Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

Vadi’nin Üçüncü Kapısı:Kötükale

Vadi’nin Üçüncü Kapısı:Kötükale
  • 01.01.2016

Orhan TUĞRULCA

Tarihçi-Yazar

otogrulca@hotmail.com

Geçen hafta sonu tarihçi dostlarımızla birlikte Akçadağ bölgesini Darende’ye bağlayan Tohma vadisinde araştırmalarda bulunduk. Amacımız, batıdan gelip Gürün –Darende- Balaban üzerinden Tohma çayını izleyerek Malatya’ya gelen antik yol üzerinde yer alan tarihsel unsurları yerinde görmekti. Ancak asıl hedefimizin odağında Kötükale vardı. 

Kötükale, Malatya Darende ilçesine bağlı, yeni adı Hisarkale eski adı Kötükale olan köyün bir buçuk iki km doğusunda Tohma çayının sağ yanında yer alan bir kaledir. Aşağıda sözünü edeceğimiz üzere, ”Kötükale Yazıtı”nın bulunduğu yerde olması kalenin bir Hitit kalesi olduğunu düşündürmektedir. Tohma çayının zemininden yaklaşık 100-150 metre yüksekte olan kale, Hititler döneminden beri kullanılan antik yolun üzerinde bulunmaktadır. Lidyalılar döneminden itibaren kullanılan tarihi İpek yolunun da izlediği bu yol Roma-Bizans döneminde ve ardından Osmanlılar döneminde de kullanmıştır. Modern zamanlarda Kayseri -Malatya karayolunun açılması üzerine bu yol önemini kaybetmiştir. 

Bu antik yolun Hititler tarafından açıldığı, kale civarında bulunan ve kalenin adından dolayı “Kötükale Yazıtı”olarak isimlendirilen belgeden çıkarabiliyoruz. Söz konusu bu yazıt ABD Cornell üniversitesinin araştırmacıları tarafından 1911 yılında keşfedildi. Ancak Tohma suyunun yüksek debisi nedeniyle ulaşılamadı. Ardından 1929 yılında Von der Osten, Kötükale civarında aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğimiz taş tünelleri ve mağaraları keşfetmesine rağmen yazıta ulaşamadan geri döndü.  Yazıtın fotoğrafı ancak 1935 yılında Ignace Gelb tarafından çekilip bilim dünyasına kazandırılmıştır. 1.80 m yüksekliğindeki yazıtı 1946 yazında Landsberger, Güterbock, Sedat Alp, Ekrem Akurgal ve E. Bilgiç tarafından ziyaret edildi. Yazıtı, 1954 yılında H.T. Bossert bölgeyi ziyaret ettiğinde yol yapımı nedeniyle gömülü olduğunu gördü. 

Bizler 14 Nisan 2013 tarihinde tarihçi dostlarımız Celal YALVAÇ ve Süleyman DEMİR ile birlikte bölgeye gittiğimizde söz konusu yazıttan hiçbir esere rastlayamadık. Rastlamamızda olası görülmüyordu. Zira yakın zamanda yol genişletme nedeniyle kalenin bulunduğu yöndeki metrelerce yüksekteki taş bloklar dinamitlenerek aşağı indirilmişti.

İşin hayli ilginç ve ironi olan tarafı bu yolu açan Malatya Kralı Runtiya’nın yazıtta “…Ben bu taş yolu yaptım”  diyerek yazıtı bu yola ithaf etmiş olmasıdır. Yazıtı yola ithaf eden Malatya kralı, yaklaşık 3 bin yıl sonra bir yol yapımı sırasında tahrip edilmiş olması dikkat çekicidir. Tespit edildiğinde bir kısmı tahrip olan ve okunamayan yazıtın elde edilmiş olan tam metni şöyle:

“..Melid şehrinin ülkenin efendisi. Pugnus Mili’nin oğlu Büyük Kral Kuzi Teşup’un torunu Runtiyas. Bu…(okunamamış) yükseltildim. Ve ben bu taş yolu yaptım. Runtiyas’ın adını kim ortadan kaldırırsa […okunamamış] yapmalı (… okunamamış) Büyük tanrı onun için (…okunamamış) Tanrı (…okunamamış)”

Metinde dikkat çeken husus Malatya kralının kendi şeceresini verdikten sonra yol ile ilgili bilgi vermesi ve bununla övünmesidir. Zarar verenleri ise lanetlemiş olmasıdır.

Kale ile ilgili gözlemlerimizi paylaşmadan önce dönem ile ilgili kısa bir tarihi perspektif oluşturmamızda yarar var. 

Yazıtta adı geçen Runtiya’nın, Gürün yazıtındaki Runtiya ile aynı kişi olması yazıtın da aynı döneme (M.Ö. 12.-10. yy.) ait olduğunu gösterir. Runtiya kendisini Kuzi-Teşub’un (Karkamış’ın) torunu olarak tanıtır. Buna göre Runtiya, kral (I.) Arnuwanti’nin erkek kardeşi olmalıdır ki o da İspekçür ve Darende stellerinin sahibi bir diğer II. Arnuwanti’nin büyük babasıdır. 

Tohma vadisinde ele geçen Gürün, Kötükale, İspekçür ve Darende yazıt ve stelleri, Geç Hitit devrinde Milid Krallığı’nın sınırlarını batıya doğru genişlettiğini gösterir. 

Milid Krallığı’nın başşehri olan Malatya-Aslantepe, Hitit İmparatorluğu’nun sonlarında, Mezopotamya’da güçlenen Assur ile Hitit ülkesi arasında stratejik öneme sahip bir sınır şehri olmuştur.  Bilhassa Geç Tunç Çağı’nda İç Anadolu Bölgesi ile de yoğun bir kültürel ilişkiler içerisine girmiştir.

Asur’un bu bölgeye olan yoğun ilgisi, M.Ö. 11. yüzyılda I. Tiglat-pileser devrinde başlamış ve M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür. Milid ile Tabal krallıkları zaman zaman Asur egemenliğine girmiş ve ona vergi ödemiştir.

Doğu Anadolu’da merkezi Urartu Devleti’nin de tarih sahnesine çıkması ile birlikte, bölge Asur ve Urartu devletleri ile yoğun askeri ve siyasi ilişkiler içerisinde olmuştur. Asur ve Urartu devletlerinin bölgeye olan bu yoğun ilgisinin nedeni, bölgenin sahip olduğu zengin ekonomik kaynaklardan yararlanmaktı. 

Yeniden kale ile ilgili gözlemlerimize dönecek olursak; Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere dostlarımızla birlikte bölgeye vardığımızda kalenin nerede olduğuna dair kısa bir tereddüt geçirdik. Ancak HES şantiyesinin bekçiliğini yapan Sayın Mehmet beyin yol göstericiliği ile hem kaleyi hem de kaleye doğru çıkan gizli tüneli bulduk.

Kaleye doğru çıkan gizli tünelin varlığı aslında 1929 yılında Von der Osten’in taş tünelleri ve mağaraları keşfettiğini yukarıda ifade etmiştik. Osten’in gördüğü tünelin bizim gördüğümüz tünel (gizli geçit) ile aynı olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak bizim keşfettiğimiz tünel (gizli geçit) yeni açılan yol zemininden yedi sekiz metre yükseklikte bulunmaktadır. Dışarıdan bakınca görülmeyen tünelin açılan kısmı bir insanın rahatlıkla girebileceği genişliktedir. Tünelin ağzına kadar gidip gereği kadar fotoğrafladık. Ancak, tünele girip daha detaylı bir şekilde incelemek için hazırlıklı gitmediğimiz için şimdilik erteledik. 

Tünel, deliğinin hizasından yukarıya kadar on bir basamağı açıkça görülmektedir. Tünelin ucunda görülen ışık, aşağıda ayrıntılarını vereceğimiz kalenin zirvesine doğru giden bir yolun varlığını açıkça göstermektedir. Aşağıya, yani yol zeminine doğru ise üç dört basamak görülmekte ve gerisi toprak ve molozla dolmuş durumdadır. Muhtemelen yol hizasına kadar giden basamaklarla indirilmiş olmalıdır.

Arkadaşlarımızla tüneli yeterince inceledikten sonra sıra asıl zor olana gelmişti. Kaleye tırmanmak.  

