Final

Final

Örnek Resim


Arion

Arion

Malatya Haber -

Malatya Kent Müzesi

Malatya Kent Müzesi
  • 28.12.2015

Melih YILMAZ

[email protected] hotmail.com

Hayret ettim kendime ve zamanında bana haber vermeyen Malatya’daki yakın dostlarıma kırıldım biraz!

Malatya’da bir kent müzesi açılacak ve benim haberim olmayacak ha!..

En çok da göklere uzanan ceviz ağacını beğendim bahçedeki kayısı, kiraz, armut ağaçlarına oranla. Hele müze bahçesinin çevresini boydan boya kaplayan kavak ağaçları muhteşemdi. Ya o faytona ne demeli? Nereden bulmuşlar acaba? Yoksa fotoğraflardan yola çıkarak yeniden mi yaptırmışlar? Hemen yanında da yük taşımak için kullanılan at arabası modeli… Atlar da sanki gerçekmiş gibi duruyor; sürücüsü de az sonra “Deh yavrum, haydi!” diyecek gibi. Aman Tanrım, o kırk yıl öncesinin belediye otobüsü fabrikanın müzesinde bile bulunmaz! Arka kapıdan biniyoruz, biletçinin kabini olduğu gibi duruyor. Maket yolcular… “Duracak” yazısı, dikiz aynasına iliştirilmiş boncuklu “Maşallah” süsü, “İstasyon” tabelası… Ön kapıdan inince insanın yeniden binesi geliyor. 

Lokomotif ve ardındaki bir yolcu vagonu da iyi düşünülmüş. Vagona girince sanki Hekimhan’dan sabah saat altıda hareket eden ve halkın “banyo” dediği “banliyö” trenindeymişim gibi hissettim. Yolcular da şehre giden köylüler… Tabii kravatlı maketler de var; aslında her sınıftan yolcunun maketi var. Oturanların yanında belediye otobüsünde olduğu gibi ayakta duranlar da yer almış. 

Az ötede bir harman yeri, döven, kara patos, onların çevresinde ellerinde dirgen ve yaba ile çalışan köylüler; otlayan koyun, inek, keçi maketleri, bir de emektar eşek var sırtında palanıyla… Bir de toprak damlı, üzerinde loğ taşı da bulunan küçük bir köy evi… Kümesi bile var, maket tavuklar, gösterişli horozlarla birlikte… Hepsi de kocaman cam kafeslere alınmış. 

Bir de çay bahçesi vardı ki küçük (ne küçüğü koskocaman) bir tarihi yolculuktan çıktıktan sonra önemini daha iyi anladım; güler yüzlü, müze formalı bir görevli gelip ne içeceğimizi sorduğunda, üç katlı, ahşap müze konağın karşısına geçip yudumladığımız bir bardak çay dünyaya bedeldi dersem abartmamış olurum.

Kimlerinmiş acaba bu konak? Yoksa Malatya’nın eski konaklarının mimarisinde yeniden mi yapılmış? Bunu en kısa zamanda öğrenmeliyim. 

Jetonlu turnikelerden jetonsuz geçtik. 1970’li yıllardaki Uzay 1999 dizisindeki (o zamanlarda büyük bir hayal olan) kapı bizi görünce kendi kendine açıldı iki yana. Tatlı bir görevli “Hoş geldiniz” diyerek karşıladı bizi az ötedeki bankonun gerisinden. Jetonsuz olduğumuzu belirttiğimizde müzeye girişin şimdilik ücretsiz olduğunu, gezgin istatistiği için bir isim vermemizin yeterli olacağını belirtip sağdaki tarih şeridini takip etmemizi söyledi çok nazik biçimde. Bilirsiniz, bu tür yerlerde nezaket en önemli unsurdur. Suratı asık biri bizi karşılayıp “Parasız gardaş parasız… Adını söyle de bilgisayara yazam, sen de sağdan git, okları takip et; ne göreceksen gör!” de diyebilirdi.

