Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

Neler Oluyor? (75)

Neler Oluyor? (75)
  • 27.12.2015

Derleyen: İsmet YALVAÇ

Ticari Alanlar Kime?

Sümerpark’a verilen Abdullah Gül ismi tartışıladursun, bu parktaki ticari alanların kime ya da kimlere ihale edileceği konusu Malatya Belediyesi’nde önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiş durumda. Parktaki ticari alanların Esenlik Ltd. Şti. tarafından işletilmesi görüşü öne çıkmış ilk zamanlarda. Ancak, ticari faaliyet ve yatırımlarından çok Malatya Belediyesi’nin rutin hizmetlerini şirket üzerinden gerçekleştirmek için verdiği ihaleler ile vergi rekortmeni olan Esenlik, parktaki ticari alanların yanı sıra gelir getirmeyen sosyal tesislerin de kendi sorumluluğuna verilmek istenmesi üzerine Sümerpark’ın işletilmesine soğuk bakar olmuş. Kulislerdeki bilgilere göre, Esenlik yöneticileri, parktaki gelir getirici alanların kendilerine verilmesini, harcama gerektiren Kadın Sığınma Evi gibi sosyal tesislerin ise belediye tarafından yönetilmesini tavsiye etmiş belediye başkanına. Esenlik’in Sümerpark’taki bu tutumu, ihaleye çıkmak için tüm hazırlıklarını tamamlayan Malatya Belediyesi’ni zor duruma sokarken, yeni bir formülle yeni bir ihale hazırlığı yapıldığı da gelen bilgiler arasında. Bu arada, Esenlik’in, ihale için tüm çalışmalar hazır olmasına karşın belediye başkanının ‘’Esenlik işletsin’’ arzusuna muhalif tavır takınması, bazı meclis üyelerinin de iştahını kabartmış durumda. Esenlik’in ihaleye girmemesi durumunda, yapılacak ihaleye yakınlarını sokma düşüncesindeki kimi meclis üyelerinin ‘’durumdan pay çıkarma’’ nın peşinde olduğu ileri sürülüyor.

 

 

O Asfaltın Hikayesi

Eski adı Sinema, yeni adı Beşkonaklar Caddesi, Malatya’ya özgün mimarili bazı eski konakların bulunduğu bir yer. Bu konaklardan 5’i kamulaştırıldı ve onarıldı. Bu caddenin, mevcut apartmanlarının ve diğer yapılarının, “giydirme” denilen teknikle eski mimariye uydurulması ile birlikte, bağlantı yolları, yaptırılacak yeni tesislerle Malatya’nın bir kültür bölgesi olmasına dair projeler yapıldı. Kanalboyu’na ve Fuzuli’ye bağlanan sokaklar dahil olmak üzere, yollar ve kaldırımlar eski tekniğe (Arnavut kaldırımı vs.) uygun yapılarak özgün görünüme kavuşturulacaktı. Böyle planlanıyordu. Buna dair de belediyenin çalışmaya başladığı, öncelikle yol ve kaldırımların yapımı için bir ihale hazırladığını biliyorduk.. Ancak, geçtiğimiz haftalarda bu cadde boydan boya asfaltlanıverdi. Kültür Semti projesi rafa mı kalktı, 5 tane konaktan başka bir şey olmayacak mı orada derken?!.. Aslında ihalenin ilan edildiğini, Belediyenin Fen İşleri Müdürlüğü’nde “İhale Birimi Sorumlusu” olarak istihdam edilmeye başlandıktan sonra sık sık yazılarımıza konu olan “Ziraatçi” zatın da dahli olan bu ihalelere 3 firmanın katıldığı, bunlardan birinin il dışından olduğu, ama her nedense gerek ihale birim sorumlusunun gerekse bizzat belediye başkanının “daha önce iş bitirme belgesi” bulunmayan, il dışından olan  firmaya ihalenin verilmesi için çok çaba sarfettikleri, yapılması istenenin yasalara uygun olmadığı direnişine karşılık, başkanın “kızıp” bir günde caddeyi boydan boya asfaltla kaplattığı, ihalenin de “yok sayıldığına” dair istihbaratımız var. Bu kadar yazıyor ve belediyeden cevap bekliyoruz? İstanbul’dan gelen “Ada İnşaat” firması kimdir, neyin nesidir? O yolun ihale- asfalt hikayesini bir de sizden dinlesek!..    