Yol zemininden Kalenin zirvesine kadar olan mesafe tahminen 100-150 metre civarında olmalıdır. Kalenin zirvesine vardığımızda bir kısım duvarların hala ayakta olduğunu gördük. Kalenin girişinde yer alan kayaların etrafı defineciler tarafından adeta delik deşik edilmiş durumdadır. Kalenin içinde ve civarında çok sayıda birbirine geçirmeli künk parçaları ve su sarnıçların olması suyun kalenin farklı yerlerine taşındığını düşündürmektedir. Kalenin zirvesinde yaptığımız incelemelerde; aşağıdan kalenin tepesine doğru çıkan tünelin çıkış noktası görülmektedir. Ancak, geçiş yeri uçurumun kenarında ve tehlikeli olması nedeniyle gitmekten vazgeçtik.

Kötükale, uydu fotoğrafları üzerinde incelendiğinde rahatça görülebileceği üzere Gürün ve Darende üzerinden gelen Tohma çayı vadisinin içinde yer almaktadır. Vadi’nin içinde yer alan Gürün, Zengibar( Darende), Kötükale, Kezirpert ve Malatya (Eskimalatya) kaleleri aynı tarihi coğrafya içerisinde yer almaktadır. 

Vadinin en dar yerinde yer alan Kötükale, stratejik bir konuma sahiptir. Bu açıdan bakıldığında Kötükale, Gürün ve Zengibar’dan sonra vadinin üçüncü kapısı durumundadır.

Kötükale ile ilgili incelemelerimizi tamamladıktan sonra Malatya tarihi açısından önem arz eden bir başka merkeze daha doğru yola çıkıyoruz.  Eski adı İspekçur yeni adı Yeşiltaş olan köye uğruyoruz. Kötükale ile Balaban arasında yer alan Yeşiltaş köyü Malatya tarihini aydınlatan ünlü İspekçur yazıtının bulunduğu yerdir. Köyde yapmış olduğumuz incelemelerde köylüler Cami duvarına yerleştirilmiş sütunların ve kesme taşların dışında herhangi bir eserin bölgede olmadığını söylediler. Sütunlar yuvarlak ve düz şeklinde olup yörede daha önce var olan kilise kalıntılarında arta kalan malzeme olduğunu sanıyoruz.

Durdu Kalkan adlı köylünün evinin duvarında yazılı tarafı dışarıya gelecek şekilde yerleştirilmiş ve 57-32 cm boyutlarında olan taş da o gün için tespit ettiğimiz en değerli bulgu olmuş oldu. Roma-Bizans dönemine ait olduğu görülen yazılı taşın üzerindeki metnin ne anlama geldiğini çözemedik. Ancak ev sahibi Sayın Durdu’nun yazılı taşı bu şekilde muhafaza altına almış olması ülke insanımızın bilinç düzeyinin teşvik edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Sayın Durdu’nun:  “Babaannem bu taşın geceleri inlediğini söylerdi” demesi ise büyüklerimizin kültürel varlığımızın bir kısmının bugüne nasıl ulaştırdıkları konusunda önemli bir fikir vermektedir. 

Günümüzü dolu dolu geçirip yorgun argın aracımıza binerken, Malatya coğrafyasının tarihi ve kültürel derinliğini neden etkili bir şekilde tanıtamadığımızı tartışıp hayıflanıyoruz. Malatya’nın hemen her noktasına dağılan kültürel envanterimizi az biraz yatırımla, tur operatörlerini yönlendirmemiz mümkün iken bu konuda ne yazık ki var olanlarında zamanla tahrip olup elimizden çıkmasını bekliyoruz. 

İLGİLİ KAYNAKLAR:

•Fatih Taşcı, Milid Krallığı, Yüksek Lisans Tezi, Mayıs 2011, Kayseri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hawkins, Corpus of Hieroglyphic Luwian Inscriptions, Inscriptions of The Iron Age, Part 1: Text Introduction, Karatepe, Karkamıš, Tell Ahmar, Maras, Malatya, Commagene, s. 301.

•John David Hawkins, Corpus of Hieroglyphic Luwian Inscriptions. 2000.( http://www.hittitemonuments.com/kotukale/index-t.htm)

•Atilla Engin,  Gözecik: Sivas’ta Yeni Bir Geç Hitit Merkezi ve Kapı Aslanı C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2010, Cilt: 34, Sayı: 2, 60-68 

Yorumlar
  1. YUSUF SALİH TATAR dedi ki:

    Mükemmel yazıları ve dili ile başta malatya tarihi olmak üzere tarihe ışık tutan orhan hocama teşekkür ederim.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."