SON DAKİKA
SON DEPREMLER

Tarıma Yabancılaşma 2- Gençlerle Tarım ve Hayvancılık

Tarıma Yabancılaşma 2- Gençlerle Tarım ve Hayvancılık
A- A+ PAYLAŞ

Orhan ALKAYA
Oalkaya44@hotmail.com

Daha  önceki yazılarımızda   tarım ve hayvancılığa yabancılaşan  Anadolu  köylüsünün  durumuna değinmiştik. Özellikle   köylerimizin  genç nüfusunun  gittikçe üretimden kopmasının  ülkenin geleceği açısından   ne kadar önemli  bir sorun olduğunu belirtmiştik.  

Kırsal  kesim gençliğimizin   önemli bir kesimi   uzun yıllardır  yeterli kazanç  sağlayamadığı için   geçimini kentlerde  aramakta,   hizmet sektöründe  ve organize sanayi bölgelerinde  asgari ücrete  talim  eder hale gelmektedir. Bu durumun en önemli nedenlerinden biri köylerdeki hayvancılığın    yeteri kadar sağlıklı, hijyenik koşullarda  olmamasıdır. Bu durum gençlerin “bokun içinde mi çalışıp yaşayacağız?”  gerekçesiyle  hayvancılığa yüz çevirmesine neden olmaktadır. “Çobanlık yapana  kız verilmez” lafı da toplumdaki hayvancılığa olumsuz bakış açısını yansıtmakta, gençler bu tür işlerden uzak durmayı seçmektedir.

Bu kesimin  önemli bir kısmı  ise  yüksek öğrenim süreci  ve sonrasında  üç beş yıl daha süren  KPSS kursuna zaman ayırmakta, yaşamlarının en  verimli ve enerjik  çağlarında  üretimden kopmaktadır.  Çoğu zaman  yüksek öğrenim   onlara  bir iş  veya   meslek kazandırmamaktadır. Sonuç  boşa geçen   gençliğin  dinamik ve enerjik çağıdır.  Üstüne üstlük  bu  bahane ile  tarımsal üretimden kopmaları sorunun başka bir yanını oluşturmaktadır. Diğer yandan  küçük aile işletmelerinin  altyapısı yetersiz  koşullarda yaptığı  süt inekçiliğinin  yeterli gelir getirmemesi yukarıdaki   itirazları  geçerli hale getirmektedir.  Tarımsal üretime  sıcak bakmayan  ve bu alanda  gelecek görmeyen  gençler üniversitelere ve kentlere  yığılmaktadır.  Sonuçta köyler  artık bir üretim yeri  olmaktan  çıkıp yaşlı nüfusun yaşadığı yerler haline gelmektedir. Yapılan son araştırmalar  köy nüfusunun  yüzde  otuz beşinin   65 yaş ve üzeri, diğer  yüzde otuz beşinin  50-65 yaş arası, kalan  yüzde yirmi beşinin ise  33-50 yaş arası  olduğunu göstermektedir.

Artık köylü  gittikçe kendi kişisel  ihtiyaçlarını bile üretmeyip  pazardan satın alır hale gelmektedir.  Bunun en somut  örneğini  yaşadığım  köyde görüyorum. Yaklaşık 40 hanelik köyün (şimdi mahalle deniyor)  sadece üç  ya da beş  hanesinde inek beslenmekte; diğer haneler ise et, süt, peynir, yağ, yoğurt, yumurta gibi temel hayvansal besin maddelerini dışarıdan satın almaktadır. İşin daha da ilginç yanı inek beslemek ve ürününü satarak gelir elde etme ihtiyacında olanlar bile inek beslememekte  ve bu ürünleri dışarıdan satın almaktadır.  

Bu gelişme  bir ülkenin  ve bir toplumun yaşayacağı en büyük tehlikedir zira bugün dünyamızdaki en  gerçek  zenginlik  ve güç kaynağı  üretimdir. Tarımsal üretim ise  birincil öneme  sahiptir.  Günümüzde dünyanın en güçlü  ülkelerinden biri olarak kabul edilen Çin  tarımsal üretimi temel alarak bugünkü konumuna  gelmiştir.  Biz ise  her geçen yıl  artan oranlarda  canlı hayvan ya da et ithal ediyoruz. 2025 yılı Aralık ayı itibari ile  645 bin  baş sığır ithal edip 1 milyar 52 milyon dolar  ödemiş bulunuyoruz.  Bir o kadar da karkas et satın almış durumdayız.  Ayrıca  dünyanın en yüksek faizi ile döviz borçlanarak  satın alabiliyoruz.

İşte bu nedenlerden dolayı köylülerimizi özellikle de gençlerimizi hayvancılık ile barıştırmak  zorundayız. Devletin ilgili kurumları, yöneticileri, planlamacıları, mühendisleri   hangi projelerle, hangi teşviklerle, hangi organizasyonla gençleri üretime yönlendireceğini belirlemelidir. 

Bilindiği gibi  et üretimini sağlamanın ve  artırmanın yolu  süt inekçiliğini  dolayısı ile buzağı üretimini artırmaktan geçer.  Bu nedenle  öncelikle  süt inekçiliğini geliştirmek zorunludur.  Bunun içinde  süt inekçiliği yapan  çiftçinin mutlaka  ama mutlaka  süt üretiminden  iyi bir gelir elde etmesi  gerekir ki  bu alanda üretime devam etsin ve yerli dana üretimini artırsın. Aksi halde  uzun bir süredir  yaşandığı gibi  inekler kesime gidecek  ve buzağı (dana ) üretimi kesintiye uğrayacaktır.  Bunun sonucu dışarıdan  dana  ithal etmek gittikçe artacak  ve dışarıya bağımlılık  artacaktır. Öyle ise  yurtdışına  aktarılacak  kaynakları ve yabancı çiftçiye gidecek olan teşvikleri  Anadolu çiftçisine   yönlendirecek projeler hayat geçirilmelidir. Bu projeler   birkaç biçimde uygulanabilir.  Birincisi çağdaş  tekniklerle  büyük ve  verimli  inek çiftliklerinin sayesinde  süt ve  dana üretiminin artırılmasıdır.   İkincisi ise  ülkemizdeki  toprak mülkiyeti  ve miras gelenekleri  sonucu  ortaya çıkan  küçük ölçekli  aile tarım işletmelerine  uygun  süt inekçiliği projelerinin  geliştirilmesi gerekir.  Bu alandaki teşvik  projeleri  yapılırken  aynı zamanda  atıl bekleyen  genç kadın ve erkek  işgücünün  kullanılması da  amaçlanmalıdır. Ancak küçük  üretici   diyebileceğimiz  bu kesim  büyük çitlikler kadar rasyonel  ve verimli  üretim yapamayabilirler. Bu nedenle  bunlara  farklı  olanaklar  sağlanmalıdır.  Çünkü  bu kesimde   işsiz ve  istihdam edilmeyi bekleyen bir  işgücü potansiyeli vardır .  Yapılacak projeler ile aynı zamanda bu insanlara     istihdam sağlanacaktır. Yani işsizliği azaltırken diğer yandan üretimi de artırmış olacağız.  Yani iki yönlü bir fayda sağlanacaktır. Bunun ekonomik ve sosyal getirisi de  ayrıca göz önüne alınmalıdır.  Küçük üretici üretim sürecine dahil edildikten sonra süreç içerisinde bu küçük işletmeler  birlik veya kooperatifler şeklinde bir üst  örgütlenmeye  götürülebilirler.

