Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

“Çözüm Son Derece Basit Ama..”

“Çözüm Son Derece Basit Ama..”
  • 27.12.2015

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve CHP Cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Nurettin Demir, Özgür Özel,  Muharrem Işık  CHP Genel Merkezinde, hazırlamış oldukları “Balyoz Kumpası” kitabıyla ilgili  basın toplantısı düzenlendiler. Basın Toplantısına, hayatını kaybeden Balyoz mağduru Deniz Kurmay Albay Murat Özenalp’in eşi Sema Özenalp de katıldı.

Basın toplantısında yapılan açıklama şöyle: 

“Bugün burada CHP Cezaevleri Komisyonu üyeleri olarak, aslında AKP’nin eseri olan ve ne yazık ki bizim tarihe not düşmek zorunda kaldığımız bir raporu daha açıklamak için bulunuyoruz.

Bugün Yürütmenin başındaki şahıs, Recep Tayyip Erdoğan,  Yaramaz mahalle çocuğu gibi “BEN YAPMADIM O YAPTI” diyor.

Eşbaşkanları ile birlikte işledikleri kabahat için şimdi “Ben Yapmadım, onlar yaptı” diyor. 

Biz biliyoruz ki bu ikisi, ODATv, KCK, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk derken 12 yıldır mahalleyi cehenneme çevirdiler, herkesi canından bezdirdiler.

Herkesi canlarından bezdirdikleri davalardan biri de Balyoz Kumpası.

Kitaplaştırmış olduğumuz “Balyoz Kumpası” raporumuzu halen cezaevinde haksız yere yatan tüm tutsaklara, cezaevindeyken hayatını kaybedenlere ve onların cefakar ailelerine ve yakınlarına ithaf ediyoruz.

Başlarken, 

Dava sürecinde hayatlarını kaybeden

⦁Tarık Akça ( Emekli Hava Albay)

⦁Halil Yıldız (Emekli Albay)

⦁Murat Özenalp (Deniz Kurmay Albay) ‘i 

rahmet ve saygıyla bir kez daha anıyoruz.

Her şeyden önce bir kez daha böyle bir rapor ile karşınızda olmaktan dolayı utanç duyduğumuzu belirtmek zorundayım. 

Bizler, bu kitapla CHP Cezaevi Komisyonu olarak hazırladığımız onlarca raporun yanına yani utanç listelerimize bir yenisini daha eklemiş olduk.

Siyasi davalardan biri olan “Balyoz Darbe Planı” Davasında yaşanan haksızlıkları ve hukuksuzlukları tarihe not düşüyoruz.

Bu kitapta 2010 yılında başlatılan bir kumpasın kronolojik bir değerlendirmesini sunuyoruz.

Davada yargılanan 365 kişinin %43’ü Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeli.

237 sanığın cezası onandı

Cezası onanların ise %57 si denizci.

Bu kumpas süresince 3 kişi yaşamını yitirdi.

Bugüne kadar bu Kumpas hakkında 49 kitap yazıldı.

Bu kitaplarda, gerçek Balyoz’un  Subaylara nasıl indirildiği anlatıldı. 

Bizim hazırladığımız kitap 50. Kitap.

Bu kitabı hazırlamadan önce tıpkı diğer tüm siyasi davalarda olduğu gibi, Balyoz tutsaklarına da defalarca ziyarette bulunduk.

Her bir raporumuzu sizlerle tek tek paylaştık.

Kimini Hasdal’da, 

kimini Silivri’de, 

kimini Hadımköy’de 

kimini Maltepe’de 

kimini ise Mamak’ta ziyaret ettik. 

Onların cezaevinden yükselen seslerine soluk,

Ailelerinin ise her Cumartesi yükselen sessiz çığlıklarına destek olduk.

Bu davada yargılanan

365 kişiden;

82’si amiral/general

122’si albay/yarbay

165’i subay/binbaşı/yüzbaşı/üsteğmen

36’sı Astsubay

————-

278’i muvazzaf

87’si emekli

————–

250’si tutuklu yargılandı

115’i tutuksuz yargılandı.

