Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Ekmeği Yenen İnsanlar Diyarı Malatya

Ekmeği Yenen İnsanlar Diyarı Malatya
  • 28.04.2017

…Eve gelen misafirlere, “-Geldiğiniz yollara kurban olam!..” demezler mi idi?    

Adnan IŞIK Yazdı     

1968 yılının Nisan ayında, çalışmakta olduğum Sümerbank Malatya Pamuklu Sanayii Müessesesi’nden Sümerbank Erzincan Pamuklu Sanayii’ne tayinim çıktı.

Yaşlı anam ve babam Malatya’da kalmışlardı. Bir evlâd olarak, onların ihtiyaçlarını temin etmek üzere, 40- 50 günde bir, Malatya’ya gelmem icâb ediyordu. Bu gelişlerimde, bir süre sonra bir şey dikkatimi çekmeye başladı: Lokantada yemek yiyorum. Bir de bakıyorum, bir arkadaşım, bir tanıdık, yemek paramı ödemiş. Fırından ekmek alıyorum, bir tanıdık görmüşse, “-Adnan bey, hoş gelmişsin!.” diyor ve ekmeğin parasını ödüyor. Sinemaya gidecek oluyorum, yine bir tanıdık, “-Adnan bey hoş gelmişsin!.” Biletleri alıyor, “- Haydi girelim, hem birlikte film seyrederiz, hem de iki çift laf eder, hasret gideririz…” diyor. Bu ve benzeri durumla ilgili daha birçok örneklerle devamlı olarak karşılaşıyorum.

Yine böyle gelişlerimden birinde Tüccar Kulübü’nde otururken, rahmetli ağabeyimiz Mustafa Kavukcu’ya bu konuyu açtım. Uzun uzun konuştuk. Söylediği son cümle, sanki dünmüş gibi aklımda; rahmetli şöyle dedi:

“-Adnan- MALATYA, EKMEĞİ YENEN İNSANLAR DİYARIDIR..”

*

Teşbihde (benzetmede) tam isâbet. H.1325 (m.1907) tarihli Ma’müret’ül- Aziz Salnâmesi’nde, Malatya Sancağı bölümünde, Malatyalılar hakkında -Fazâil-i medeniyyeye muhabbet, maârife rağbet, garibana hürmet, mihmânnevâzlık gibi hassiyyet-i sıfat-ı kâşifeyi memduhâlarındandır. Melbusât ve tarz-ı maişetleri tekellüfden azâde, yekdiğeriyle hüsn-ü muâşeretleri yolundadır- denilmektedir.

Yani terbiyeli, görgülü, iyi huylu ve erdem sahibidirler. Bilgi ve kültüre rağbet, yabancıya hürmet ve MİSAFİRPERVERLİKLERİ, övülmeye değer sıfatlarındandır. Giyim ve yaşayış biçimleri sade, gösterişten uzak, birbirleri ile komşuluk ve geçinmeleri yolundadır. (Adnan Işık. Malatya 1830- 1919. Shf.350,356)

Yeri gelmişken, ben kendi dönemimi, 60-70 yıl öncesini anlatmak istiyorum. Malatya mahallelerinin birçok evlerinde kiracılar vardı. Bu kiracılar; istasyonda, devlet dairelerinde, hastahânelerde, Sümerbank ve Tekel Fabrikasında, Lise’de, sanat okulunda çalışan memurlar ve öğretmenler idi. Atalarımız (ana ve babalarımız) onlara –Garib– derlerdi. Onlara bulgur, yarma, gendime (dövme), kavurma, külah (biber ve patlıcan kurusu), pekmez, basduğh (pestil), kesmece, peynir, tandır ekmeği, bilik verirlerdi. Ve bu memurlar, tayin olup gittikleri başka şehirlerde –Malatya insanı-nı, anlata anlata bitiremezlerdi.

*

İnsanımız, daima böyle değil mi idi?..

Eve gelen misafirlere, “-Aman, ne eyi etdiniz de geldiniz!.. Geldiğiniz yollara kurban olam!..” demezler mi idi? Altlarına çifte minder, sırtlarına halı yastıklar yerleştirmezler mi idi?..

Avludaki ocağa, tencere yerleştirilip, yemeğe girişilmez mi idi?..

*

Şimdi niçin bu soruları soruyorum?. Anlatayım.

Yukarıda anlatdığım geleneğimize, yüzdeyüz sahip çıkan, onu yaşatan, sağlığında, eski arasanın karşısındaki konağının kapısı daima açık duran, her geleni –buyur eden-, Çekirdekzâde Fahri abimizin ölümünün üzerinden, tam dört yıl geçti. Hem onu, bu ölüm gününde rahmetle anmak, hem de bu vesile ile bu güzel geleneğimizi, genç nesillere hatırlatmak istiyorum.

Yıllar önce, Malatya Eğitim Vakfı’nın dergisi olan MEV’in yazıişleri müdürlüğünü yaparken, adı geçen derginin (Mayıs 1991) sayısında, ÇEKİRDEK HAVUZBAŞI diye bir yazı yazmıştım:

“ÇEKİRDEK HAVUZ BAŞI
Dile kolay! 45-50 yıl her çeşit marangoz makinası, mobilyalar, çırçır fabrikası, torna tezgâhı, fireze, demir sökme presi, demir testere, matkap tezgâhları, dişli açmak için fireze tezgâhı, demir planya tezgâhı ile haşır neşir ol!.. 23 yıl (1965- 1988) küçük sanayi sitesi kooperatifi başkanlığı yap!..

Ve birdenbire, 50 yıllık uğraş ile nasır tutmuş ellerini “Havuz başı”nda bol köpüklü sabun ile yıkayıp işleri, oğullarına terkederek Halfetdin mahallesindeki konağın “kış damı”nda, sedirdeki yerini al.

Mevsim kış ise “kış damı”nda, mevsim yazsa avludaki “havuz başı”nda bir ayağını altına alarak bankın üzerine otur ve dostları bekle!.

Fahri Çekirdek abimizden bahsediyorum.

Babası Çekirdekzade Abit dayı’dır. Abit dayı seferberlikte, o günki kanunların sanatkarlara tanıdığı imkânlardan yararlanıp, “Fabrikatör Mehmet bey”in fabrikasında çalışarak askerliğini ikmal etmiştir.

Abit dayı’nın asıl mesleği marangozluktur. Pek tabi mobilyacılıkda yapmaktadır. Denebilir ki, Malatya’ya ilk marangoz makinasını o getirmiştir.

Atölyesi, şimdiki Şekerbank’ın yerindedir. Atölye’nin yan tarafında da bir çırçır fabrikası kurmuştur. Daha sonraları, 1937’li yıllarda “Temelli Pasajı” yapılırken, Halfetdin mahallesindeki “küpeli su değirmeni” satın alarak, çırçır ve un değirmenini buraya nakletmiştir.

Demir- torna işine geçmesi de, bu günlere tesadüf eder. O günlerde oğlu Fahri Çekirdek de babasının yanında çalışmaya başlamıştır. “Abimiz” önceleri marangozluğa bulaşmış, bilahare tornacılıkta karar kılmıştır.

“Çekirdek Havuz Başı”nı mekan tutan çok dostumuz olmuşsa da bunlardan Turgut Temelli, Mehmet Vanlıoğlu, Nejat Oral, Dursun Van, Hayretdin Gülsever, Gazi Kabasakal, Hamdi Kabasakal, Vedat Bulun, Necati Aktan ecel şerbetini içip tanrı’nın rahmetine kavuşmuşlardır.

Bugün ise “kış damı”nın sediri ile, havuzbaşının bankları Abdulkadir Hoca, Orhan Aksoğan, Nedim Kaysıcı, Hüseyin İstanbulluoğlu, Rıfat Barış, Mehmet Kırçuval, Cahit Asilsoy, Sobacı Ömer Usta, Hikmet Usta, Dursun Tütüncü, Nevzat Akşit tarafından eskitilmektedir.

Malatya dışında yaşayanlardan Mustafa Kaftan, Orhan Gebeş, Mesut Parlak, Nevzat Özgen, Nihat Pak, Kadir Eriş, Talat Alacahanlı, Yaşar Yetişen, Kasap Yeşho, Kemal Eser ve Adnan Işık “Çekirdek Havuz başı”nda her yaz, hiç olmazsa birkaç tas soğuk su içerek hasret gidermektedirler.

Kuşkusuz “Havuzbaşı”nın en renkli siması, Abdulkadir hocadır. O Malatya’da Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden adeta bir “kelaynak kuşu”dur.

Fötr şapkası hafif yan yatmış, ceketi omuzunda ve bastonuna dayanarak yürür. Hoca koyu kulüpçü olacak değil ya, koyu bir Atatürkçüdür.

Nedim Kaysıcı: “Hoca çok yaşar.. Çünkü Ezrail dosyasını kaybetmiş” der. Bana sorarsanız iyiki de kaybetmiştir.

Dostları hocayı çok sever, o’na takılmadan edemezler. Hoca da kendine has üslubu (!) ile onların hatırını sormaktan büyük haz duyar.

Burasının “Gedikli”lerinden biri de Orhan Aksoğan’dır. Mutad üzere Nedim Kaysıcı ile beraber gelir. Tanrı’nın selameti şimdi onun üzerinde olsun, Orhan Aksoğan, bizim eski “Kerahat Vakti” arkadaşlarımızdandır. Ben kendisini yıllar önce, bir Cumhuriyet Bayramı merasiminde, şoför esnafının temsilcisi olarak kamyon üstünde, elinde kağıt kebabı geçerken tanımıştım.

Hüseyin İstanbulluoğlu, Rıfat Barış, Mehmet Kırçuval, Cahit Asilsoy, Sobacı Ömer Usta da hergün “tekmil vermek” mecburiyetindelerdir.

Sıcak yaz günlerinde sizi sarmısaklı hıyar cacığına, isot kızartmasına, “taze Malatya peyniri”ne ve alacalı karpuzla Mulloz kavununa “buyur” ederler. Yazın da ya tava, yahut kağıt kebabı yiyeceksiniz.

“Tava” Talip Usta’dan, kâğıt kebabı “Mustafa Usta”dan gelecek. Afiyet olsun!

“İbrahim Baba”nın ruhuna fatiha okumayı da inşallah unutmazsınız.

“Çekirdek Havuz Başı” aynı zamanda ilginç bir müzeye de tanıklık etmektedir. Konağın “kış damı”nda, “Wiener Kassen Fabrik” marka para kasası, “Dammıchalowski” marka Rus malı duvar saati, Fransız malı 70 yıllık barometre, rafda dizili Rus ve İran malı semaverler, Fransız malı gümüş tepsi, şamdan ve kristal nargile, el işi, dövme kayık sahan ve çorba tasları, Rus malı (120 yıllık) asma telefon ve masa telefonu, 150 yıllık pirinç döküm ateş mangalları, çeşitli bakır siniler, özel demirden dövme kahve kavurma tavası, Rus malı bir havan, üzerinde uygur yazısı olan oyma masa, krom nikel şerbet tepsisi, 157 yıllık ve 120 yıllık iki adet el yazması Kur’an, 70- 80 senelik kök boya, Dirican ve sarı çiçek yer halısı ve yastık halıları, dışbudaktan oyma pencere kafesleri.. Kış damı’ndaki koltuk ve sehpalar, 1933 yılında Abid dayı ve Fahri Çekirdek tarafından yapılmıştır.

Konağın avlusunu ise tek taştan oyma (130×130) 120 yıllık havuzlar süslemektedir. Avlunun bir başka süsü de Tom’dur. Artık yaşlanmaya yüz tutmuş olan bu emektar köpek, Havuzbaşı’nın devamlı ziyaretçilerine dost, yabancılara ve hırpani kılıklılara düşmandır.

Duyurulur.”

*

Yazıma, Erzincan’a tayinimle ilgili olarak başlamışdım. Başka bir Erzincan anısıyla yazımızı noktalayalım.

Malatya’ya gelişlerimden birinde, Sümerbank Erzincan Fabrikası Müdürü ve müdür yardımcısı da benimle birlikde, Malatya’ya gelmişlerdi. İki üç gün Malatya’da kaldık.

Dönüşümüzden bir gece önce Emniyet Lokantasındayız. Lokantanın, Kemal Pişkinöz’lü, Onbaşı’lı, Hacı Baba’lı günleri.

Lokanta da, bugünkü PTT’nin karşısında.

Aramızda, Sümerbank Malatya Pamuklu Sanayi’i Müessesesi’nin müessese müdürü, idari ve teknik müdür, dört beş de şube müdiri var. Yani, en az on kişiyiz.

İçlerinde tek Malatyalı benim. Sözü, fazla uzatmayalım. Yedik, içtik. Kalkacağız. Hacı Baba’ya seslendim.

“-Hacı Baba hesap!..” Hacı Baba “-Hesap ödendi” dedi.

“-Kim?.” diye sordum. Kulağıma eğilerek;

“Mehmet Vanlıoğlu ödedi!” dedi. Sofradan kalkdım, Rahmetli Mehmet Vanlıoğlu abimiz, ilerdeki masada, bir arkadaşıyla oturuyor. Kucaklaştık, teşekkür etdim…

*

Erzincan’a dönünce, fabrika müdürü, bir gece, Üçüncü Ordu Komutanı, Erzincan Valisi ve Belediye Reisi’nin bulunduğu bir toplantıda bu olayı anlatdı:

“-Kardeşim” dedi, “-Adnan bey bizi davet etdi, hesabı, bir başka Malatyalı ödedi. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim.”

Benim anlatacağım bu kadar. Kıssa’dan hisse’yi de siz çıkarın, sevgili Malatyalılar!.

___________

Etiketler: /

Yorumlar
  1. Halit Alhan dedi ki:

    Adnan bey,

    Yazınızı zevkle okudum.
    MALATYA 1830-1919 gibi eşsiz bir kitap hazırlamışsınız ancak yeni baskıları olmadığı için satın alamıyoruz.

    Keşke Malatya Valiliği & Belediye Başkanlığı basımını üstlense de bu kaynaktan ilgilileri mahrum kalmasalar.

  2. Ertaç Önal dedi ki:

    Adnan ağabeyimizin eline, yüreğine sağlık. gençliğimden öte çocukluğumu yaşattı bana. O ”Ben amele başımıyım” diyen anadan doğma değil sonradan olma Malatyalıdır. Komşular arasında yardımlaşmanın, dayanışmanın, hastaya, ölüye, diriye sahip çıkmanın hele de garip denilen yabancılara ifrat derecesinde yapılan yardımların yüzlerce, binlerce örneklerini gördük büyüklerimizden. Bizlerde yaşamımızda bu gördüklerimizi uygulamaya çalıştık.
    Fahri Çekirdek ağabeyin havuzbaşılı mekanı bizim ev bahçemize bitişik olduğu için özellikle hafta sonu akşamları Dayım Mehmet Nebioğlu, Nihat Tecdelioğlu, Tapu Md. Veysel Uçkun’un da katılımlarıyla yaptıkları fasıl muhabbetlerine çocuk yaşlarımda kulak misafiri oluyordum. Gençliğimde başlayıp halen uzun aralıklarla da olsa devam eden fasıl muhabbeti düşkünnlüğümün kaynağı da bu kulak misafirliğine dayanmaktadır. Hoşgörünün, tevazunun,dayanışmanın dost muhabbetlerini musikimizin güzel nağmeleri ile süslerlerdi. Ölenlere rahmet sağ olanlara sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

  3. erhan dedi ki:

    Tamam iyi hoşta. Peki o ayni kisiler acaba belli bi konuma gelmemis tanidiklarina da bu jestleri yaparlar mıydi…!?

  4. Ahmet dedi ki:

    Dili Dini Meşrebi ne olursa olsun iyiler iyidir, ve lakin iyiler çoktan beyaz atlara binip gittiler. Bize hain haset, dedikoducu, ispiyoncu, ırkçı, mezhepçiler kaldı,Bizden sonrası daha kötü olacak, Niye mi, 20 yıl öncesi ile bu günü kıyaslayın anlarsınız. Çözüm mü ırkçı olma, mezhepçi olma, dindar ol dinci olma, insan olmak lazım insan, bak o zaman her şey düzelir.

  5. malatyalı dedi ki:

    kentleşme ,şehirleşme böyle bir şey hoşumuza gitmese de.yapılacak bir şey yok.belki yarım yüzyıl önce büyük şehirlerde yaşanan olaylar bugün küçük şehirlerde de doğal olmaya başladı.artık yerli diye bir kavram yok,aileler nesiller boyu aynı mahallede yaşamıyor.bir çocuk yetişene kadar birkaç ev değişiyor.insanlar ihtiyacına göre ev yer değiştiriyor.bu nedenle hiç bir adresin mahallenin bağlayıcılığı yok.zorumuza gitsede bu böyle oluyor.kimseyi suçlamayalım.aynı binada uzun yıllar bir arada kalan kimse yok ,gelen giden kişiler önemsizleşiyor.insanlık tabi ki olacak,bu kişinin kendi seçimi, bağlayıcı etkenler ne yazık ki ,sınırlı.tüm türkiye bu durumda daha da etkisi sonra ki nesillerde doğal karşılanacak.

  6. mustafa, dedi ki:

    Siyset,arkadasligi,doslugu,bitirdi,

  7. mehmet dedi ki:

    Değerli yazısı için Adnan Bey’e teşekkür etmekle birlikte Malatyalılardan memnun kalmayan memur kardeşimize de yazıda bahsedilen dedelerimize layık olamadığımız için özürlerimi bildiriyorum.
    Beyefendi kardeşim maalesef beş parmağın beşi de bir değil. Sen yine de şehrin insanlarının hepsinin aynı olduğunu düşünme. Yozlaşan sadece Malatya değil tüm Türkiye. O eski insanlar kalmadı fakat elbette örnek alanları vardır da sana denk gelmemiştir. Esef ettiğim nokta da göç olgusunun insan ilişkilerindeki nezaketsizliğe sebep gösterilmesi. İnsanın baskillisi, Palulusu, Malatyalısı olmaz ki… İnsan ahlak ve erdemleriyle bilinir memleketiyle değil.

  8. mahmut altun dedi ki:

    Malatya bir sevdadır, bir sevgilidir onu sevmemek ondan mahrum olmaktır.
    Adnan bey’in eline kalemine sağlık zevkle okudum aynen katılıyorum.

  9. Semih dedi ki:

    Baskilli büyük laf etmişsin ama hiç de o minvalde değilsiniz Malatyanın ekmeğini yer suyunu içersiniz en büyük kadirbilmezliği de siz yaparsınız

  10. Şahin Ucuzal dedi ki:

    Adnan Işık hemserim kalemine ve gönlüne sağlık. Bana nostalji yasattin. Sonsuz Teşekkürler

  11. mustafa, dedi ki:

    Adnan,bey,soz,etiginiz,gunler,geride,kaldi,siyasilerin,yuzunden,insanlarda,guven,arkadaslik,dayanisma,dosluk,kalkti,insanlar,kaplara,bolundu,alevimisi,
    Sunnumusun,kurtmusun,turkmusu,akp,,chp,mhp,lataturkcumusun,ozalcimisin,erdogancimisi,diyerek,birlik,beraberligi,doslugu,bittirdiler

  12. Cesamin ÖZKAN dedi ki:

    Nerdeee o yıllar.Kapalı hale girdiğimizde burnumuzu o mis gibi kokan elmalar, o beyaz tüylü şeftaliler, tanebi üzümler, çöloğlu, hacıhaliloğlu, hasanbey kayısılarına bakmaya doyum olmazdı. Hele hele çıkışta köşedeki bir kaç lokantanın lahmacun kebap kokusu baş döndürürdü. Et o kadar lezzetliydiki, biraz ondan birazda yokluktan kaynaklı yarım ekmek arası lahmacun ister yerdık. Açık halde Eğribük ve civarından gelen kavunun karpuzun, Arapgir biberinin kokusunu unutmmak mümkünmü, Ya o kat kat büklüm büklüm domatesler , hıyarlar. Şimdi ortalığı başka hıyarlar talayınca o günlere hasret kalma adına onlara maruz kalmış olduk. Nerde o Fuzuli caddesinde sinema tabelalarının havası, seyyar arabalarda ekmek arası kıyma yapılmış ciğer kokusu tadı, bici bici, meyan kökü ama Malatya’da biyam derdik iki bardak buz gibi yudum yudum içip damakta tadını duymak. Teksas Tommiks de olsa kitap kiralar takas yapar okurduk, sonta Kemalettin Tuğcu ya terfi ettik, derken Ömer Seyfettin, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, falan. Şimdi Malatya’da neyin tadı tuzu o günkü gibi,

  13. Cihangir dedi ki:

    Ağzınıza sağlık. Okumaktan zevk aldım. Çıkarımımı da yaptım. 🙂

  14. Kanalboyu mağduru dedi ki:

    4 yıldır Malatya’da yaşayan bir devlet memuru olarak üzülerek söylemek zorundayım ki Adnan Bey’in bahsettiği o Malatyalılara henüz rastlayamadım.
    Her insan tabii ki memleketi ile gurur duyar ve memleketlilerinin özelliklerini vurgulamak ister. Bundan daha doğal birşey yok. Ama dışardan gelen birisi olarak benim gözlemlediğim Adnan Beyin bahsettiği Malatyalılardan bugün kimse kalmamış.
    Bu ve buna benzer gözlemlerimi paylaştığım tüm “Gerçek” Malatyalıların hemen hemen tamamına yakını kendini; “Sizin bahsettikleriniz Malatyalı değil, Malatya çok göç aldı, gelen insanlar da Malatyayı bozdu, Malatyalı asildir,… vb. ifadelerle kendini savunmakta.
    Bu durum yolda, apartmanda, asansörde …vb. yerlerde komşusuna selam vermemenin, sosyal ilişkiden kaçmanın bir çeşit bahanesi olmuş bence.
    Ben buna inanmıyorum. İnsanın içinde varsa bu değişmez. Adnan Bey yemek ısmarlamak konusunda örnekler vermiş. Ben de kendi örneğimi vermek istiyorum müsadenizle.
    Yıllar önce küçük bir anadolu şehrine tayinim çıktı. Eşyayı yükledik lojman olmadığı için kiraladığımız bir apartman dairesine eşyaları indirmeye başladık. Normalde şoför kentin amele meydanından sabah bulduğu 2 ameleyi getirmişti eşyayı indirmek için. Fakat bir süre sonra baktım eşya taşıyan insanların sayısı artmaya başladı. Şoföre sordum nereden buldun sonradan gelen adamları diye. Cevap: Abi ben kimseyi bulmadım. Bunlar senin komşuların. kamyonu gören gelip yardım ediyor.
    Derken bir süre sonra elinde bir demlik çayla birisi kapıya geldi. “Buyrun yorulmuşsunuzdur. Bi çay içip soluklanın” dedi. Sohbet edince öğrendik komşumuzmuş. Yıllar geçti ama o komşunun getirdiği çayı ve çayın yanına koyduğu 2 paket bisküviyi unutamam. İşte asıl asalet budur.
    Gelelim Malatya deneyimine. Yaklaşık 4 yıl önce memurun kaderi olarak yükledik eşyayı geldik Malatya ya. Kanalboyu’nda yol üstündeki yeni yapılan bir apartmandan ev kiraladık. Sorsan apartmandakilerin hemen hemen hepsi Malatya’nın kalbur ailelerinden. Balkonlardan asalet akıyor yani o derece.
    Neyse uzatmayım. Kamyonu çektik evin önüne eşyayı indireceğiz ama bir aksilik oldu nakliye şirketinin elemanlarının bindiği otobüs yolda arıza yapınca iş başa düştü. Çaldık bir komşunun kapısını kendimizi tanıtıp durumumuzu anlatıp nereden amele bulabileceğimizi sorduk. Kanalboyu civarı pek amele bulmaya uygun bir yer değil takdir edersiniz ki. Aldığımız cevap: “Ne biliyim kardeşim ben amele başımıyım”. Arkasından kapıyı suratımıza kapattı. Ben de biliyorum sen amele başı değilsin ama insan en azından efendim şu taraflara bi bakın, şuna bir sorun veya (sonradan gördüm) elli metre ilerde taksi durağı var onlar bilir, iyisimi siz birde onlara sorun de yani.
    Bu arada eşim de 9 aylık hamile, doğurdu doğuracak durumda. O haliyle bir de eşyaların indirilmesini bekliyor. Oturacak bir sandalye bile yok. Bu süreçte hiçbir Allahın kulu ne bi hoşgeldiniz dedi, nede bi bardak çay getiren oldu. Bi umut bekledik. Bize hoş geldine gelecekler diye beklerken apartman önüne inen birkaç komşanun bizim eşyalar hakkında dedikodu yaptığına bile şahit oldum.
    Neyse fazla uzatmayayım. Adnan bey iyi hoş anlatmış ama bir de dışardan gelene sor Malatyalıları deyip olayı bağlayayım.
    Bu arada bu anlattıklarımdan Malatya’dan nefret ettiğim sonucu çıkmasın. Ben Malatya’yı sevdim. Bu güne kadar çalıştığım birçok şehirden daha güzel bir şehir. Suyu bol, havası güzel, doğası güzel, sağlık, okulu…vb. tüm ihtiyaçlar kolaylıkla karşılanabiliyor. Bir de insanları biraz daha samimi ve misafirperver olsa daha iyi olacak.

    1. Deli kadir dedi ki:

      Gardas valla seni uyuzlar bulmus. Seni muhakkak misafir etmek isterim kaysı zamanı recelligini sekerpareni gunkurusu bana ait. Cocuklarıda al piknigede gel basimiz ustunde yerin var. Malatya iyidir gine senin rastladıklarn baskil falan yada dsardan gelenlerdir. Otu cek köküne bak der Malatyalı

      1. can dedi ki:

        birde baskillilere laf söylemişsin ayıp kardeşim baskilliler olmazsa malatya bitmiştir

    2. Osman dedi ki:

      Bu dediğiniz konular sırf Malatyaya mahsus değil artık bir çok ilde bu durum yaygınlaşmış, ama o amele konusunda verilen cevabı bende kabul etmiyorum. Malatyalı demek mert demek hoşgörülü demek gardaş demek ama maalesefki bu tanımı bozanlarda illaki vardır.

      Lüleburdaza taşındık eşyalar iniyor Ramazandayız ezan okundu halen eşyalar taşınıyor içimden dedimki karşı komşu çağırır sonuçta durmadan kapıdan çıkıp dikkat edin eşyalar sağa sola çarpmaya diye sıklıkla bakıyordu ama yok çağırmadı bende hiç unutamam.

      Birde Lüleburgazda çok Malatyalı var ama ismen Malatyalı olarak kalmışlar bizde gördük yani.

      Muştada kaldık yıllar geçti halen eski komşuları ararım yani insan olan her yerde insandır.

      Malatyada bir gün bi komşuya bayramlaşmaya çıktık adam kapıyı aralamış yüzüme bakıyor baktım içeri davet etmeyecek dedim bayramınız mübarek olsun. Malatyalımıydı bilmiyorum. Sonradan taşındı gitti.

      O yüzden şimdi binada gitm kapı sayısı azdır.

    3. Gurbet dedi ki:

      Sen nerelisin bilmiyorum ama art niyetli oldugun her halinden belli

    4. Gurbet dedi ki:

      Ayrıca koskoca malatyayı bir ornekle kotulemeniz hakkinda yargiya varmanizdan belli art niyetli oldugunuz

  15. ORHAN TUĞRULCA dedi ki:

    Adnan Ağabey, eline gönlüne sağlık, son bir ömürde neler kaybetmedik ki, kocaman bir şehir olduk, büyüdükçe insani değerlerimiz küçüldü, “dost canlı” insanları sadece büyüklerimizden duyar olduk. Yine de umutlarımızı kaybetmedik, yeniden toparlamak dileği ile,selametle kal Adnan Ağabey, Allah uzun ve sağlıklı bir ömür versin sizlere…

  16. turan yorulmaz dedi ki:

    Ağzınıza sağlık kaleminiz bereketli olsun sayın üstadım.

  17. Nezir Kızılkaya dedi ki:

    Bizlere Malatyalı olmanın ne anlama geldiğini hatırlatan bu yazı için sevgili Adnan Işık ağabeyime candan teşekkürler.Bu değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu şu günlerde yüreğimizi ısıttı.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."