Yoğun işgücünün bulunduğu  bu küçük aile işletmelerine  yönelik  planlama   yapılırken  özellikle  gençlerin  hayvancılığa  sıcak bakmamalarının  fiziki, sosyal ve kültürel nedenleri   incelenip  değerlendirilmelidir. Ne yazık ki bugün köy kökenli gençlerimiz kadın olsun erkek olsun  hayvancılığa sıcak bakmamaktadır.  Geçmişten  gelen  ilkel, sağlıksız ve hijyenik olmayan ahırlarda yapılan  hayvancılık    bu kaçışın  önemli nedenlerinden biridir.  Oysa günümüz koşullarında  basit pratik ve oldukça ucuz  tekniklerle açık alanda hayvancılık  yapmak mümkündür.  Prototip projeler ile pahalı olmayan desteklemelerle bunun   altyapısı kurulabilir.  Özellikle açık ve yaylım şeklindeki projeler öne çıkarılarak  hayata geçirilebilir. Böylelikle  “hayvancılık yapana kız verilmez” efsanesi  de ortadan kalkacaktır. Yörenin iklim, toprak  ve fiziki şartları  göz önüne alınarak  gerek büyükbaş gerek küçükbaş hayvancılık  teşvikleri ile gençlerin  öncelikle  sosyal bilinçlerinde  hayvancılık ile tanışması ve barışması  sağlanmalıdır. Örnek ve pilot projelerle  birkaç genç çiftçinin bir araya getirilerek oluşturulacak ve başlangıçta birkaç adet inek ile başlatılacak projeler  hayata geçirilebilir.    Bu projeler süreç içerisinde kazanılan  bilgi ve beceri ile donatılarak geliştirilebilir. Başlangıçta süt üretimi ile başlanacak projeler giderek  birkaç köyün  süt üretimini   işleyecek ve  peynir, yağ, yoğurt gibi ürünlere dönüştürecek   mandıraların  kurulmasına ön ayak olunabilir.  Bu  mandıraların  işletme, üretim  ve yönetimine  yörenin  kadın, erkek  gençleri katmak birinci öncelik   olmalıdır.  Elbette veterinerlerin  denetim ve gözetiminde  gerçekleşecek   başından sonuna kadar hayvan beslemeden, süt ürünlerinin  üretimine kadar  eğitici  ve öğretici   bir  süreç olacaktır.  Elde edilen süt ve süt ürünleri  bu kez yapılacak teşvik düzenlemeleri sayesinde  yöresel  ve ulusal market zincirlerinin bölgedeki  mağazalarda satışını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Böylelikle   bir yandan halkın ucuz ve güvenilir gıda tüketmesi sağlanırken, diğer yandan üretilen ürünlerin satışı gerçekleşmiş  olacaktır.

Tüm bunlar planlanırken  devlet  üreticinin  ürettiği  süt fiyatına    yeterli bir  oranda  destekleme primi vermelidir. Bu prim  miktarı  süt inekçiliği  yapan ve yapacak olan üreticilere  ciddi bir  kazanç sağlayacak  miktarda olmalıdır.  Kısacası   süt inekçiliği yapan veya yapacak   kişi ya da kuruluşların    yaşamlarını   ve  üretimini sürdürecek  aynı zamanda geleceğini planlayacak ölçüde kazanç elde edebilmelidir.  Ancak süte verilecek bu destek  sütün fiyatına  yansıtılarak   halkın  süt ürünlerine ulaşamamasına yol açmamalıdır. Yani üreticiye verilen prim halkın  tükettiği süt ürünlere yansıtılmamalıdır. Süte verilecek desteği devletin karşılaması gerekir ve öyle de olmalıdır.  Böylelikle yabancı  ülkelerden canlı hayvan satın alıp o ülkelerin çiftçilerine destek verileceğine   kendi ülke insanına  hem iş yaratmış, hem de   yerli üretimini artırmak için kullanılmış olacaktır. Böylece dünyanın en  yüksek faizleri ile dolar  borçlanıp  bunu da yabancı ülkelerin çiftçisine aktarmak saçmalığından kurtulmuş olacağız.   Bunun sonucunda kazanç  elde etmeye başlayan kırsal kesimin gençleri  köylerdeki yaşam koşullarını sosyal ve ekonomik açıdan geliştirecek  kentlerdeki göreceli konfora özenerek şehirler yönelmeyi  bırakacaktır. 

Sonuç olarak yukarıda sadece büyükbaş hayvancılıkla ilgili vermeye çalıştığımız örnekleri küçükbaş hayvancılık  açısından da  çoğaltmak mümkündür. Her bölgenin  coğrafi ve sosyal yapısına  göre çeşitli projeler geliştirilebilir.  Ancak temel amaç  kendi doğasına, toprağına ve  üretimine  yabancılaşan ve  devlette iş bulacağım umudu ile boşta  bekleyen milyonlarca genç insanımızı üretimle  barıştırmak olmalıdır.  Bir ülkenin  her anlamda güçlü olması ancak topyekûn  yürütülecek  üretim hamleleri ile sağlanabilir. Bunun   birincil koşulu  özellikle gençleri bu üretimin  temel gücü  yapmaktır.

FOTOĞRAFLAR: Orhan ALKAYA

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız