SON DAKİKA
SON DEPREMLER
Reklam
Fikri Demirtaş

Yunanistan'dan Akçadağ İlköğretmen Okulu'na Uzanan Kültür Köprüsü

Yunanistan'dan Akçadağ İlköğretmen Okulu'na Uzanan Kültür Köprüsü
A- A+ PAYLAŞ

Fikri DEMİRTAŞ
[email protected] 

Bazı yolculuklar yalnızca kilometrelerle ölçülmez. Kimi yolculuklar vardır ki insanı geçmişe, hatıralara, köklere ve gönül bağlarına götürür. 1954 yılında Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesindeki Çepelli köyünden yola çıkıp Türkiye hasretiyle Malatya’ya, Akçadağ İlköğretmen Okulu’na (Akçadağ Köy Enstitüsü) gelen Rahmi Ali’nin hikâyesi de böyle bir yolculuğun izlerini taşır.

Rahmi Ali, yalnızca bir öğretmen değildir. O, Türkçeyi Batı Trakya’da bir kültür bayrağı gibi yaşatan; ömrünü eğitime, yazıya ve düşünceye adamış değerli bir kültür insanıdır. Akçadağ’ın o unutulmaz eğitim ocağında aldığı öğretmenlik ruhunu yüreğinde taşıyarak yurduna dönmüş; kırk yılı aşkın süre boyunca bu ruhu Batı Trakya Türk Azınlığının çocuklarına, gençlerine ve kültür hayatına aktarmıştır.

2026 yılının Nisan ayında, baharın taze nefesiyle son haftasına yaklaşırken evlatlarımın refakatinde İstanbul’dan yola çıktık. İki oğlum, kızım ve torunum Öykü ile birlikte Selanik’e ulaştık. Bu yolculuğun en anlamlı durağı, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya geldiği evi ziyaret etmekti.

Atatürk Evi’nin eşiğinde durmak, yalnızca tarihî bir mekânı görmek değildi. Bu ziyaret, köklerimize, Cumhuriyet hafızamıza ve ortak değerlerimize yapılan bir gönül yolculuğuydu. Fakat bu seyahati benim için daha da anlamlı kılacak asıl niyetim, zamana direnen büyük bir eğitim çınarıyla, 85 yaşındaki Rahmi Ali Öğretmenimizle buluşmaktı.

Sağlık durumunun yüz yüze görüşmeye elvermemesi üzerine sorularımı kendisine Messenger’dan ulaştırdım. Rahmi Ali Öğretmen, nezaketi ve güçlü hafızasıyla bu soruları büyük bir içtenlikle cevapladı. Parasız yatılı sınavlarından Akçadağ yıllarına, 19 Mayıs coşkusundan edebiyat tutkusuna, Atatürk sevgisinden Batı Trakya’da verilen kültür mücadelesine kadar uzanan çok değerli hatıralarını bizimle paylaştı.

Elinizdeki bu söyleşi; bir öğretmenin “iyi ki”lerine, bir yazarın edebiyat yolculuğuna ve bir Türk evladının Atatürk’e duyduğu sarsılmaz bağlılığa tanıklık eden kıymetli bir hatıra metnidir. Şimdi sizleri, Gümülcine’den Akçadağ’a uzanan o uzun tren yolculuğunun ray sesleri eşliğinde, Rahmi Ali Öğretmen’in kelimelerle kurduğu hatıra dünyasına davet ediyorum.                                          

Rahmi Ali Kimdir?

Rahmi Ali Türk, Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde, Gümülcine’ye bağlı Çepelli köyünden yetişmiş değerli bir öğretmen, yazar ve kültür insanıdır. 1950’li yıllarda Batı Trakyalı Türk öğrenciler için Türkiye’de açılan eğitim imkânlarından yararlanarak Malatya’daki Akçadağ İlköğretmen Okulu’na gelmiş; burada aldığı eğitimle öğretmenlik mesleğinin ruhunu derinden kavramıştır.

1961 yılında bu okuldan mezun olan Rahmi Ali, yurduna döndükten sonra ömrünü eğitime, Türkçeye ve kültürel belleğin korunmasına adamıştır. Batı Trakya Türk Azınlığı içinde öğretmen kimliğiyle yalnızca ders veren bir eğitimci olmamış; aynı zamanda dili, edebiyatı, tarihi ve toplumsal hafızayı canlı tutan aydın bir şahsiyet olarak iz bırakmıştır.

