Toprağın, Tarihin ve Bereketin İzinde: Malatya'nın Çok Eski, Ezeli Üzümleri
Fikri DEMİRTAŞ
mailto:[email protected]
"Tırmandı mayısla asmalar çardağına,
Temmuzla bebek de sığmıyor kundağına
Bizler kimi bekleriz gülüm Kernek’te
Göçmüş arılar kovan kovan Beydağı’na."
— Arif Nihat Asya
Asbuzu Bağ Köylerinde ve Banazı (Konak)’ta Bir Bağ Söyleşisi
Şairin mısralarında dizelere dökülen o ilahi düzen, Beydağı’nın eteklerinde her yaz yeniden can bulur. Mayısın coşkusuyla asma çardaklarına yürüyen hayat suyu, ağustos sıcağında meyvenin en tatlı haline, toprağın en saf bereketine dönüşür.
16 Ağustos 2026 tarihinde, Malatya’nın hafızasını taşıyan kadim coğrafyanın tam kalbinde, zamana direnen bir lezzet yolculuğuna çıktık. Emekli bir görsel sanatlar öğretmeni, araştırmacı ve yazar olarak; doğanın tuvaline düşen her bir rengi, ışığı ve toprağın asırlık hafızasını yerinde gözlemlemek benim için sadece bir gezi değil, kültürel bir sorumluluktu. Yol arkadaşım ise Yeşilyurt (Çırmıhtı) sevdalısı, çevirmen, turist rehberi ve yazar Bülent Korkmaz’dı. Bülent Bey’in her fırsatta minnetle andığı ve "dünyanın en tatlı, en güzel meyvesi" diye tanımladığı efsanevi Banazı, Çırmıhtı, Kündübek'in susuz tahannebi üzümünü öz yurdunda, bağında görmek için düştük yollara.

Bağcılık, Malatya topraklarında sadece bir tarım faaliyeti değil; yaş ve kuru tüketiminin ötesinde sirkeye, pestile, pekmeze ve şaraba dönüşerek üreticisine can veren, ülke ekonomisine değer katan asırlık bir yaşam biçimidir. Malatya denince akla ilk olarak altın sarısı kayısısı gelse de bu şehir, kökleri derinlere uzanan muazzam bir üzüm bağcılığı geleneğinin de sahibidir.Beydağı’nın heybetli yamaçlarında, Derme Suyu’nun ve buz gibi pınarların hayat verdiği Asbuzu (Aspuzu) bağları; Çırmıhtı, Tecde, Bostanbaşı (Barguzu), Yakınca (Kileyik), Çarmuzu, Orduzu, Gündüzbey, Banazı (Konak) gibi tarihi yerleşimleri kucaklayan kadim bir şire kültürünün yeşil hafızasıdır.
Tarihsel ve coğrafi arka plana baktığımızda bölgede köklü bir bağcılık birikimi dikkat çeker:
Gezginlerin-Yazarların Gözlerinden Aspuzu
Evliya Çelebi, toplam 39 mahallesi ve 5 bin 265 hanesi bulunan Malatya’da evlerin çoğunun kale dışında, bağ ve bahçeler içinde kurulduğunu söyler ve Ermenilerin de bu nüfusa dahil olduğunu belirtir. Şehir halkı bahar gelince, şimdi Eski Malatya diye andığımız yerden, sekiz ay boyunca kalacağı günümüz Malatya’sının temelini oluşturan Aspuzu Bağları’na göç eder.
Kâtip Çelebi, Malatya’da bağlar içinde 15 köyün yer aldığını ve ahalinin her yılın birkaç ayını burada geçirdiğini yazar.
Polonyalı Simeon, “bağbozumu zamanı Malatya’ya vardığımda şehirde kimse yoktur, herkes üzüm toplamak için bağlara gitmiştir" diyerek bu yıllık kitlesel göçü doğrular.
Alman Mareşal Helmuth von Moltke, 1835-1839 yılları arasında Osmanlı ordusunda askeri danışman olarak görev yapmış, Anadolu seyahatleri sırasındaki gözlemlerini ailesi ve arkadaşlarına yazdığı mektuplarda anlatmıştır. 1835-1839 yıllarında Türkiye'deki Durum ve Olaylar Üzerine Mektuplar başlığıyla kitaba dönüştürülen eserinde Moltke, Malatya ve çevresine dair anılarını, dönemin sosyal yapısını, halkın yaşam tarzını ve Osmanlı ordusunun halini yansıtan ilginç bilgiler aktarmaktadır.
Moltke, Aspuzu’yu elma, kiraz, kayısı, ceviz ağaçlarından oluşan uzun bir orman olarak nitelendirir; dağlardan kaynayan berrak sularının akışını, kavak ağaçlarının görkemini, serin havasını öve öve bitiremez.