Dört yıldır söylüyoruz;

Sahte deliller, hukuksuzluk, iftira hepsi bu davada.

Bu dava asrın iftirası olarak anılacak bir dava.

Adeta Türkiye’nin Dreyfus davasıdır.

Balyoz davası; Türkiye’nin hukuk, siyasi ve askeri tarihinin utanç duyulacak kapkara bir lekesidir.

Balyoz davası, Türkiye’nin tarihindeki karanlık dönemlerin aktörlerinin vücut değiştirerek kurguladıkları ve başarıya ulaştıkları bir kumpastır.

Bu noktada hafızalarımızı tazelemekte fayda var.

5-7 Mart 2003 tarihlerinde önceden Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan ve bu komutanlıkların gözlemcileri nezaretinde düzenlenen seminerde Ordu Komutanın emriyle ses kaydı alınıyor. 

Plan hazır.

Kumpas işte bu, kimsenin reddetmediği ses kayıtları üzerine kurgulanıyor.

Dava, Silivri Tiyatro çadırında görülmeye başlanıyor.

Sonucu baştan belli bir dava AKP’nin ileri demokrasi aracı Özel Yetkili Mahkemeler aracılığıyla görülüyor.

Kes-kopyala-yapıştır mantığıyla hazırlanan iddianamelere bir yenisi daha ekleniyor. 

⦁İddia edildiği tarihte yaşamayan kişiler, 

⦁olmayan sokak ve cadde isimleri ve daha niceleri var iddianamelerde.

⦁Delillerin hepsi dijital, hepsi bu harddisk in içinde. Bu hardiskin içindekiler yüzlerce insanın canını yaktı.

⦁Hangi bilgisayarda üretildikleri belli değil,

⦁Ordu’nun bilgisayarlarında üretilmediği kanıtlanmış,

⦁Yerli ve yabancı onlarca adli uzman, bilirkişi ve akademisyenler “dijitallerde sahtecilik yapıldı” tespitini içeren raporlar vermiş, açıklamalarda bulunmuş.

⦁Savcılar sanık lehine olan bilirkişi raporlarını görmezden gelmiş,

⦁Önyargılı davranmış,

⦁Gerçeği gören hakimler ya sürülmüş, ya da emekliliğe zorlanmış,

BAŞBAKAN “KUMPAS VAR” DEDİĞİNDEN BERİ TAM 159 GÜN GEÇTİ

Soruyoruz!

⦁Bu kumpası kim kurdu. 

⦁Bu soru gayet meşru soru. 

⦁Burası zurnanın zırt dediği yerdir. 

⦁Ama bu sorunun cevabı 159 gündür yok! 

Değerli Basın MEnsupları

CHP-CK olarak ziyaret ettiğimiz askerler diyor ki bizim davada “Dreyfus davası, Sokrates’in savunması ve Yassıada davaları ile karşılaştırılmayacak kadar hukuksuzluk var!”

Nedir o hukuksuzluklar? Artık herkes biliyor.

Sadece şunları tespit etmek bile dava sürecinin nasıl önyargılı yürütüldüğünün kanıtı.

 

⦁Balyoz Davası’nda dijital verilerde 1783 adet zaman-mekan tutarsızlıkları ve teknik hatalar tespit edilmiş durumda. 

⦁Bunlar üzerine ve çeşitli konularda savunmanın 1000 talebinin sadece 2’si kabul edilmiş. Ama öte yanda iddia makamının mahkemeden 750 talepten ise sadece 2’si reddedilmiş. Yani savunma lehte bir talep iletince kapı duvar, iddia makamı bir talepte bulununca yol geçen hanı. 

Gölcükte bulunan CD’de o günkü Microsoft yazılımlarında olmayan bir yazı karakteri kullanılmış ve bu iddia bizzat Microsoft tarafından doğrulanmış, 

Üstelik, bu davanın siyasi bir dava olduğu en başından belli iken, Genelkurmay Başkanlığı suskun kalmış,

Genelkurmay Başkanı’na neden suskunsun diye sorunca şu cevabı veriyor:

“Susmadık, bu davaya her gün mesai ayırdık”.