FOTOĞRAF:   Rahmi Ali’nin Akçadağ’daki öğrencilik yılları

Onun hayatında Akçadağ İlköğretmen Okulu’nun ayrı bir yeri vardır. Bu okul, Rahmi Ali için yalnızca bir eğitim kurumu değil; düşünmeyi, üretmeyi, okumayı, yazmayı ve insana dokunan bir öğretmen olmayı öğreten büyük bir hayat mektebidir. Bu söyleşide Rahmi Ali, Çepelli’den Akçadağ’a uzanan öğrencilik yolculuğunu, öğretmenlik idealini, edebiyatla kurduğu bağı ve Atatürk sevgisini kendi hatıraları içinden anlatmaktadır.

Rahmi Ali Anlatıyor

1950’li yılların zor şartlarında, Yunanistan’ın Çepelli köyünden çıkıp Malatya Akçadağ İlköğretmen Okulu’nun parasız yatılı sınavını kazandığınızda neler hissettiniz? Sizinle beraber bu yolu yürüyen kaç arkadaşınız vardı?

Rahmi Ali: Daha öncesinden başlayalım: Türkiye, bizim için bir merak, bir özlem, tamamen duygusal bir sevgiydi. O yıllar içinde, 1945-1950 arasında, Yunanistan bir iç savaş içindeydi. Türkiye’ye gidip gelmeler yoktu; kaçak yollarla gidenler vardı. Ama Batı Trakya Türkü kendini her zaman aynı ağacın komşu tarlada kalmış bir dalı gibi görüyordu.

Okullarımızda Yunanca dersi hariç, neredeyse bütün dersler Türkçe yapılıyordu. Şarkılar Türkçeydi. “Dağ Başını Duman Almış” şarkısını/marşını bilmeyen yoktu. Türküler, şarkılar, masallar aynıydı. Türkiye’nin sevinci bizim de sevincimizdi; acısı bizim acımızdı.

FOTOĞRAF:  İsmet İnönü, Tonguç ve Hasan Ali Yücel Müdür Şerif Tekben  ile Birlikte Akçadağ Köy Enstitüsü'nde (Prof.Dr K.Kocabaş Paylaşımı)

Ta Erzincan Depremi’ni anlatan destanların elden ele dolaştığı, “Dumlupınar Denizaltısı Faciası”nın anbean gözyaşları içinde izlendiği günleri hatırlıyorum. Bir ay-yıldız, Türkiye’den gelen bir film, bir İstanbul, Bursa sözü bizi tatlı tatlı heyecanlandırmaya yetiyordu. Böyle bir sevgiydi bu. Uzaktan sevme, kusursuz bir sevgi… “Kafdağı’nın ardı” gibi bir merak…

İşte bu duygular içinde, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan bir eğitim anlaşması gereğince Batı Trakyalı Türk öğrencilere Türkiye okullarının kapıları açıldı. Türkiye’deki ortaokul, sanat okulu ve öğretmen okullarına sınavla öğrenci alınmaya başladı.

Daha ilkokul yıllarımda öğretmen olmayı kafama takmıştım. O yüzden diğer okullara başvurmadan doğrudan öğretmen okulu parasız yatılı sınavlarına katıldım. Sanıyorum katılan öğrenci sayısı 120 idi. Sadece 20 kişi Malatya Akçadağ Öğretmen Okulu’na gitmeye hak kazandık.

9 Kasım 1955 tarihinde Gümülcine’den Üsküp-Selanik üzerinden gelen bir yolcu treniyle İstanbul’a hareket ettik.

FOTOĞRAF: Batı Trakya’dan Akçadağ’a uzanan öğretmenlik yolculuğunun ilk yıllarından bir hatıra

Akçadağ İlköğretmen Okulu’ndan kaç yılında mezun oldunuz? O yıllarda okulun eğitim kalitesi ve size kattığı öğretmenlik ruhu nasıldı?

Rahmi Ali: İlkokullarda aldığımız eğitim seviyemiz yetersiz olmasına karşın, daha önce okulu terk eden bir arkadaşımız hariç, hepimiz 1961 yılında mezun olduk.

O yıllarda koşullar bizim için çok zordu. İklim, çevre, insanlar bize göre çok değişikti. O uzun yolculuklar 12-13 yaşındaki çocuklar için değildi. Ama içimizdeki okuma merakı ve o anlaşılmaz Türkiye sevgisi, o güç koşullarla başa çıkmamıza yardım etti.

İyi ki o okulda okumuşuz, dedik. Orada hayal ettiğimiz öğretmenlik sevdasıyla elimizden geldiğince derslere ayak uydurmaya çalıştık. Zorlandığımız dersler oldu. Belki o yıllar içinde bizi okutan öğretmenlerin değerini pek anlayamadık; ama daha sonraları gördük ki o öğretmenlerin çoğu bizim için birer değermiş.

Daha sonraları yeniden göz attığım ders kitapları da oldukça kaliteli, bize düşünmeyi öğreten kitaplarmış. Öğretmenlik ruhunun içimize işlediğini daha çok iki ay süren uygulama okullarında fark ettik. İlk öğrencilerimizi o okullarda sevdik. O ruhla buradaki okullarımıza döndük.

Eğitim hayatınızda üzerinizde en çok iz bırakan, size “iyi ki öğretmen olmuşum” dedirten hocalarınız kimlerdi?

Rahmi Ali: Adını sanını unuttuğum, bende hiçbir iz bırakmayan öğretmenler oldu tabii; ama içlerinde hâlâ unutamadığım öğretmenler de var.

Utangaç, sessiz bir çocuktum; üstelik öksüzdüm. Bazen iyice moralim bozulurdu. Kendi kendime, “Ben burada duramam.” diyordum. Bir bayan öğretmen, içimden geçenleri okumuş gibi gelir, sırada yanıma otururdu.

“Canın sıkılınca sana izin vereyim, git istasyonda biraz bakın, eğlen. Sabırlı ol, dayan, oku. Bak, senin okumanı isteyen sevdiklerin var.” der, bana moral vermeye çalışırdı. Adı galiba Ayten Dinçöz’dü. Çocuk ruhundan anlayan ne değerli bir öğretmenmiş; kendisini hâlâ unutamıyorum.

Sonra bir Fethi Toker vardı. O nasıl değerli bir öğretmen, nasıl bir insandı! Ağzından tek kötü söz çıkmayan, başka öğretmenlerin bir ayda öğretemedikleri bir konuyu öğrencilerine iki saatte öğreten, mesleğinin erbabı bir eğitimciydi. Öğretmenlik hayatım boyunca kendisini hep örnek aldım; hem de her konuda.

Daha sonraki yıllarda profesörlüğe yükselip ÖSYM Başkanı olunca ne kadar sevinmiştim.

Bir ara edebiyat derslerimize gelen Galip Karagözoğlu da unutamadığım öğretmenlerimdendir. O nasıl değerli bir öğretmendi öyle! Kitap dostu, kitapları öğrencilerine sevdiren, öğrencilerini koruyup gözeten bir insandı. Onun da daha sonra profesör ve TÜBİTAK Başkanı olduğunu öğrenince ne kadar gururlanmış, ne kadar sevinmiştim.

Grup öğretmenimiz Zeki Tekel, tarım öğretmenimiz Mehmet Kara, okul müdürlerimiz Fehmi Hangün ve Ali İhsan Beyhan da hafızamda iz bırakan değerli eğitimciler arasındadır.

Okul yıllarınızdan bugüne kalan; millî bayramlarımıza veya öğrencilik yaşamınıza dair unutamadığınız en canlı anınız nedir?

Rahmi Ali: O yılların Malatya’sında millî bayramlar, törenler ve 19 Mayıs şenlikleri büyük bir umuttu. Dışarıda halkı, stadyumlarda o gençliği gördükçe umutlarımız artar da artardı.

“Artık bu gençlik tutulmaz, bu ilerleme durmaz.” diye içimize sonsuz umutlar dolardı.

O ilkokul öğrencilerinin törenlerde şiir okurken heyecanlanmaları, gözyaşlarını tutamamaları; 19 Mayıslardaki kızlı erkekli gençliğin dik ve inançlı adımları, coşkusu neydi öyle!

Buraya döndükten sonra da Türkiye’deki millî bayramlarda yapılan törenleri radyodan hep dinledim. Daha sonraları televizyondan izledim; hâlâ da izliyorum.                

Henüz öğrenciyken başlayan yazı tutkunuz, daha sonra Batı Trakya’da kurduğunuz dergilere ve aldığınız ödüllere nasıl ilham oldu? Akçadağ’ın edebiyatçı kimliğinizdeki yeri nedir?

Rahmi Ali: Her şey bir rastlantı mı diyelim? Şimdi daha iyi anlıyorum; edebiyat öğretmenlerimiz mesleklerinin erbabı insanlarmış. Demek ki onlar bize edebiyatı sevdirdiler. İlk edebiyat öğretmenimiz Zeki Tekel’di. Sait Faik’i, Nurullah Ataç’ı dilinden düşürmezdi. Recep Yaşayacak, “Şiir bir titreşimdir.” derdi. “Aşk şiiri yazacaksanız içinde aşk sözcüğü bulunmasın; onu başka sözcüklerle dile getirin.” diye öğüt verirdi.

Elimde Çalıkuşu romanını gören M. Nadi Özbilgi ise, “Kütüphaneye git, memurdan İnce Memed adlı kitabı iste; o kitabı da oku.” diyen çok değerli bir edebiyat öğretmenimizdi.

FOTO 1: Akçadağ İlköğretim Okulu'ndan (Akçadağ Köy Enstitüsü) geriye kalanlar

Daha sonraki yıllarda kendisini İstanbul’da bir Fransız lisesinde okul müdürüyken ziyaret etmiştim. Sigara paketini uzattığında, “Ben sizin karşınızda nasıl sigara içebilirim?” deyince gözleri yaşarmıştı.

Bana bir ara, “Rahmi Türkkan, sen bu yazı işini sürdür, sakın bırakma.” diyen öğretmenimdi. Okulda yapılan bir kompozisyon yarışmasında ödül olarak verilen Ülkücü Öğretmen adlı kitapta onun imzası vardır.

Akçadağ İlköğretmen Okulu’nun edebiyatçı kimliğimdeki yeri nedir sorunuza gelince; bu soruyu biraz daha genişletmek gerekir diye düşünüyorum. Evet, asıl merkez tabii ki Akçadağ’dır.

Akçadağ İlköğretmen Okulu olmasaydı ben bu uzun tren yolculuklarını yapmayacaktım. O asker sevkiyatlarını, yorgan döşekleriyle vagon koridorlarında yolculuk eden o sefil mevsimlik işçileri görmeyecektim.

Tren ıssız bir köyün altından geçerken vagon pencerelerine doğru el sallayan o pejmürde kılıklı çocuklara üzülmeyecektim. İstanbul Sirkeci Garı’nda yük taşıyan hamal çocuklar içimi acıtmayacaktı. İzmir’i, İstanbul’u, Bursa’yı, Eskişehir’i tanımayacaktım. Cağaloğlu Yokuşu’na uğramasaydım onlarca kitapçı dükkânını göremeyecektim.

Daha neler…

Ama bizim asıl şansımız, o dönemde Türkiye’de edebiyatın en canlı, en verimli yıllarını yaşıyor olmasıydı. O ne hikâyecilerdi öyle: Tarık Dursun K., Zeyyat SelimoğluSait Faik AbasıyanıkOktay Akbal, Orhan Kemal, Kenan Hulusi, Kamran Şipal, Necati Cumalı ve şu anda adlarını hatırlayamadığım diğer hikâyeciler…

O ne hikâyelerdi öyle: Bir Fotoğraf Canlanıyor, Zabel Manol İçin Hikâye, Roza’nın Aşkı, Hanende Melek, Selim’i Anarım…

Sonra Varlık dergisiyle yine ilk kez Malatya’da tanışmam, dost olmam ve bu dostluğun en az kırk yıl sürmesi…

Bütün bunlar, o edebiyat denizine akan ırmaklardı.

Değerli Öğretmenim, Çepelli köyünden başlayan hayat yolculuğunuzda Türkçemizi Batı Trakya’da bir bayrak gibi dalgalandırdınız. Biliyoruz ki Selanik’teki Atatürk Evi’nin asıl koruyucusu ve manevi bekçisi, oradaki Türk Azınlığı’nın sarsılmaz ruhudur. Bir öğretmen ve yazar olarak ömrünüzü adadığınız bu kültür nöbetini ve Atamızın mirasına sahip çıkmanın onurunu nasıl tarif edersiniz?

Sizin kaleminizden dökülen bu “manevi bekçilik” hikâyesi bizler için en büyük ders olacaktır.

Rahmi Ali: Bu soruya yanıt vermek pek öyle kolay bir iş değil elbet. Hakkında yüzlerce, hatta binlerce kitap yazılmış; halkın deyimiyle “Yedi Düvel”e karşı gelmiş, içinde bulunduğu tüm savaşları kazanmış, üstüne “ölü toprağı” serpilmiş bir halkı o asırlık uykusundan uyandırmış bir deha hakkında söz söylemek kolay mı?

FOTO 2: Akçadağ İlköğretim Okulu'ndan (Akçadağ Köy Enstitüsü) geriye kalanlar

Bu topraklarda hasbelkader Atatürk’le ilgili bazı şiirler yazdım. Okuldan mezun olurken verilen Atatürk’ün Söylev/Nutuk kitaplarını defalarca okudum. Cumhuriyet tarihinin yanı sıra Atatürk hakkında yazılmış çok sayıda kitap okudum. Mucizelere pek inanmam; ama onun yaptıkları gerçekten birer mucize. İnanılacak gibi değil.

Batı Trakya Türk Azınlığı yerel basını, Atatürk ilke ve inkılâplarına devamlı yer vererek halkı bilgilendirdi, aydınlattı. Harf İnkılâbı, Yunan yönetimi ve Türkiye’den gelen Cumhuriyet aleyhtarı mültecilerin tüm dayatma ve engellemelerine karşın azınlık halkı tarafından hemen benimsendi.

Bizde Atatürk sevgisi bir başkaydı. İnanılmaz bir sevgi, büyük bir güven… Türk ulusunu kurtaran efsanevi bir kahramana duyulan bağlılıktı bu.

Açıkça farkında olunmasa da işte bu moralin, azınlığı ayakta tutan en büyük etken olduğunu düşünüyorum. Atatürk yolunun karanlıktan aydınlığa, karamsarlıktan büyük bir umuda doğru gittiğine inanan bir toplumduk biz. Ve toplumu, ulusu aydınlığa götüren o devrimler…             

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” anlayışının, yapılan tüm devrimlerin bir önsözü niteliğinde olduğuna inanıyorum. İşte bu inançla kendi dilimizi, kültürümüzü ve benliğimizi koruyoruz. Yunanistan içindeki diğer etnik kökenli toplumların çoktan asimile olduklarını göz önüne alırsak bu kültür potasının içinde yaşayıp kendi kimliğini korumak hiç de kolay bir iş değil.

Bunu Atatürk sevgisine, onun inkılâplarına, tarih içindeki varlığına ve o yenilmez iradesine borçluyuz.

Akçadağ Ruhuyla Bir Selam

Rahmi Ali Öğretmenim,

Siz zarif anlatımınızla bizi 1955 yılının heyecanına, Gümülcine’den Akçadağ’a uzanan o umut dolu tren yolculuğuna çıkardınız. Sizin hatıralarınızı okurken gözlerimin önünde, mezuniyetinizden on beş yıl sonra, 1976 yılında benim de diplomasını gururla aldığım o kıymetli eğitim yuvası canlandı.

Akçadağ İlköğretmen Okulu, yalnızca bir okul değildi. Orada okuyan her öğrencinin gönlünde iz bırakan, öğretmenlik idealini insanın ruhuna işleyen, Cumhuriyet’in aydınlanma düşüncesini bozkırın ortasında yaşatan büyük bir eğitim ocağıydı.

Sizin anlattığınız Akçadağ ile benim hatıralarımda yaşayan Akçadağ aynı kökten besleniyor. Aynı disiplin, aynı emek, aynı öğretmenlik sevgisi ve aynı Cumhuriyet bilinci bu okulun duvarlarında, yollarında, sınıflarında ve öğrencilerinin belleğinde yaşamaya devam ediyor.

Rahmi Ali Öğretmenim,

Binaları yıksalar da o bozkırın ruhuna kazınmış Akçadağ Köy Enstitüsü’nün kurucu müdürleri Şinasi Tamer, Şerif Tekben, Eğitim Başı Reyzi Pamir'in, öğretmenlerin, öğrencilerin sizlerin ve aydınlık yüzlü öğretmenlerin hatırasını yok edemeyecekler. Bizler, o sönmeyen meşalenin son bekçileri olarak Akçadağ’ı rüyalarımızda, fotoğraflarımızda, yazılarımızda ve kalemimizde yaşatmaya devam edeceğiz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız

13 yorum yapılmış

  • ALİ ASLAN (2 ay önce)
    Fikri Bey biz aynı dönem mezunuyuz .Beni o güzel günlere götürdünüz, teşekkür ederim. Ancak o eğitim yuvasının bugünkü hali hepimizin içini acıtıyor. Her yerde olduğu gibi maalesef oradaki çocukluk ve gençlik anılarımızı yok ettiler. Selamlar. 7/A sınıfından Ali Aslan
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Mustafa Talas (3 ay önce)
    Bu ibret dolu yazınız için teşekkür ederim Sayın Fikri Demirtaş Hocam. Bu yazı ve yazıdaki kahramanlar gösteriyor ki coğrafyayı vatan yapan insandır. İnsana yatırıma öncelik verirseniz, uzun vadede hep kazanan olursunuz. ATATÜRK ve ATATÜRK'ü anlamak da bu yazıyla ilgili bir diğer önemli sonuç olarak dikkatimi çekmiştir. Saygılarımla Prof. Dr. Mustafa TALAS Sinop Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Koray Sait Gürsoy (3 ay önce)
    En büyük ve ortak varlımız Türkçe’ye ,dilimize hizmet edenlere saygı ve hürmetler… Kültürün en güçlü ve açık taşıyıcısı ‘dil’i korumak,kollamak,sevip benimsemek kaçınılmaz hayatî bir vatandaşlık görevimiz olduğu kadar onu bugünlere ulaştıran ecdadımıza da borcumuzdur. Fikri Hocam,teşekkürler…Rahmi Ali Bey’e de hürmetle uzun ve sağlıklı ömür diliyorum.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • YUNUS44 (3 ay önce)
    Böylesine güzel bir kampüse sahip olan okul, şu an metruk halde. Ben de bu okul mezunuyum. Okulumuzu canlı tutmak gerekirdi. Ulaşım imkanları eskisi gibi kısıtlı değil. Burası tekrar sınavla öğrenci alınan bir lise haline getirilebilirdi. Tarım Lisesi yapılabilirdi. Okula ait çok fazla arazi var. Yapılar eskisine uygun şekilde yeniden inşaa edilse harika olurdu. Bu şekilde yok olup gidecek.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Şaban KARAKUZU (3 ay önce)
    İnsan yaşarken farkında olmayan olaylar, yaşanmışlıklar kaleme alındığında yada fotoğraf, filmlerle belgelendiğinde bir hazine değeri taşır. Rahmi Ali bey ve 19 arkadaşı ne zor şartlarda Yunanistan’dan Akçadağ’a gelmiş ve tek bir fire ile yurtlarına dönmüş karanlığa aydınlık olmuşlardır. Müthiş bir hikaye. Anılarının film olaması gerek, genç kuşaklara. 200 yıl önce Yeni Zelanda ‘dan İngiltere’ye giden Katherine Mansfield‘in hikayesi gibi. Aşk ile…
    %100
    %0
    Yanıtla
  • İzzet Berktaş (3 ay önce)
    Fikri Öğretmenim, Yazına iki alıntı ile teşekkür edeceğim. İlki Zülfü Livaneli’den “İnsan yaşamında bazı dönemler vardır ki içinde yaşarken de önemli olduğunu hissedersiniz ama yıllar geçtikçe bu önem daha da artar. Sizden bağımsızlaşır. Size ait bir anı olmaktan çıkar ve kendi tarihini yaratır” İkincisi Tayfun Cinemre’den “Anılar belleğimizin bekçileridir, kalbimizi temizlerler, iyi bakın onlara...” İkimizin babalarının yolları Akçadağ’da kesişti. Onları, ve okul müdürü Şerif Tekben’i sevgi ve saygı ile anarken, Yazın için tekrar teşekkür ediyor, Rahmi Ali Öğretmenimize sağlık ve esenlik diliyorum.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Hikmet Kaya (3 ay önce)
    Dört dört yanı edebiyat sanatıyla imge imge örülmüş bir röportajı ve bu röportajda özellikle de hazırlanan soruların ki kendin bir istatistik uzmanı olarak anketörü olarak o kadar güzel çerçevelenmiş soruları gördüm ki bunun için ayrıca kutluyorum sizi ve Rahmi Ali öğretmenin anlattıklarının derinliklerinde gerçekten bir edebiyat ruhu yatıyor gerçekten Anadolu'yu hasreti okulunu anılarını öyle güzel yoğurmuş öyle güzel anlatmış ki ben gerçekten takdir ediyorum teşekkür ediyorum hele o Türkiye ile yunanistan'daki azınlıklara benzettiği bir ağacın komşu tarlasına uzanan dalıdır deyişi çok çok anlam yüklü... Ayrıca bahsettiğiniz bu okulda mezun olduğunda gidip diplomasını dahi alamayan amcam Tahsin Kayalı eğitim gördü oradan mezun oldu Ali Kasım İlhan Rıza Özbey Rıza Günay bunlar gerçekten Akçadağ öğretmen okulunun yani o köye sülün uzantısı olan bu bilim yuvalarının öğrencileriydi ben de onları izler yaşıma rağmen hayran olurdum Fikri bey arkadaşım seni bir kez daha kutluyorum bu güzel derlemen bu güzel sohbetin röportajın gerçekten edebi bir değer taşıyor ellerine yüreğine sağlık
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Ömer Gül (3 ay önce)
    Fikrî hocam meslek hayatımda tanıdığım Cumhuriyet erdemleriyle mücehhez olmuş, çalışkan dürüst vefalı, samimi,zifiri karanlıkları aydınlatmak için çırpınan,direnen ışık olmaya çalışan emsaline az rastlanır. meslektaşlarimizdan birisiniz.bur Cumhuriyet öğretmeni olarak sizinle gurur duyuyoruz.her zaman olduğu gibi yine o akıcı yalın yüreklere dokunan bu muhteşem makalenizi hüzünlü de olsa, büyük bir zevkle okudum iyiki sizi tanımışım,iyiki hemşehrim ve arkadaşımsiniz,iyiki de Cumhuriyetin Erdemli öğretmeni olmuşsunuz Kaleminize Yüreğinize ve Emeğinize sağlık ırmakların okyanuslara karışsın, Çağlıyanlarin, pınarların hiç kurumasın.sevgiyle Esen kalınız.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Cafer Dogan (3 ay önce)
    Fikri hocamdan yine güzel bir vefa örneği.Taaa Bati Trakya'dan Akcadag'a gelip, eğitim alan Rahmi Ali hocamızın izini Yunanistan'da sürüp, yaptığı röportajı yayınlaması vefa değil de nedir? Teşekkürler değerli Fikri hocam bu güzel emeğine, geçmiş değerlerine bağlılığına ve vefana.
    %80
    %20
    Yanıtla
  • Mahmut Orhan (3 ay önce)
    Nefis bir yazı olmuş Fikri hocam elinize emeğinize sağlık.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Batuhan Işık (3 ay önce)
    Kalemine sağlık sayın arkadaşım, güzel bir röportaj olmuş..Bende sayende yurtdışından öğrenci geldiğini oğrendim.. Teşekkür ederim, emeğine sağlık..
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Fikri Demirtaş (3 ay önce)
    ​Değerli okurlarımız; Siz de Bu Vefa Köprüsüne Bir Taş Koyun! ​Batı Trakya’dan Akçadağ İlköğretmen Okulu-Köy Enstitüsü’nün asırlık çınarlarına uzanan bu anlamlı yolculuk, sadece geçmişin değil, hepimizin ortak hafızasının bir hikâyesidir. Rahmi Ali’nin izinde yürüdüğümüz bu kültür köprüsünü, sizlerin değerli yorumları ve anıları daha da güçlendirecektir. ​Akçadağ’a, eğitime ve bu büyük vefaya dair hislerinizi, düşüncelerinizi ya da kendi hikâyelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmında bizimle paylaşarak bu tarihi belgeye katkıda bulunabilirsiniz. Unutmayın, her yorum geçmişe bırakılmış bir selamdır.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Enver KALAYCIOĞLU (3 ay önce)
    Değerli Arkadaşım Meslektaşım Fikri Bey...Çok güzel hatıraları kaleme almış , Akçadağ Öğretmen Okulumuzun Türkiye içindeki önemini yetiştirdiği değerleri Rahmi Ali değerimizi bizlere anlatmışsın. Türkiye Cumhuriyetinin yaşaması bilgili aklı selim insanların varlığı ile olmaktadır. Atatürk'ün çizdiği yola bağlı kalarak ülkemizi Yunanistan'da en güzel şekilde temsil eden aydın insan Rahmi Ali gibi bir değerin Akçadağ Köy Enstitüsünden yetişmesi bir onurdur...Kaleminize yüreğinize emeğinize sağlık...Böyle bir bilgi çok çok kayda değer bir bilgi idi...Teşekkürler....
    %100
    %0
    Yanıtla

Fikri Demirtaş yazıları