Üzerinde taa Hititler’den günümüze kadar önemli tarihlerin fotoğraflandığı ve sıkıcı olmayan yazılarla bezenmiş, üç, dört metre uzunluktaki tarih şeridinin başlangıcında dört balmumu heykel bizi karşıladı: Hititli ve yakın geçmiş dönemin giysileri içinde iki kadın, iki erkek. Sanki az sonra canlanacakmış gibi duruyorlardı, nasıl da güleryüzlü idiler…

Hadi Malatyalı ağzıyla söyleyeyim: O muhteşem güzelliğinin neresini anlatam gardaş? Hele ki o bahçede gördüklerimden sonra içerisini tahmin etmek hiç de güç değil… Nereden başlayayım anlatmaya… Bir defa üç katlı konağın her odası ayrı bir tarihsel dokuyu ve etnografik özelliği barındırıyor. Hitit, Selçuk ve Osmanlı dönemi için ayrılan odalardaki resim ve yazıların yanında giysiler, savaş araçları ve en önemlisi duvara iliştirilmiş ekranda kısık ama etkili sesle verilen, animasyonu yapılmış görüntüler… En uzunu beş dakika kadar, sürekli yeniliyor kendisini… 

Basın odası… Şimdiye kadar Malatya’da çıkan tüm gazetelerin, dergilerin bir nüshasının fotoğrafları duvarları süslüyor. Pedal baskı makinesi, onun yanında hurufat kasaları, entertip baskı makinesi, daktilolar, telem ve teleksler, divitler, çeşit çeşit kalemler, sararmış kâğıtlar, belki elli yıllık ahşap bir masa, kollu ya da çevirmeli telefonlar, bir tane telefon santrali, sahra telefonu, stüdyo tipi fotoğraf makinesinden, tepeden objektifli lupiteklere kadar belki yirmi tane fotoğraf makinesi… Film banyo odası… Dokunmatik ekranlı bilgisayarda gazetecilerimiz. Hemen buluyorum Celal Yalvaç amcayı, fotoğrafının üzerine tıklıyorum. O Malatyalı ağız özelliğiyle, sıkıcı olmayan konuşması… İstanbul’a haberleri nasıl geçtiğini anlatıyor; Malatya’daki ilk gazete hakkında bilgi veriyor. 

Geçiyoruz sinema bölümüne… Yazlık, kışlık sinemaların fotoğrafları… Film gösterme makinesi, neredeyse bir at büyüklüğünde… Sinema biletleri, belli dönemlerde oynatılmış film afişleri… Yine bir ekran ve Malatyalı sinemacılar… Fotoğrafların üzerini tıklayınca hayat öyküleri anlatılıyor kısaca… Hayatta olanlar kendileri anlatıyorlar kendilerini… Sıkmadan, kısa, öz… 

Malatya’da tiyatro…  Kurtuluş Savaşı ve sonrasının Malatya’sı… Üç boyutlu yapılmış fotoğraflar yine ekranda… Duvarın tümü o zamanları yansıtan fotoğraflarla çevrili… O dönem büyüklerimizin balmumundan heykelleri, giysiler, çakar almaz tabancalar, tüfekler, kılıçlar, kamalar… İsmet İnönü ve Turgut Özal odası… Kişisel eşyalarından, giysilerinden, yedikleri leblebilere kadar her şey düşünülmüş… Hizmetleri duvarlara yazılmış… Boyları da ne kadar yakınmış birbirine… Paşa’nın foteri de başında… Özal her zamanki gülümseyişiyle kucaklıyor içeri girenleri… Yine dokunmatik ekran, yine tıklama ve yine onlar hakkındaki bilgiler. 

Şehiriçi ulaşım odası… Bol fotoğraf… Otobüs maketleri, durak tabelaları, biletler, bilet kutuları… Çocuk odası… Duvara yasladığı kolunun üzerine alnını yaslamış sayı saymakta olan bir çocuk, arkadaşlarının saklanmasını sabırsızlıkla bekliyor. Çemberler, gör ki hangi kadim sokakta çevrilmiş. Topaçlar ki fırıldak da derdik onlara, döbeleme veya develeme de… Bilyeler… Bilye oyunlarının birinde yer alması kaçınılmaz kuyucuklar… Bir çocuğun elinde uçurtma var, uçurtması da tavana tutturulmuş… Oyunların fotoğrafları duvarlarda… 