Arşag Alboyacıyan Malatya Ermenileri: Coğrafya, Tarih, Etnografya adlı kitabında Malatya’nın yerli üzümlerinin yanı sıra tahıl, buğday, arpa, afyon, tütün, ipek böceği ve birçok meyve ürettiğini yazıyor.
“Strabon'un zikrettiği üzere Malatyalılar rakı ve şarap içmeyi sevdiklerinden şarapları iki bin yıldır ünlüdüydü. Malatya üzümlerinden hazırlanan beyaz ve kuru üzümlerin de ünlü olduğunu ekleyelim. Malatyada türlü üzümler yetişir. Teotig'den (Amenun Daretsyutsı, 1926 s. 26- 170) ve Papaz Benneyen'ın elyazmasındaki kapsamlı topografya çalışmasından faydalanarak bu üzümleri takdim edeceğim:
Hacı Kıran: Teotig bunun Ermenice konuşan çeşitli kazalardan mesela Araratyan vilayetinde öküzgözü, danagözü, devegözü denen üzümle aynı olduğunu yazmıştır. ( bkz s.71). Bu üzümün açık kırmızı bir rengi ve hurmadan daha iri taneleri vardır. Teotig Hacı Kıran adının Hacı Kerimin adının değişiminden ileri geldiğini tahmin etmektedir.(s.79).
Hatun Mat: Hüsnü Mansur [Hısn- Mansur, Adıyaman] , Eğin ve Hacın [Saimbeyli] kazalarına has beyaz, hurma büyüklüğünde, uzun taneli, çekirdekli ve ince zarlı bir üzüm cinsidir. Teotig Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yetiştirilen kadınparmağı ve parmak üzüm ile aynı olduğunu yazmıştır (s.74). Papaz Benneyan bu üzümü kadınparnağı olarak adlandırmış, kırmızımtrak ve iri taneli olarak tanınmıştır.