 

Tefrişat İşleri..

Malatya Belediyesi’nin yeni hizmet binasının tefrişatı için düzenlenen mobilya ihalesi 2. denemesinde geçtiğimiz Cuma günü Ankara’da gerçekleşti. İlk ihale ilanı 26 Eylül 2008 tarihi için yapılmış, ancak ihale çeşitli nedenlerle 17 Ekim 2008’e ertelenmek zorunda kalınmıştı. Devlet Malzeme Ofisi (DMO) marifetiyle Ankara’da gerçekleştirilen ihalede Malatya Belediyesi’ni, Edirne’de Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi’nin tutuklanması ile sonuçlanan ‘’Su ihalesi’’nin benzeri bir girişim öncesi Belediye Başkanı Cemal Akın’a danışmanlık yapmak için Zeytinburnu Belediyesi’nden Malatya’ya getirildiği ifade edilen Ziraatçi Abuzer Kabakaş temsil etti. İhale öncesi ise birçok iddia ortaya atıldı. Bu iddialara göre, ihalenin baştan itibaren ‘’belirlenen’’ bir firmaya verilmesi yolunda çaba harcandı ve bu amaca ulaşmak için de ihale şartnamesi, belirlendiği iddia edilen firmaya uygun formatta hazırlandı. İhalede, Malatya Belediyesi’nin yaklaşık 3 Milyon YTL olarak yaptığı değer tesbitine karşılık en düşük teklif 1.85 milyon YTL ile İstanbul merkezli bir firma tarafından verildi. Bu arada, ihalenin 17 Ekim Cuma günü yapılmasından ve ihaleye katılan 9 firmanın verdiği rakamların ortaya çıkmasından hemen sonra ise, bazı firma temsilcilerinin ihalede Malatya Belediyesi’ni temsil eden Abuzer Kabakaş’ın üzerine yürüyerek ‘’Aldınız elinize katalogu, birilerine göre hazırladınız ihaleyi’’ şeklinde bağırdığı, Kabakaş’ın ise ‘’Ben hazırlamadım’’ dediği ve ihale ile hiç ilgisi olmayan bazı belediye çalışanlarının ismini verdiği ileri sürülüyor.  Asıl önemli soru ise şu : 3 trilyonluk tesbit, gerçek değeri gösteren bir rakamı mı, yoksa MORMAŞ da dahil diğer firmaların yüksek teklif vererek saf dışı kalmasını sağlayacak ‘’şişirilmiş’’ ve ‘’taktik’’ bir rakamı mı temsil etmektedir? Önemsiz (!) soru ise, ihale altyapısını, şartnamesini kimin hazırladığı?!

 

 

Bizim Belediyemiz!

Malatya Belediyesi ilginç bir yer!.. Düz memur olarak girdiği belediyede, branş diplomasından dolayı yönetim değişikliğiyle “yükselme sınavı”na girmeden yasalara uygun olmayan bir şekilde yükseltilen ve müdür yapılan mı dersiniz.. Yine “yükselme sınavı”na girmeden, kendisini “istisnai bir müdürlük kadrosu”na 1 aylığına atatıp, sonra da müdür kadrosuna yerleşenler mi dersiniz.. Çok yakınına ait tartışmalı bir inşaatta nasıl “yeraltıkondu” yapıldığı, yine belediyenin alt geçit inşa çalışmaları sırasında kazık çakılmak istenirken, kazığın ucunun boş bir odaya girmesi üzerine, binadan caddenin altına doğru oyulup “mutfak” olarak kullanılan bir bölüm oluşturulduğu ortaya çıkarılanın, imarda önemli bir göreve getirilmesi mi dersiniz..  Seçime 1 ay kala, eski belediye yönetiminden kendisini bir başka göreve tayin ettirip, yeni gelen belediye yönetimine, kendisini nasıl o göreve sürdüklerinden yakınıp, mağdur pozisyonunda yeniden eski görevine, bu kez yeni yönetimin adamı olarak dönen mi dersiniz.. Bu belediyede son dönemlerin ilginç işlerinden biri de, şehir çöplüğünden enerji elde edilmesi projesine gösterilen ilgi.. Daha önce iki ayrı yabancı firmanın inceleyip, enerji tesisi kurulmasına yeterli bir potansiyel oluşturmadığı raporunu verdikleri iş, son aylarda yeniden gündeme getirildi. Avusturyalı bir firmanın bu işle ilgilenmesiyle birlikte, belediye başkan yardımcıları Sırrı Günaydın ve Ekrem Özbey, İmar Müdürü Hamit Güneş, Çevre Müdürü Sıtkı Şeker ile ‘her ne ilgisi varsa’ Hukuk Müdürü Avukat Gülay Zengin, geçtiğimiz aylarda bu konularda inceleme yapmak üzere Avusturya gezisine gitmişler. Başkan yardımcılarından Günaydın’ın kızının da öğrenim gördüğü bu ülkeye yapılan gezinin masraflarının kim tarafından karşılandığı, kendileri tarafından açıklanırsa öğreneceğiz.. Burada bir başka sorun, daha önce “verimsiz” olduğu raporu verilen, ayrıca kentin çöpünün bir başka firmaya ihale edilmiş olması nedeniyle bu firmanın sözleşmesi bitmeden bir başkası tarafından kullanılamayacak olmasına rağmen, Çevre Müdürlüğü’nün Belediye Meclisi’ne bu konuya ilişkin bir teklifle gelmiş olması. Gerçi, komisyona havale edildi, gerçi seçime 6 aydan az bir süre kaldığı için mevcut belediye yönetimince,  örneğin ihaleli bir işlem yapılamayacağı  ifade ediliyor da. Peki bu teklif niye geliyor, ayrıca yüzde 25’inde belediye ortaklığı öngörülen teklifin mali boyutu, “gerçekleşmeyecek” de olsa, niye meclise gelen teklifte yeralmıyor? Bunları merak ettik.

 

 

Genel Sekreter Meselesi

İnönü Üniversitesi’nde Genel Sekreter ataması konusundaki gelişmeleri bir süre önce yayınladığımız  Malatya’da Neler Oluyor (74) yazısında aktarmıştık sizlere. Sözkonusu yazıda İnönü Üniversitesi Genel Sekreterliği için Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik’in masasında en az 5 isim bulunduğunu belirtmiştik. Bu isimlerin kimler olduğuna yönelik okuyucularımızın haklı merakına şu anda sağlıklı bir cevap vermek biraz zor. Çünkü, genel sekreterlik gibi önemli bir makama getirilecek isim konusunda şu günlere kadar Prof. Dr. Cemil Çelik’in de kafasının net olduğunu söylemek mümkün değil. Rektör Çelik’in, üniversite içinden ve Malatya dışından bazı isimler üzerinde çalıştığı ve genel sekreterin atanması konusunda son aşamaya gelindiği, önümüzdeki bir-iki hafta içinde atamanın gerçekleşeceği gelen bilgiler arasında. Bir kişinin iki dudağı arasındaki bir atama kararı  konusunda isim belirtmek kuşkusuz riskli bir davranış olur. Bu nedenle, biz sadece üniversite çevrelerinde bugüne kadar adı genel sekreterlik için geçen bazı  isimleri belirtmekle yetinelim isterseniz :  Muzaffer Şahin Özcan ( Personel Daire Başkanı),  Cevdet Atalan (Genel Sekreter Yardımcısı), Birol Kılıçaslan (Strateji Geliştirme Daire Başkanı),  Bayram Babacan (TMSF).  Andığımız son isim, Rektör Çelik’in önem verdiği bir isim olarak biliniyor, ancak TMSF ve TMSF adına yönettiği Bursa’daki OLAY Gazetesi’nin yönetim kurulu başkanlığını bırakarak Malatya’ya gelmeyi düşünmeyeceği belirtiliyor. Üniversite çevrelerinden gelen son güncel bilgi ise, Bayram Babacan olmasa bile genel sekreter olacak ismin yine de Malatya dışından transfer edilmesi düşüncesinin ağırlık kazandığı yönünde.

 

 

Kendi Kalesine mi?

AKP’li milletvekillerin çabasıyla rektörlük koltuğuna oturan Prof. Dr. Cemil Çelik’in Arapgir MYO’nun yeni binasının açılış töreninde yaptığı konuşmada kaynak israfına örnek gösterirken ‘’5 bin kişilik kasabaya 25 bin kişilik cami’’ örneğini vermesinin AKP çevrelerinde üzüntüyle karşılandığı konuşuluyor. Bu çevreler, kaynak israfı konusunda bu tür örneklerin sosyal demokrat ve laiklik hassasiyeti yüksek siyasiler ve bürokratlar tarafından verildiğine dikkat çekerek, Prof. Çelik’in camiler konusundaki bu söylemini ‘’beklenmeyen ve üzücü’’ bir söylem olarak değerlendiriyorlar.

 

 

O da Diyemiyor!

Malatya Belediye Meclisi’nin,  Sümerpark’a Abdullah Gül isminin verilmesi yönündeki kararı kamuoyunda eleştirilere neden olurken, anlaşılan Malatya Belediye Başkanı Cemal Akın da Abdullah Gül ismini sindiremeyenler arasında yer alıyor. Bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Malatya belediye binasının Atatürk Caddesi’ne bakan tarafına asılan ‘’yürüyen yazı tabelası’’nda bu parkın adı günlerdir Sümerpark olarak geçiyor. Üstelik, Sümerpark ismi bu tabelada başkan Akın’ın Sümerpark’ı anlatan bir sözü içinde yayınlanıyor. Demek ki, kamuoyunun Abdullah Gül ismini tartışması anlamsız değil, baksanıza Başkan Akın bile ‘’Abdullah Gül Parkı’’ demiyor, diyemiyor.

 

 

Bütünleşme, Ama Nasıl ?

Geleneksel Ahilik Haftası kutlamaları bu yıl ilk defa İnönü Üniversitesi yerleşkesinde gerçekleştirildi. Esnaf örgütleri ile İnönü Üniversitesi’nin bu dayanışması Fatih Hilmioğlu’nun gidişinden sonra Üniversite ile Malatya halkının bütünleşmesi, barışması olarak lanse edildi. Ancak İnönü Üniversitesi’nin yeni yönetimi ile esnaf  örgütlerinin bu dayanışması takdir edilecek unsurlar barındırsa da, bütünleşmenin davul-zurna-pilav düzeyinde ele alınması sorunlu bir anlayışın ürünü olarak değerlendiriliyor. Bütünleşme, ama nasıl? sorusuna  vulgarize bir anlayışla  verilecek cevabın; Malatya halkı ile üniversite arasında sağlıklı, üretken, şehir ve üniversitenin birbirine katkı sağlayacağı, uzun erimli bir ilişki ve iletişim modeli konumlandıramayacağı belirtiliyor. Bu arada, ESOB Başkanı Şevket Keskin’in Şed Kuşanma törenindeki konuşmasında  Atatürk’ün “Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız” vecizesindeki “Sanatkar” kelimesini, zanaatkar olarak hatırlayıp onu da “Esnaf” şeklinde  değiştirmesi törende dikkat çeken bir unsur olarak kayıtlara geçti.  Başbakan’ın Türkçe’nin yaşayan en büyük şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ölümünün ardından  şiir okurken, Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirini okuması ve Dağlarca ile Çamlıbel’i birbirine karıştırmasını düşününce, ESOB Başkanı’nın “Sanatkar” ile “Zanaatkar” kelimelerinin birbirine karıştırmasını masum bir hata olarak değerlendirmek gerekiyor sanırız.

 

 

İşe Üniversitenin Yaşını Araştırmakla Başlamalı

İnönü Üniversitesi resmi web sitesinde Doç. Dr. Mehmet Karagöz imzasıyla yapılan duyuruda üniversitede bünyesinde “Beşeri ve Sosyal Araştırmalar” eksenli bir enstitü kurulması için çalışmalara başlandığı açıklandı. Sitede ayrıca, kurulması planlanan enstitünün yönetmeliği, imkanları ve kuruluş gerekçesine ait belgelerin taslakları da yayınlanarak 25  Ekim’e kadar taslaklara katkı yapılabileceği vurgulandı. Taslak belgelerden”Kuruluş Gerekçesi”ne ait yazıyı okuduğumuzda İnönü Üniversitesi’nin yaşına dair bir rakamla karşılaştık ve doğrusu hayli şaşırdık. Cümle aynen şöyle : “Zira üniversitemiz bu yıl 38. kuruluş yılını kutlamaktadır”. Oysa, İnönü Üniversitesi 3 Nisan 1975 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı İnönü Üniversitesi Kanunu. ile kurulmuştur ve 2008 yılı itibariyle 33 yaşındadır. Öyleyse ne yapacağız ? İşe, üniversitemizin yaşını doğru yazmakla başlayacağız. Üniversitemizi tanımakla başlayacak her şey…

 

 

Vukuat Raporları!..

Polis ve Jandarma vukuat raporları, bir ilin, kentin yaşamı ile ilgili önemli belgelerdendir. O kentin sosyolojik, psikolojik, ekonomik durumunu dahi izleyebileceğiniz önemli bilgiler yansıtır, doğru okumayı bilene.. Bu nedenle de, yaşadığı yerde ne olup bittiğinden çevresini haberdar etmek isteyen basın kuruluşlarının vazgeçemediği belgelerdir, haber kaynağıdır bunlar. Biz de 6 yıldır yayında olan bu sitede, aksatmaksızın olabildiğince tüm vukuat raporu bilgilerini yansıtmaya çalışıyoruz. Çoğunlukla da, aynı kentte yaşadığımız insanların “Gerçekten bunlar oluyor mu Malatya’da?” diye sorularına muhatap oluyoruz. İşte böylesine önemli belgeler bunlar. Ama, özellikle şu suç patlaması yaratan ceza kanunu düzenlemesi ve CMUK değişikliklerinden sonra, olayın taraflarını afişe etmeme adına bu raporlar öyle bir hale getirildi ki, neredeyse “kamuoyunu özellikle yanlış bilgilendirmek amacıyla” yazılıyormuş gibi. Basına verilen raporlarda, bir haberin doğru bilgiler içermesi, başkalarınca yanlış anlaşılmaması, yanlış kişilerin algılanmasına neden olmaması gibi hassasiyetler yok. Tüm kimlikler kapalı. Hatta cinsiyetler belirsiz. Öyle ki, bazen eşlerin her ikisinin de erkek ya da kadın olarak yazıldığı “eşcinsel” evlilikleri mi var diyebileceğiniz bilgilerle veriliyor olaylar. Tabi yanlışlıkla. Yer adları belli değil.. Ya da yanlış.. Trafik kazası olmuş, plakalar belli değil.. Araba çalınmış, bulunmasın diye mi nedir, plakası ve o araçla ilgili ayrıntılı hiçbir bilgi verilmiyor, karartılıyor. Çocuk, kız, kadın evden kaçmış veya kaçırılmış. Ailesi neredeyse kapı kapı gezip, fotoğraf asıp her yerde kayıbını ararken, vukuat raporlarında, kesinlikle kayıpla ilgili ad ve soyadının baş harflerinden başka hiçbir bilgiyi bulamazsınız. Geçtiğimiz haftalarda birçok gazetede, tüm Türkiye’de o gün meydana gelen ölümlü trafik kazalarıyla ilgili bilgilerde her tarafın kazası açık plaka ve kimliklerle yeralırken, Malatya’daki kazalar yine rumuzlu, plakasızdı. Yani ad ve soyadının baş harfleri, bir tanıdığına uyan herkesi endişelendiren, yersiz telaşla sürükleyen her şey mevcut ve bu özellikle yapılıyor gibi. Daha önce yasal bir zorunluluk diye söylenmişti, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı kendilerini bir talimatı olmadığından bahsetmişti. Ama değişen bir şey olmadı. Sansürse en önde gideni bu bilgilendirmede, pardon bilgi karartmada var!..  O kadar standartsız ki, vukuat raporunu o gün yazan görevliye göre bile değişiyor, sansür kıstasları. Kimi plaka vs. bilgileri verirken, kimi olayın meydana geldiği yeri bile gizliyor. Hiçbir standardı yok. Ama buna bir dur diyen de yok. Yetkili, ilgililerin kamuoyunu doğru bilgilendirme konusunda sorumluluk taşımaları gerekiyor. Yani trafik kazasında A.D. isimli birinin, plakası verilmeyen bir araçla geçirip yaşamını yitirdiği bir trafik kazasında, adı ve soyadı A.D. diye kodlanabilecek yakını olan kim varsa, onların endişeye kapılmasının doğru olmadığını henüz gören yok! (VE BİR EK: Bu yazıyı yazdığımız günün tarihini taşıyan, yani 23 Ekim tarihli polis vukuat raporu. Bir hırsızlık olayı olmuş ve rapora göre olayın meydana geldiği yer, bugüne kadar hiç duymadığımız bir yer, ‘Eski Boza Pazarı’!.. Olay yeri muhtemelen Eski Şire Pazarı ama, polis memurunun aklına “şıracı- bozacı” muhabbetinden ‘Bozacı’ gelince, öyle yazıvermiş… Bu en yeni örnek!”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."