Ama Sayın Özel, ne yazık ki Suskunluğunu Balyoz Kararları ile değil, kendisine yöneltilen istifa et çağrılarının üzerine bozmuştur.

Genelkurmay Başkanı Ekim 2011 tarihinde Hasdal’a yaptığı ziyarette “bu konuyu kendi yöntemlerimle çözeceğim” ifadelerini kullanıp kullanmadığını dahi yanıtlayacak MERTLİĞİ gösterememiştir.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde ki öğrencilerini kumpastan kurtarmak için Yargıtay Başkanına “Karacılar yakınımdır” ziyareti yapıp yapmadığına ilişkin ŞÜPHELERİ de ortadan kaldırma cesaretini göstermemiştir. 

Şimdi buradan soruyoruz,

Genel Kurmay Başkanı,

Hangi ailenin üzüntüsünü paylaşmıştır?

Genel Kurmay Başkanı bu süreçte kime destek kime köstek olmuştur?

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI;

Tüm bu süreçte, öküz ölmeden, ortaklık bitmeden önce, yandaş medya ÇARŞAF ÇARŞAF tüm askerleri DARBECİLİKLE suçlamıştır.

Oynanan tiyatrodan çıkan karar sonrası bir kısım gazeteler 

“Altın kılıçlar iade”, 

“Balyoz kararı emsal olacak”, 

“Ders olsun”, “Demokrasi kazandı” başlıklarıyla çıkmıştır. 

Sonra bir gün 17 Aralık oluyor.

Rüşvet, yolsuzluk her yeri sarıyor.

Öküz ölüyor ve ortaklık bitiyor.

Bir zamanlar gazetelerde “PARALEL ORDU KURDULAR” “DARBE İÇİN CUNTA KURDULAR” denilen ordu için bir anda bizzat Başbakanın danışmanı Yalçın Akdoğan tarafından ORDUYA KUMPAS KURULDU yorumu yapılmaya başlandı. Tüm yandaş medyanın manşetlerini Kumpas lafı süslemeye başladı.

Ve bu süreçten sonra her ne hikmetse 

Zirve yayınevi katilleri,

Mafya Babaları tahliye oldu ama denizciler içeride kaldı.

Hırsızlar çıktı,

Yolsuzlar çıktı,

Ama denizciler içerde kaldı!

Bakınız; cevabı olmayan bir başka soru daha var.

Dava devam ederken tutsak askerler tarafından kumpası ortaya çıkaracak bir başvuru yapılıyor.

Kumpasın arkasındaki bilirkişi raporunu hazırlayan Ahmet Erdoğan için suç duyurusunda bulunuluyor. 

Mağdurların suç duyurusu kabul ediliyor. Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Mahkemesi askerlerin talebini haklı görüyor ve mahkeme için gün veriyor. 

İşte ne oluyorsa o gün oluyor. 

Hukuk tarihimizde bir ilk yaşanıyor: 

Nasıl olduysa birileri araya giriyor. Milli Savunma Bakanı’nın emriyle Askeri Yargıtay’da “kanun yararına bozma” isteniyor. Böylelikle Bakan yetkisini kullanıyor ve kumpasın üstünü sessizce örtüyor. Bu çok tartışmalı bilirkişi raporunu yazan Ahmet Erdoğan, yargılanmaktan kurtulmuş oluyor.

Tutsak askerleri ziyarete gittiğimizde bize anlattılar.

Dediler ki ;

“MSB bugüne kadar kimi böyle korumuş? Bakanlığı bunu yapmaya iten kimdir, nedir, merak içindeyiz. Bu hukuk tarihimizin ve Silahlı Kuvvetlerin kara lekesidir.”

Şimdi biz de soruyoruz:

Bugün Bekir Bozdağ’ın kullanmadığı yetki o gün neden İsmet Yılmaz tarafından kullanılmıştır?

Soruyoruz?

O gün bu kumpası ortaya çıkaracak olan davaya müdahil olup sürecin önünü tıkayanlar, neden şimdi kumpasın aydınlatılması adına kıllarını bile kıpırdatmıyorlar?

Daha geçtiğimiz hafta Bekir Bozdağ nasıl bir açıklama yapıyor?

Diyor ki Bakan: “Çaresiz kaldık!”

Nasıl bir çaresizlikse bu!

Diyor ki biz bir formül bulamadık yeniden yargılama için. Sonra da AYM’yi işaret ediyor. En sorunsuz yolun AYM olduğunu söylüyor. 

Kumpas olduğunu göreceksin, bas bas bağıracaksın sonra da elim kolum bağlı hiçbir formül üretemiyorum diyeceksin.

Çok değil Mayıs ayının başında ne diyordu bu Bakan: “5 nolu Harddiskle ilgili kanun yararına bozma talebinde bulunabilirim.”

Çok değil, bundan birkaç ay önce hepsi tutuşmuş yeniden yargılama formülü arıyordu!

Buradan bir kez daha söylüyoruz ortaya attığınız bahaneleri gelecekte hakları yenmiş bu tutsak askerlerin çocuklarına nasıl anlatacaksınız merak ediyoruz.

Bakın;

17 Nisan günü Hasdal’da ziyaret ettiğimiz komutanlardan biri anlatıyor;

BU KALE’DEKİ İŞİNDEN AYRIL, BANA HEDİYE ALMASAN DA OLUR!”

“Sabrın sonuna geldik. Ailelerimiz ve çocuklarımızı düşündükçe sabrımız tükeniyor. Hepsinin ruh hali bozuldu. Çocuklarımız ziyaret geldiğinde anneleri dışarıdan aldıkları oyuncakları hediye etmemiz için gizlice bize veriyorlar. Oyuncağı verirken burada çalışıp para kazanıp size hediye alıyoruz diyerek burada kalışımızı çocuklarımıza izah etmeye çalışıyoruz. Ama çocuklar bir daha bana oyuncak alma baba, bu KALE’deki işinden ayrıl evimize gel” diyorlar. Bu yüzden artık sabrımız tükendi: “Hırça mapaya dayandı!”.

Biz eminiz ki

⦁Recep Tayyip Erdoğan “Hırça mapaya dayandı” ifadesinin ne demek olduğunu bilmiyor

⦁Bir çocuğun bir cezaevine KALE demesinin ne demek olduğunu hiçbir zaman anlamayacak!

⦁Bu dava nedeniyle zor günler yaşayan, aile yakınlarının çoğunu kaybeden, bu dava nedeniyle hastalanan, üzüntü nedeniyle kanser olan o BALYOZ ZEDE ailelerin neler yaşadığını hiç mi hiç anlamayacak!

Bu davanın adı Balyoz, Evet ama bu davada şu anda yakınları ile birlikte onlarca, yüzlerce, binlerce BALYOZ ZEDE var.

Birilerinin SİYASİ emelleri yüzünden,

Filler tepişirken ezilen onlarca asker ve ailesi var.

Şimdi,

SIRF İNLERİNE GİRECEĞİZ dediği için

ÇARK EDEN Yürütmenin başındaki Şahsa sesleniyoruz:

Yaptığımız bir ziyarette ““amca babamın tayinin çıkartabilir misiniz”” diyen bu çocuklara büyüdüklerinde HANGİ cevabı vereceksin.

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI;

Balyoz davası sahte dijital veriler üzerine kurgulanmış, TSK’yı ve nihayetinde Türkiye’inin hukuk düzenini hedef alan kumpaslardan, buna hizmet eden siyasi davalardan yalnızca biridir.

Yargı sistemi bu kumpası kurgulayanları ve yapanları ortaya çıkaramamaktadır. 

Gelinen aşamada vakit geçirmeksizin TBMM bu konuyu gündemine almalıdır.

Bu kapsamda; 

“TBMM’de konu tüm boyutları araştırılmalı, gerçekler halkımıza sunulmalı ve gereken önlemler tespit edilmeli, Balyoz Kumpasını kurgulayanların ve yapanların ortaya çıkarılmasına olanak sağlayacak şekilde bir rapor hazırlanarak yargıya intikal ettirilmeli,

 

“Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”nun kararlarına dahi “Bağlayıcılığı Yoktur” diyebilecek kadar ve çıkarılan kanunlara yönelik benzer davranışları ile Yüce Meclis’in iradesini yok sayan yargı anlayışının demokrasi ve hukuk devleti normlarına oturtulabilmesi için gerekli tedbirler alınmalı,

Balyoz kumpası mağdurlarının tüm hakları iade edilmelidir. 

Balyoz Mahkemesi kararları gibi 

kamuoyunda çok tartışılan 

kamu vicdanını yaralayan,

toplumun her kesiminden kişinin kararları hakkında öyle ya da böyle şüphe duyduğu davalar var. Hepsi için yapılması gereken açıktır. 

Hukukun temel ilkesi olan adil yargılanma hakkına saygı gereği Yargıtay Başsavcısının bu kararın düzeltilmesi için kendiliğinden itiraz yoluna gitmesi gerekmektedir. Ancak, gitmeyeceklerini biliyoruz. Çünkü Başsavcılık yapılan başvuruları reddetmiş ve bu yola gitmeyeceğini açıkça göstermiştir. 

Yargıtay Genel Kurulunun bütün dairelerden temsilci aldığını Yargıtay’ın 9. Dairesinin Balyoz kararlarını onaylamak üzere özel maksatlı ve özel yetkili mahkemelerin devamı özel yetkili bir daire olduğu ile ilgili yaygın şüphe ve iddiaların gerçek olmadığı kamuoyuna ispatlanacaksa eğer buradaki yegane yol budur. 

Anca Yargıtay Ceza Genel Kuruluna Adalet Bakanının kendisi güvenmemektedir.

Herkes bu kararların siyasi olduğunu bilmelidir.

Yargıyı töhmet altından kurtarmak ve bu ayıbı düzeltmek için yapılması gereken yollar vardır. 

Ama herkes işi bir başkasının üzerine atmakta ve bu ayıbı düzeltmekten, sorumluluktan kaçmaktadır.

Değerli Basın Mensupları

Türkiye’de Adalet ve Hukukun son 5 yılda nasıl çökertildiğini, katledildiğini bir film seyreder gibi seyrediyoruz.

İşte bu elinizdeki rapor bu trajikomik komplo filminin kitabıdır.

Yazan Tayyip’in Adamları ve eski dost yeni düşman Cemaat 

Yöneten Tayyip Erdoğan

Figüranlar Necdet Özel, Bekir Bozdağ ve Yargıtay

İftiharla sunmaktadır. 

Kim olursa olsun, kimliği, kişiliği, etnik kökeni, iddia edilen suçu ne olursa olsun bütün yurttaşların adil yargılanma hakkı vardır.

Adil yargılanma hakkı temel bir haktır. Eşit yurttaş olmanın temeli adil yargılanma hakkıdır.

Açılım, Demokrasi paketi, şu bu…  

Bunların hepsi adil yargılanma hakkı varsa bir anlamı olabilir. Adil yargılanma hakkı yoksa her türlü paketin her türlü demokrasi söyleminin önüne bir sıfır koyabilirsiniz. 

Her türlü söz her türlü demokrasi paketi tam anlamı ile sıfır olur.

Şu çok açık ki; Türkiye’de adil yargılanma hakkı yoktur. Yargı güven kaybetmiştir. Balyoz ve benzeri davalar da yargı maskesi ile siyasi bir operasyon yapılmıştır. 

Bu büyük bir zulümdür. Bu zalimliği insanım diyen vicdanı olan hiç kimse içine sindiremez.

Zulme sessiz kalmak zalimle bir olmaktır. Zalimle işbirliği yapmaktır.

Şimdi gelelim balyoz davasına.

Balyoz davasının ilk kelimesinden son cümlesinin son kelimesine dek baştan aşağıya dek yalandır. Düzmecedir.

Balyoz davasında eylem yoktur. İddia edilen eylemlerin delili de yoktur. 

İddia edilen eylemlerin darbe teşebbüsü ile sebep sonuç ilişkisi yoktur. 

Delil ve olgu yoksa orada hukuk yoktur. Olsa olsa tuzak ve iftira vardır. 

Zulüm vardır düşmanca bir operasyon vardır.

Göreceğiz ki eylem yoktur savcının iddia ettiği eylemlerin delili yoktur. İddia edilen suç ile eylemlerin sebep sonuç ilişkisi yoktur. 

Peki, bu durumda ne yapmalıyız? Ne yapılmalıdır?

Bu görüşlere dayanarak Balyoz konusunu bütün dünyanın insanlık vicdan mahkemesine taşımalıyız.

BU ÇIKMAZ SOKAKTAN NASIL ÇIKACAĞIZ?

Değerli Basın Mensupları;

Böyle bir karmaşanın içinde, herkesin suçu ve sorumluluğu bir başkasına attığı bir süreçte TEK VE EN ETKİN ÇÖZÜM milletin iradesi ile Mecliste bulunan milletvekillerinden, yani TBMM’den geçmektedir.

Şimdi tüm bu siyasi davalar için Meclise tarihi bir sorumluluk düşmektedir.

Anayasada yapılacak bir değişiklik ile Meclise “iade-i itibar” yetkisi verildiği takdirde Balyoz ve diğer tüm bu siyasi davalar çözüme kavuşacaktır.

Eğer samimi ise, bunun çözümü budur!

Üstelik, bu öneri AKP için son derece basittir. 

Tıpkı, dönemin Maliye bakanı Kemal Unakıtanı kurtaran “naylon fatura yolsuzluğu” için çıkan yasa değişikliği gibi,

Tıpkı MİT müsteşarı ve ekibini soruşturmadan kurtarmak için jet bir şekilde çıkartılan MİT Yasası gibi,

Çözüm son derece basittir..!

Ayrıca, Meclisimiz çok değil bundan birkaç hafta önce, Avrupa Konseyi Siber Suçlarla Mücadele Sözleşmesini onaylamıştır. 

Bu sözleşme ile dijital delillerin tek başına delil sayılmayacağı da kabul edilmiştir. Nitekim Anayasamızın 90 ıncı maddesi de açıktır 

Ama biliyoruz ki, samimi değiller.

Aslında yargılananların temize çıkması gibi bir niyetleri yok.

Sadece –mış gibi yapıyorlar.

Çünkü kendi kurdukları adalet sisteminin içinde şimdi kendileri boğuluyorlar ve amaçları da bu sistemi düzeltmek falan değil!

Tek bir amaç var.

Yolsuzluğun ve rüşvetin üstünü örtmek.

12 yıllık AKP iktidarının son 5-6 yılı, kendisine muhalif olan herkesin yargılanması sürecinde yaşadığımız, haksız hukuksuz gözaltılar ile tartışmalı delillerden, haklarındaki iddiaların gerçekliği daha kanıtlanmadan basında çarşaf çarşaf gazete sayfalarında ilan edilmesine kadar şaibelerle, haksızlıklarla dolu geçti. 

Ama şimdi onlar için tek bir mesele var: 17 Aralık’tan nasıl kurtulacakları?

Oysa bilmiyorlar ki, tarih önünde elbet bir gün yargılanacaklar!

İşte bu yüzden biz de bu raporumuzu tarihe not düşmesi için kamuoyu ile paylaşıyoruz. 

Şimdi bizde burada gerçek balyozu kamuoyunun önünde indiriyoruz. 

Sessiz çığlık artık son bulsun diye bu balyozu son kez kaldırıp tüm hukuksuzlukların, tüm haksızlıkların son bulması adına indiriyoruz.”

GENELKURMAY’DAN YALANLAMA..

Bu arada Genelkurmay Başkanlığı, CHP Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri tarafından hazırlanan raporun sunumu esnasında Genelkurmay Başkanına atfen söylenen ifadelerin tamamının gerçek dışı olduğunu açıkladı. 

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, “CHP Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri tarafından hazırlanarak bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulan raporun sunumu esnasında Genelkurmay Başkanına atfen söylenen ifadelerin tamamı gerçek dışı olup konu adli makamlara aktarılmıştır” denildi. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."