Gurez: Yabani üzüm, beyaz, yuvarlak geç olgunlaşan ve ticari getirisi olmayan bir cinstir. Teotig, "gurez" kelimesinin " koruk" kelimesinin değişiminden meydana geldiğini tahmin etmektedir ( s.78).
Anli: Hüsn- ü Mansurda yetişir. Beyaz yuvarlak ve geç yetişen bir üzüm cinsidir.
Mikerin : Malatya'ya özgü Tahannebi* denilen sarımsı ve kara renkte nadide üzüm cinsini beyazıdır ve yenilebilir. Türkçede " Atmalin " ve " Şam" cinsleri Mikerimden sonra yetişir (s.92).
Maçul: Yuvarlak ve sıkı etli bir üzümdür .
Şam: Geç yetişen bir cinstir. Papaz Benneyan yuvarlak ve sulu olduğunu zikretmiştir.(s 82)
*Papaz Benneyan bunu "tahin hapı" [tahin tanesi] diye adlandırmakta tahin renginde ve uzun olduğunu söylemektedir. (...)”
***
Ne yazık ki günümüzde hızlı ve plansız şehirleşme, imar rantı ve betonlaşma bu köklü Asbuzu bağlarını büyük ölçüde yok etmiş; yeşil alanlar çok katlı binaların altında kalmıştır. Yine de bu coğrafi hafıza, yöre mutfağında ve folklorunda ısrarla yaşatılmaktadır. Barguzu’da bu durum belirgin biçimde görülmektedir.
***
İlahi Berekete ve Kutsala Adanmış Bir Meyve
Üzüm, bu topraklarda yalnızca bedenleri değil, ruhları da besleyen ilahi bir semboldür. Kur'an-ı Kerim'de üzüm (ʿineb - عِنَب) kelimesi ve türevleri 11 ayette geçer. Üzüm; Allah'ın kudretinin, yeryüzündeki nimetlerin, cennet tasvirlerinin ve akıl yürütmenin bir simgesi olarak zikredilir.
Nitekim Nahl Suresi 11. Ayet'te şöyle buyrulur: "Allah, gökten indirdiği su ile ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her çeşit meyveyi bitirir. Düşünen bir toplum için bunda açık bir ibret vardır."
Alevilikte Kırklar Cemi menkıbesine göre Hz. Muhammed miraç dönüşü uğradığı Kırklar Meclisi'nde bir üzüm tanesi (engürü) kırk cana paylaştırmakla sınanır. Cebrail’in getirdiği nu tadında ezil şerbet yapılan bu tek üzüm tanesi tüm meclistekilere yeter. Bu olay Alevilikteki "birlik eşitlik ve " kırklar bir, bir kırklar" felsefesini oluşturur.
İslam medeniyetinde yaratılışın ve şükrün açık bir delili sayılan üzüm, Anadolu'nun kadim Hıristiyan geleneklerinde de derin bir kutsallığa sahiptir. Ermeni ve Süryani kadim kültürlerinde 15 Ağustos’a denk gelen Meryem Ana Yortusu (Üzüm Kutsama Bayramı), bağbozumunun ve bereketin simgesidir. Yüzyıllardır kiliselerde dualarla okunan ve kutsanan ilk üzümler cemaate dağıtılır; bu kutsama yapılmadan bağdan ilk üzüm yenmez, ağza sürülmezdi.
Malatya’nın Tescilli Üzümleri
Malatya Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından tescil edilen ve bölgede üretimi desteklenen yerel üzüm çeşitleri, Banazı Karası, Tahannebi, Kureyş, Pütürge Kırmızı Üzümü ve Arapgir Köhnü Üzümüdür.
Malatya bağcılık kültürünün günümüzdeki en önemli temsilcileri olan bu çeşitlerin özellikleri şu şekildedir:
Tahannebi (Tanebi)
Kullanım Amacı: Tamamen sofralık tüketime uygundur.

Önemli Özellikleri: Erken olgunlaşan (erkenci), beyaz-yeşil renkli, ince kabuklu ve oldukça tatlı bir üzümdür. Malatya'da özellikle hasat döneminde taze pide ve yöresel Malatya peyniri ile kahvaltılarda tüketilmesi gelenekselleşmiş bir kültürdür. Nazik yapısı nedeniyle raf ömrü kısadır, bu yüzden hızlı tüketilir.
Banazı Karası
Kullanım Amacı: Bölgenin en ünlü kurutmalık siyah üzümüdür.

Önemli Özellikleri: Tanelerinin salkımdan kopma direnci çok yüksektir; bu sayede dalında veya salkım halinde tamamen doğal yollarla, hiçbir katkı maddesi kullanılmadan kurutulabilir. Tanelerinin üzeri puslu bir tabaka ile kaplıdır. Yoğun tanen yapısı nedeniyle taze sofralık tüketildiğinde ağızda hafif buruk bir tat bırakır.
Arapgir Köhnü Üzümü
Kullanım Amacı: Hem sofralık hem de şaraplık/şıralık olarak kullanılır.

Önemli Özellikleri: Malatya'nın Arapgir ilçesiyle özdeşleşmiş coğrafi işaretli, siyah renkli ve iri taneli bir çeşittir. Kabuğu ince, sulu, aromatik ve hafif mayhoş-tatlı dengesine sahiptir. Kabuğundaki yüksek antioksidan (resveratrol) oranıyla bilinir.
Kureyş Üzümü
Bölgenin köklü bağcılık kültürü içinde seleksiyon yöntemiyle öne çıkarılan, yeşil-sarı renkli ve büyük salkımlara sahip tescilli çeşitlerindendir.

Kullanım Amacı: Sofralık ve şıralık (pekmezlik) olarak değerlendirilir.
Önemli Özellikleri: Yeşilyurt ve çevresinde yaygın olan, oldukça etli ve sulu bir çeşittir. Şeker oranı yüksek olduğu için yörede kaliteli Malatya pekmezi yapımında sıklıkla tercih edilir. Dayanıklı bir salkım yapısına sahiptir.
Pütürge Kırmızı Üzümü
Pütürge ve Doğanyol çevresinde yetişen bu tür, Enstitü tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda 28 Şubat 2025 tarihinde Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi (TTSM) tarafından Milli Çeşit Listesine kaydedilerek tescillendi. Tatlı yapısı, kırmızı-gri kabuğu ve gevrek taneleri ile bilinir.

Anadolu bağlarında asma, toprağın insana sunduğu en cömert ikramdır; onda hiçbir şey ziyan olmaz. İlkbaharda filizlenen körpe yaprakları mutfak kültürümüzün baş tacı sarmalara bürünüp sofralara lezzet katarken; sonbaharda budanan o sert, odunsu çubukları kışın bağ evlerinin ocaklarında çatırdayarak yuvaları ısıtır. Asma; yaprağıyla aş, dalıyla ateş, meyvesiyle şifa olan asırlık bir bereket döngüsüdür.
Yukarı Banazı’da Bir Emek Sevdalısı: Ferhat Olgun
Gündüzbey - Banazı yolunda, sırtını Beydağı’na dayamış yaklaşık sekiz dönümlük üzüm bağındayız. Bizi bağ evinde ağırlayan isim; emekli polis memuru çiftçi Ferhat Olgun. Balkonda, taze dalından koparılmış Tahannebi üzümlerini tadarken koyu bir sohbete dalıyoruz.
Ferhat Bey, Asbuzu bağ köylerinde teveklerin geçirdiği dönüşümü şöyle özetliyor:
"Bizim bu Asbuzu’nun bağ köylerinde, Beydağı’nın yamaçlarında yerli üzümün kökü de çubuğu da kendi cinsiydi. Zamanla hastalık başladı, tevekler kanser oldu. Yaklaşık 25 yıl önce kökleri Amerikan çubuğuyla yeniledik; aşısını ise yine kendi yerli çubuğumuzla yaptık."

Toprağın ve asmanın inceliklerini bir bir anlatmaya devam ediyor:
“Üzüm vermesi için bırakılan uzun çubukların rüzgarda sallanmaması ve meyvenin toprağa değip çürümemesi için 1 ile 1,5 metre uzunluğunda, 3-5 cm kalınlığında serpene (düz çubuklar) bağlanır. Üzüm bağının en büyük ihtiyacı güneşi doğrudan alabilmektir.
Arı ve kuşlar teveklerde ve sergi alanlarında ürüne zarar verebilir. Önlem olarak serpenelerin başına boş pet şişeler asılır ya da korkuluklar yapılır. Ancak zamanla kuşlar bunlara alışır. (Ferhat Bey bu durumu tebessümle karşılıyor) Onlar bizim bağ ortağımız, komşumuz oluyor. Rızıklarını çıkartıyorlar, biz de vesile oluyoruz.
Toprağın işlenmesi ve bakımına gelince: geleneksel bağlarda toprak ilkbaharda yılda bir defa bel ile işlenir. Bellemeye alt sıradan başlanır; alt sırayı belleyen işçi üst sıradaki omcaların kök boğazlarını açar, üst sıradaki işçi ise bu boğazları doldurarak ilerler. Belleme bitince gövde ve kök boğazından çıkan fuzuli sürgünler temizlenir. Bu işlem yılda üç kez tekrarlanır.

İlaçlama ve havalandırma gereklidir. Çiçekte toz kükürt vurulur; taneler mercimek büyüklüğüne ulaşınca ten gün arayla külleme ve güve ilacı atılır. Havalandırma için ilk çapa mayıs ayında yapılır, yağmur yağarsa köklerin tekrar nefes alması için ikinci çapa çekilir. Üzümlere yanmış hayvan gübresi verilir.
Üzümler kesinlikle sulanmaz. Yağmur suyu yeterli, sulanan üzüm çürüme yapar”
Ferhat Bey, Yeşilyurt İlçe Tarım Müdürlüğü’ne dilekçe vererek ziraat mühendisi talep etmiş, bağına gelen uzman teknik inceleme yapıp rapor tutmuş. Bu bilinçli üretim anlayışıyla bağında Amerikan kökü üzerine Tahannebi, Banazı Karası, Kureyş, Şam ve Kırmızı üzüm türlerini yaşatmaktadır.
Berekete Veda ve Bir Garip Baki Kalan
Bağda birlikte gezintiye çıkıyoruz. Koyu yeşil teveklerin altında kundak kundak üzümler sarkıyor. Tahannebiler, tepemizdeki güneş ışığının altında adeta birer mücevher gibi parıldıyor. Işığın yapraklar arasından süzülüp kehribar tanelerine dokunuşu, doğanın çizdiği en kusursuz tablo gibi. Ferhat Bey, evladı gibi büyüttüğü üzümleri büyük bir tutkuyla anlatırken, bir yandan da bağın ilk çıkan Tahannebi üzümlerinden en güzel kundakları makasıyla kesip bizlere ikram etmek üzere hazırlıyor.
Bülent Bey de ben de bu emekten altışar kilo alıyoruz. Kilosu 140 liradan hakkını ödeyip bu güzel insanla helalleşiyoruz.
***
Tabelada resmi adı güncellenip "Konak" yazılsa da tapulara, nüfus cüzdanlarına, seyahatnamelere ve en önemlisi Banazı Karası'nın siyah tanelerine kazınmış bu kadim kimlik kolay kolay silinecek gibi değil. Banazılılar da bu anlamsız isim değişikliğine karşı durarak, dedelerinden miras kalan bu tarihsel ve kültürel haklarını yasal yollardan arayıp yerleşimlerinin özgün adı olan "Banazı"yı resmiyette de geri almalıdırlar. Asbuzu’nun betona direnen bu son cennet köşesinde; toprağın kokusunu, geleneksel bir üretimin alın terini ve Beydağı’nın bin yıllık bereketini yüreğimize kazıyarak vedalaşıyoruz. Banazı, Malatya’nın şire ve bağ kültürünün en kadim taşıyıcılarından biri olarak, Türk toplumunun dilinde ve köklü hafızasında "Banazı" olarak yaşamaya devam edecektir.
Yine, esasen Aspuzu Bağları olan şimdiki Malatya il merkezine ilçe ve köylerden gelen ve bir şekilde etki- yetki sahibi yapılanlara teslim edilen Malatya'ya bu kentin kültüründen bi haber bu kişilerin tahribatı da halen devam etmektedir. Öyle ki, Aspuzu Bağları'nın Beydağı eteklerine göre konumunu tarif eden, asırlık Aşağıbağlar, Uçbağlar gibi tanım ve isimlerin nereden geldiğinden habersiz olan, bir dönem belediyede söz hakkı ve yetki verilmiş unsurları, tanımadıkları, bilmedikleri bu kentin doğuya doğru uç tarafındaki bağlar anlamına gelen Uçbağlar'ın adını Üçbağlar'a çevirebilmişlerdir. Bu kentin tarihinden, coğrafyasından, kültüründen, sosyolojisinden haberdar olmayan ‘yetkili’ yerel yöneticiler için ise zaten farkında olmadıkları bu durum, bir sorun oluşturmamaktadır.




