etkilediğini belirten Babacan, Türkiye’nin bu gelişmelere kayıtsız kalamayacağını kaydetti.
“Türkiye Bölgesindeki Gelişmelerden Kendini Soyutlayamaz”
Türkiye’nin bölgesindeki gelişmeleri görmezden gelemeyeceğini söyleyen Babacan, ülkenin eski ve daha dar dış politika perspektifleriyle hareket edemeyeceğini savundu.
CHP’nin dış politika yaklaşımını oluşturan isimlerle bu konuları görüştüğünü aktaran Babacan, Avrupa Konseyi çalışmaları sırasında CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan ile de meseleleri değerlendirdiğini söyledi.
Babacan, Türkiye’nin bölgedeki güvenlik gelişmelerinden kendisini soyutlayamayacağını belirtirken bunun “olur olmaz maceralara” girilmesi anlamına gelmediğini de vurguladı.
Türkiye’nin geçmişte askeri operasyonlarda son aşamaya kadar diplomatik seçenekleri değerlendirdiğini savunan Babacan, Suriye operasyonlarını buna örnek gösterdi.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge Vizyonu
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” başlıklarını da aynı güvenlik perspektifi içerisinde değerlendiren Babacan, Türkiye’nin güvenliğinin yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı düşünülemeyeceğini ifade etti.
Babacan, “Terörsüz bölge demek suretiyle esasen Türkiye’nin güvenliğini sadece Türkiye’nin güvenliğinden ibaret görmüyoruz. Suriye’nin güvenliğini, Irak’ın güvenliğini, İran’ın güvenliğini ve hatta Lübnan’ın güvenliğini de bu bölgesel güvenlik perspektifi içerisinde değerlendiriyoruz” dedi.
Bu yaklaşımın Mekke İttifakı perspektifiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Babacan, gelecekte Suriye, Katar ve Mısır’ın, orta vadede ise İran’ın böyle bir yapıya dahil olma ihtimalinin masada tutulabileceğini söyledi.
Bunların şimdilik ihtimal düzeyinde bulunduğunu ifade eden Babacan, daha ileri aşamada Türk Devletleri Teşkilatı ile bağlantılı boyutların da düşünülebileceğini kaydetti.
Babacan, Türkiye’nin bölgesel yönelimini küresel bir perspektife dönüştürmek için farklı ihtimalleri birlikte değerlendirmesi gerektiğini savundu.
Anlaşma TBMM Gündemine Gelecek
Canlı yayının son bölümünde sürecin TBMM ayağına ilişkin beklentisini de açıklayan Babacan, Meclis gündeminde devam eden bazı başlıkların bulunduğunu, uluslararası anlaşmanın kısa süre içerisinde TBMM Başkanlığına sunulabileceğini ve ardından Genel Kurul gündemine taşınabileceğini söyledi.
Takvime ilişkin kesin tarih vermeyen Babacan, sürecin bu hafta sonuna doğru Başkanlığa ulaşabileceğini, yetişmemesi hâlinde önümüzdeki hafta Genel Kurula gelebileceğini ifade etti.
Babacan, anlaşmanın TBMM’de yasalaşarak yürürlüğe girmesinin ardından uygulama boyutunda yeni bir adım beklediğini belirterek, “Sonrasında da bir tezkere ile bunun pratize edilmiş hâlini görmüş oluruz diye düşünüyorum” dedi.
malatyahaber.com





