Eğitimci, gezgin, yazar Fikri Demirtaş, Eski Malatya coğrafyasında ıspanak üreticisinin yaşadığı zorlukları kaleme aldı. “Üretici ayakta kalmazsa, soframızda bereket olmaz” diye yazan Demirtaş üreticinin ayakta kalmaması halinde soframızda bereket olmayacağını vurguladı.
Demirtaş Malatya’da Üretimin Sessiz Çığlığı: Bir Ispanak Tarlasından Türkiye Tarım Gerçeği başlıklı yazısında şunları kaleme aldı:
***
Malatya’da güneş, gecenin soğuğunu henüz kovarken Yeşilyurt’tan Battalgazi yönüne doğru yola çıktım. Arslantepe Höyüğü’nün tarih kokan siluetinin yanından geçip Eski Malatya yoluna düştüğümde, doğa sonbaharın en parlak renkleriyle bambaşka bir yüzünü sergiliyordu. Yol tabelalarında Kadıçayır, Atabey ve İskele yazıyordu; her isim, sanki yıllarca korunmuş bir kültürün işaretiydi.
Bağlar, kayısı bahçeleri ve ovaya yaslanmış tarlalar; altın sarısı, kızıl, turuncu ve toprak tonlarına boyanmıştı. Rüzgâr her estiğinde kayısı ağaçlarının solgun yaprakları havalanıyor, güneşte parlayan sarı parçalar toprağa serpilmiş altınlara benziyordu. Yaklaşık 25 kilometre sonra, Kadıçayır’daki bir ıspanak tarlasının kenarında durdum.

Tarlanın Ortasında Bir Hikâye: Ramazan Ulu
Tarlanın içinde çalışan kadın işçilerin arasından yükselen uğultu, hem emeğin hem de geçim derdinin sesiydi. Çolakoğlu’ndan çiftçi Ramazan Ulu, eldivenli elleriyle ıspanak keserken bir yandan da çalışanları yönlendiriyordu. Yüzünde soğuktan kızarmış ama yorulmaya alışkın bir ifade vardı.
Çiftçi Ramazan başını gökyüzüne kaldırmadan, adeta toprağın kendisiyle dertleşir gibi konuşmaya başladı. Sesi, sonbaharın soğuk rüzgârına rağmen derin ve tok çıkıyordu; bu ses, sadece bir çiftçinin değil, binlerce yıllık Anadolu toprağının zorlu hikâyesini fısıldıyordu:
"Bu 25 dönümlük araziyi 500 bin liraya kiraladım. Sadece sulamaya yaz boyunca 300 bin lira elektrik ödedim. Daha ürün satılmadan borç, fatura ve masraf insana diz çöktürüyor."
Ramazan Ulu, tarladaki emeği anlatırken elleri hiç durmuyordu.
Bu sözler, sadece bir maliyet hesabı değildi. Ulu'nun sesi, toprağın derinliklerinden gelen, hasadın sevinci yerine yüksek giderlerin ağırlığı altında ezilen bir feryat gibiydi. O an, ıspanak tarlasındaki yemyeşil bereketin, aslında görünmeyen büyük bir ekonomik yükü ve çetin bir hayat mücadelesini gizlediğini anladım.

Sonbaharın keskin ayazında, yağıştan nemlenmiş yemyeşil tarlada onlarca kadın işçi, ellerinde eldiven takılı özel tasarlanmış bir bıçakla dur durak bilmeden ıspanak kesimi yaparak demetleyip kasalara istifliyorlardı. Kadın işçiler verdikleri molalarda ellerini ovuşturuyor, sonra yeniden toprağa kapanıyorlardı.
Aynı Ürün: Tarlada 10 TL, Markette 35- 40 TL
Üretici Kazanmıyor, Aracı Kazanıyor.
Ramazan Ulu, tarlada 10 liraya sattıkları ıspanağın market raflarında 40-50 liraya kadar çıktığını söyledi. Yıl boyunca üç farklı ürün yetiştirdiklerini belirten Ulu, şöyle konuştu:
“İlkbaharda karpuz, yaz ortasında marul, sonbaharda ise ıspanak üretiyoruz.”
Ürün fiyatları arasındaki büyük farkın artık kabul edilemez boyuta ulaştığını vurgulayan Ulu, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Bizim tarladan bin bir zahmetle ürettiğimiz, komisyoncuya 10 liraya sattığımız ıspanak; sebze halinde 15-20 liraya, markette ve pazarda ise 30-50 liraya satılıyor. Aradaki fark bizim emeğimiz değil; başkalarının kârı.”
Üretim maliyetlerinin her geçen gün arttığını söyleyen Ulu’nun sesi titremese de gözlerinin dolduğu fark ediliyordu. Üzüntüsünü gizlemeyen üretici:
“Tohum, gübre, ilaç, su, mazot, işçilik ve özellikle elektrik… Artık üreticinin belini büküyor.” diyerek sözlerine devam etti.

Ramazan Ulu’nun bu sözleri, yalnızca kendi yaşadığını değil; binlerce üreticinin ortak acısını dile getiriyordu. Malatya’daki ıspanak tarlası, sadece Türkiye’nin kayısı başkenti değil; aynı zamanda zorlu koşullara rağmen üretimden vazgeçmeyen toprak emekçilerinin sesi olduğunu kanıtlıyordu. Bu bereketli toprakların ve cefakâr çiftçilerin sesi, yalnızca tarlada değil; artık karar masalarında da duyulmalıdır.
Destekler Var, Ama Üretici Neden Kazanmıyor?
Tarımda verilen teşvikler son yıllarda artmış olsa da üreticiye doğrudan dokunan mekanizmaların hâlâ eksik olduğu ortada. Tarlada alın teriyle üretilen ürün, tüketiciye ulaşana kadar birçok aracının elinden geçiyor. Kâr payı ise ne üreticide ne tüketicide kalıyor; zincirin ortasında eriyor.
"Üretici kazanmazsa sofradaki fiyat düşmez."
Bu cümle, artık sadece bir tespit değil; tarım politikalarının merkezine yazılması gereken bir gerçek.
Çözüm Önerisi: Tarımsal Danışmanlıkta Yeni Model
Türkiye’nin tarımsal geleceği için önerilen sistemlerden biri, sağlık sistemindeki "Aile Hekimliği" modeline benzer bir yapı:
Aile Tarım Mühendisi
Her çiftçilik işletmesine bir ziraat mühendisi ya da teknisyenin atanması, teknik bilgi eksikliğini ve maliyet hatalarını azaltacaktır.

Zirai İlaçta Reçete Zorunluluğu
Yanlış ilaçlama hem verimi düşürüyor hem insan sağlığı hem de çevre için ciddi risk oluşturuyor. Reçeteli sistem; izlenebilir, kontrollü ve sürdürülebilir tarım anlamına geliyor.
Bu iki başlık, “üretmek isteyen ama koşullarla mücadele etmek zorunda kalan” çiftçiye nefes olabilecek somut modeller.
Son Söz
Kadıçayır’daki o tarlada sadece ıspanak yetişmiyordu. Orada sabır, emek, umut ve biraz da kırgınlık vardı. Ramazan Ulu’nun sesi, sadece Malatya’dan yükselen bir ses değil; tüm Türkiye’de üretmeye devam eden ama karşılığını alamayan çiftçilerin ortak ağıtıydı. Tarladan sofraya uzanan bu yolculukta emek değersizleşirse, yarın soframızdaki fiyat değil, gıda güvenliğimiz tartışılır hale gelecektir.
Gerçek şu: Üretici ayakta kalmazsa, soframızda bereket olmaz.
Kaynak: https://fikridemirtas44.blogspot.com/2025/11/tarladan-sofraya-ucurum-malatya.html?m=1
Fikri DEMİRTAŞ