O konağın oturma odası… Büyükbaba, “nene”, anne ve baba yer almakta… Pencerenin önü, hasır yastıklar, kanaviçe işli örtüler, elle çevirmeli dikiş makinesi… Bir başka oda: Gelin odası… Geline kına yakılırkenki an ölümsüzleştirilmiş maketlerle… Salonların birinde başlangıçtan günümüze tüm milletvekillerinin fotoğrafları, dönemleri yer almakta… Bir diğerinde de valiler, belediye başkanları… Hepsinde de ortak yön, bir ekran ve hangi kişi hakkında bilgi edinmek istiyorsanız üzerine bir tıklama; bütün bilgiler hem yazılı hem de sesli… Sanayi odası da bir harika, Şimdi bir tarih olmuş şeker, mensucat ve tütün fabrikaları ile ilgili görseller, işçi formaları, maketler, üretilen sigaraların örnekleri cam içinde, Sümerbank basması… Çırmıktı’daki dokuma tezgâhlarından biri bile var. İtfaiye odası, ilk tulumbadan, paslı kancalara, baltalara kadar… Hepsi de duvardaki büyük ekranda da yer almış.

Daha ne anlatayım… Alt kattaki demircisinden bakırcısına, kilim tezgahından kalaycısına, nalbantına,  ekmekçisinden kadayıfçısına, kavafından peynircisine kadar nostaljik Malatya çarşısını mı, pası giderilmiş kalıçlardan, elliklerden, dirgenden, yabadan, idare lambasından, gaz lambalarından, üzerlerinde tokmakları bulunan dış kapılardan heybelere, duvar halılarından Sümerbank işi perdelere, lambalı radyolardan pilli radyolara, gramofonlardan pikaplara kadar ne varsa ilgili yerlerde sergilenen eşyaları mı… Sonra havanlar, tahta kaşıklar, kepçeler.. İlçelere ayrılan bir oda… Bütün ilçelerin tarihi ve doğal güzelliklerinin yer aldığı koca ekranlar… Görüntüler sürekli akıyor. Birinin başına geçip kulaklığı taktığınızda diksiyonu düzgün bir sunucu anlatıyor da anlatıyor…

Kaç saat geçti acaba? Son oda, müzede yer alan ne varsa hepsinin küçük maketlerinin satıldığı bölüm. Maskot olanları da var, masa üzerini, duvarları süsleyeni de… Hepsi de büyük bir el emeği verilerek hazırlanmış, fiyatlar da mütevazı… Bir de müzenin CD’si hazırlanmış. Malatya Kitaplığı projesinde yer alan kitapların tümü de satışta. Oradaki görevli kızımız “Mini Malatya Köyü”nü gelip gezmediğimizi soruyor. Malatya’da ne kadar tarihi bina, köprü, alan varsa hepsinin yer aldığı bir maketler diyarıymış; hepimiz birer Gulliver olacakmışız cüceler ülkesinde, hayret ettim şimdiye kadar duymadığıma. Gözüm pencereden dışarıya kayıyor: Hayretttt! Ne zaman gelmiş Malatya’ya tramvay? Rayların üzerinde bir o yana bir bu yana akıp duruyor.

Yok yok… Celal Yalvaç büyüğümü arayıp bana haber vermeyişinin hesabını bir çay borcu olduğunu söyleyerek sormalıyım. Zaten uzun zamandır göremedim, epeyce özlemişim. Telefona uzanırken kızımın sesi geliyor:

-Babiş, uyan artık. Bu kadar öğle uykusu yeter.

Allah Allah, rüya mıydı bunların hepsi? 

-Malatya kent müzesindeydim kızım!

-Malatya’da kent müzesi mi var babiş, dün gezmiştik ya Samsun Kent Müzesi’ni. Memleketi özledin herhalde. Yazın gideriz!

Yine de aramalıyım Celal amcayı. O yıllardır düşünüyordu böyle bir müzeyi. Benim rüyam da Celal amcanın düşüncelerine katık olsun, sayın büyüklerimizi mi ziyaret eder, yoksa sayın büyüklerimiz mi onun düşüncelerine müracaat eder, bir çayını içer bilemem artık. Bu güzel kente güzel, çağdaş, modern bir Kent Müzesi lâzım. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."