SON DAKİKA
SON DEPREMLER

Malatya'da Kayısı Kültürü ve Kent Peyzajı

Malatya'da Kayısı Kültürü ve Kent Peyzajı
A- A+ PAYLAŞ

Orhan ALKAYA
Oalkaya44@hotmail.com

Hatırlarsanız, bir önceki  yazımızda Malatya’da kent kültürünün, özellikle de kayısı üretim kültürünün,  gelişememesini  tartışmıştık. 

Aslında   kültürün birçok boyutları ile birlikte oluşması  o kentin toplumsal yaşamını yönetenlerin   beceri kabiliyet ve planlaması ve  vizyonlarına  bağlıdır.  O kentin sanatçıları   zanaatkarları  mimarları  ustaları   ancak  yöneticilerin  vizyonu ve becerileri oranında  eserler üretebilirler.  Ancak şehri  geçmişten beri yöneten  gerek  devlet ve belediye organları, gerek üniversite ve eğitim kurumları gerekse de odalar, dernekler ve STK’ların  öncülüğündeki girişimler sayesinde  kültürel eserler meydana getirilebilecektir.  Bu kurumlar  geleneksel kültürden çağdaş kültüre uzanan süreci anlayamaz, okuyamaz ve kavrayamaz ise şehrin toplumsal kültürel gelişimi sığ ve zayıf olacaktır.  

Görüyoruz ki çağımız artık teknolojik  gelişmeler ile desteklenen görsel sanatlar ve iletişim çağıdır. Bunu sonucunda  artık geleneksel sözlü ve soyut kültürümüz  (sözlü   temsili ve folklorik  kültürümüz)   bile  canlandırma,  illüstrasyon gibi yöntemlerle, görsel ve somut hale getirilebilmektedir.  

Cumhuriyet Türkiye’sinin şehrimize kazandırdığı  yaklaşık  seksen yıllık Meyvecilik Araştırma Enstitüsü gibi bir kurumun olanaklarını birçok alanda değerlendirebildiğimizi söyleyemeyiz.  

Zaman içinde gelişen  ve büyüyen, başta kayısı olmak üzere bir çoğu Malatya’ya has meyvelerden oluşan  ve birçok gen kaynağını barındıran bahçelerden Malatya tarımı açısından gerektiği gibi faydalanılamamıştır. 

Malatya’nın  meyvecilik  belleğini oluşturan  bu bahçeleri Malatya kayısısının  tanıtılması açısından  kullanmayı beceremediğimiz bir gerçektir. Oysa bu kuruluş, oldukça geniş alana yayılan, günümüzde kentin ortasında kalan bahçelerinde kayısının yüz bir çeşidinden tutun, endemik sayılacak şeftalilere (Tüysüz,  Şam ya da Nektarin), envaı çeşit elma, armut, kiraz, kızılcık çeşitlerine kadar meyve bulunmaktadır. Bu  zenginlik  Malatya  meyveciliğinin   tanıtımı  ve markalaşması  açısından  eşsiz değerde  bir hazinedir. Buranın  asıl işlevinin yanı sıra bir açık hava müzesi haline  getirilerek ve başta kayısı üretimi olmak üzere şehrin meyvecilik potansiyelinin  tanıtıldığı bir alan  olarak kullanılması olanaklıdır. 

Öncelikle  yediden yetmişe  tüm şehrin insanlarına ve kenti ziyarete gelenlere Malatya’nın havasının, suyunun  ve toprağının bu  coğrafyaya kazandırdığı  eşsiz meyvelerinin  üretim sürecinin  gösterildiği canlı  bir alan  olmalıdır.  Aynı zamanda bu ağaçların  baharının, yazının, sonbaharının kendine özgü meyvelerinin lezzetlerinin, aromalarının ve  renklerinin tanıtılması  için  bulunmaz bir alan olabilir.  

Gittikçe doğaya yabancılaşan çocukların, gençlerin meyve bahçelerinin arasındaki yollarda gezdiğini düşünün. Hemen herkesin ilkbaharda çiçeğini, yaz aylarında meyvesini, güzün ise sarının binbir tonunun güzelliğini gördüğü meyve ağaçlarıyla çevrili yollarda yürüdüğünü düşünün. Bundan daha etkili bir tanıtım olabilir mi?

Diğer yandan şehrin  temel geçim kaynağı olan  kayısının  çiçekten sofraya  kadarki  aşamalarını  görsel olarak izletecek düzenlemeler yapılabilir. Örneğin,  kayısıların toplanmasından başlayıp, islim damlarında kükürtlemenin eski ve yeni yöntemlerle yapılışı, meyvelerin kurutulması aşamalarının çeşitli düzeneklerle gösterilmesi ve sergilenmesi  sağlanabilir. 

Günümüzden 13 bin yıl önceki Urfa  Göbeklitepe’deki yaşamı  bugünkü teknolojilerle  etkileyici bir şekilde  canlandırılabildiğini göz önüne alırsak, günümüz koşullarında yukarıda  saydıklarımızın rahatlıkla yapılabilecek işler olduğunu söyleyebiliriz.

Peki biz bu eşsiz  değerdeki meyve  türlerini barındıran bu bahçelere  ne yaptık?  Onları gözümüz gibi korumak yerine  inşaat rantı uğruna  kenarını kıyısını yollarla  çevirerek, etrafını devasa beton bloklarla kuşattık. Geride kalanı da  her an betonla boğmak için ve bir oldu-bittiye getirmek için tetikte  bekliyoruz. Oysa  günümüz kent yaşamında  açık hava alanları  tartışılamaz bir gerekliliktir ve burası da   80 yılda oluşmuş eşsiz bir  gen  kaynakları bahçesidir. Yani bu toprakların  hafızasıdır. Müzeler o toprakların  kültürünün  sergilendiği yerler değil midir?

GÖRSEL 1: Yapay Zeka Tasarımı

Günümüz dünyasında  o yörenin bitki örtüsü, ağaç türleri  kent peyzajında  cadde ve meydanların  ağaçlandırılmasında kullanılmaktadır. 

Japonya’da çiçeklenme açısından kayısıya  son derece benzeyen  ağaçların  yolları ve  meydanları güzelleştirmekte kullanıldığını görüyoruz. 

Harika bir Japon filmi olan, ülkemizde Umudun Tarifi adıyla gösterime girmiş Sweet Bean (Tatlı Fasulye) filminde bu türden eşsiz görüntüler yer alıyor; izlersiniz görürsünüz. 

Acaba  uzun yıllardan beri  bu kentin park-bahçe, kültür-sanat gibi kamusal alanlarını planlayan ve yönetenlerin  bu filmden  ve kayısı ağaçlarının kent peyzajında kullanıldığından haberleri olmuş mudur?

Kayısı Temalı  Parklar

Yakın zamanda oluşturulan  ve 300  dönüm (üç yüz bin  metre kare)  alana sahip olduğu söylenen  100. Yıl parkı  kurulurken kayısı  ağaçlarının  kent peyzajında  ve park bahçelerde   kullanılmasının  düşünülmediğini  bir kez daha görmüş olduk. 

Etrafı çepeçevre  yollarla  kuşatılmış  oldukça büyük  bu alanın  dört bir çevresinde,  ortada beş altı metrelik bir yürüyüş ve  bisiklet yolu olmak üzere, sağlı sollu  kayısı ağaçlarının dikili olduğunu gözlerinizin önüne getirin. Bu kayısı ağaçları çiçek açma sıralarına göre erken açandan en geç açana kadar sıralanarak  dikilsin; bu park mart ayından  itibaren  kayısı çiçeklerinin  eşsiz  beyazı ve  kokusu ile bezensin; insanlar çift sıra dikilmiş ağaçların ortasında yürüyüş yapsın; bisiklete binsin  ve yaklaşık bir  ay süre ile Malatya  kayısı çiçeklerinin   muhteşem  görünümlerine eşlik  etsin.  Tam da bu zamanda  “Kayısı Çiçeklerinin Düğünü” adıyla bir festival düzenleyin; yurdun ve dünyanın dört bir yanından insanları bu şenliğe davet edin ki yeryüzünün en güzel düğünlerinden birine tanıklık etsinler. 

Çiçekler dökülmeye başlayıp da kayısı çağaları kürkünden çıkmaya başlasın. İnsanlar doğanın  mucizelerine tanıklık etmeye devam etsin. Derken çağlalar büyümeye başlasın. Önce nohut, sonra  zeytin, derken badem iriliğinde büyüsün; en sonunda kayısıya dönüşsün   ve bütün şehrin insanları  kaysının günbegün  yaşadığı bu macerayı izlesin.  

GÖRSEL 2: Yapay Zeka Tasarımı

Fena mı olur? 

Ayrıca şehrin sakinleri ve ziyaretçileri, her yıl kayısı üreticisinin  yaşadığı  umuda (ürün bol tutar ve para ederse geçimini rahat sağlayacaktır) ve  “yandı mı kaldı mı”  (rekoltenin baş düşmanı ilkbahar genç donları) kaygısına eşlik etmiş olsun.  

Yukarıda önerdiğimiz düzenlemelerin günümüz koşullarında gerçekleştirilmesi  hiç de zor değildir. 

Düşünün…  

Üç yüz bin metrekarelik  parkın tüm çevresi  binlerce kayısı ağacı ile donatılmış  ve yaz ayları gelmiş. Yemyeşil  dalların ve yaprakların  altındaki gölgede yüzlerce insan yürüyüş yapıyor. Dallarda  erken olandan geç olana, yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya, mayhoş olandan bal gibi olana dönüşen meyveleri düşünün.  

Ağaçların  dalları arasından sızan  güneş ışınlarının etkisiyle parıldayan altın renkli kayısıların,  altında gezinen insanlar ellerinin uzanabildiği kadar koparıp tadına  baksın. Ağacın üzerinde erişilemeyen kayısılar içinse bir kayısı hasat şenliği düzenlensin;  binlerce konuk ve gezginin katılımı ile  sembolik hasatlar yapılsın;  parkın herhangi bir alanında oluşturulacak sergen  yerinde  kükürtleme yapılsın; kaysılar kurutulsun, çekirdekler çıkartılıp, patikler kurutulsun. Yani kayısının ağaçtan sofraya olan yolculuğunu yerli-yabancı herkes izlesin, yaşasın,  tanıklık etsin.

GÖRSEL 3: Yapay Zeka Tasarımı

Şehrin  çocukları gençleri  doğanın işleyişini görsün, öğrensin. Kentin ziyaretçileri  kayısının   hasadına ve kurutulmasına kıyısından köşesinden eşlik etsin. Kısacası kentin en büyük parkında   Malatya kayısısın nasıl oluştuğu canlı yayın gibi gözler önüne serilsin. 

Henüz bitmedi…   

Binlerce ağacın  sonbaharını yaşamaya, yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya, en sonunda da gazele dönüşen  kayısı yapraklarının  yarattığı  o büyülü atmosferi  insanlar göstermenin sırası geldi. Tepedeki güneşin ışınları dalların arasında  dans ederken,  sarının bin bir tonuna  dönüşen yaprakların ışıltısını düşünelim. Yere dökülen yaprakların  hışırtısında yürüyen insanları düşünelim.  Kısacası  ilkbaharın coşkusunu yaşamış insanlar bu kez sonbaharın hüznünü yaşarken mevsimlerin döngüsünü görsün. Coğrafya dersini  doğanın bizzat içinde yaşasın. Nihayet  kış gelsin, yağan karlar   binlerce ağacın  dallarını tıpkı ilkbahardaki  gibi bembeyaz yapsın. Manzarayı izleyenler   ağaçların ilkbaharda çiçek açan görüntüsü ile kar altındaki  görüntüsünün benzerliği karşısında mevsimleri karşılaştırarak biz kez daha tabiatın büyüsüne kapılsın. 

Kısacası Malatya ve kayısının dört mevsimini canlı olarak yaşasın ve izlesin.

Ümit ediyorum ki yukarıda anlattıklarımız bundan sonra yapılacaklara bir ilham kaynağı veya bir öneri olur ve   gerekli girişimler  yapılır.  Bundan sonra özellikle anayol  kenarlarına kurulacak, şehre girip çıkan  ziyaretçilerin ve yolcuların kolaylıkla erişebilecekleri konumda oluşturulacak kayısı temalı parklar, hem  kentin  çehresini değiştirecek  hem de kayısının tanım çabalarına sıra dışı bir vizyon getirecektir. 

Eğer baştan beri anlattıklarımıza sadece boş bir hayal ya da gerçekleşmesi  zor bir rüya denilecekse cevabımız şu olacaktır: 

“Bunları yapmak bir yana hayal bile etmeyi başaramayanlar bu kente yeni bir eser katamazlar”.

FOTOĞRAFLAR: Orhan ALKAYA

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız