24 Ocak Depremi Sonrası Bir Malatya Kent Portresi
Malatya halkının çıkarlarını korumak yerine, bir grup müteahhidin, bir grup inşaatçı..
Niyazi DOĞAN dogannd@gmail.com
Tam bir yıl oldu.
Takvim yapraklarının 24 Ocak 2020’yi, saatlerin ise 20.55’i gösterdiği anlarda; Malatya ve Elazığ’ı 6.8 ile sarsan, her iki şehrin deprem tarihine büyük bir yıkım daha ilave eden ve her iki şehrin sakinlerine uzun yıllar hafızalarında silemeyecekleri, sarsıcı saniyeler yaşatan bir deprem meydana geldi.
Sivrice merkezli deprem, 37’si Elazığ’da olmak üzere her iki şehirde 41 kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açarken, binlerce insana da psikolojik desteğe ihtiyaç duyacak düzeyde derin bir travma yaşattı.
6.8’in yarattığı yeryüzü sarsıntısı, birkaç dakika içinde, Elâzığ’ın yanı sıra Malatya’da binlerce binanın farklı derecelerde hasar görmesine neden oldu.
Malatya Valiliği’nin depremden iki ayı aşkın süre sonra, 31 Mart 2020 tarihinde yayınladığı basın bültenine göre; Malatya’da az hasarlı / orta hasarlı / ağır hasarlı / yıkık gibi kategorilendirme bağlamında toplam 14 bin 691 bina ve bu binalardaki 40 bin 744 bağımsız bölüm zarar gördü.
Valiliğin, 31 Mart 2020 tarihli, 24 Ocak depremi kesin hasar tespit envanterine göre, hasar gören 14 bin 691 binanın, 4 bin 947’si, yani % 34’ü ‘ağır hasar’ görürken, ağır hasar gören binaların kapsadığı bağımsız bölümlerin (daire, müstakil ev, her bir iş yeri vb.) sayısı ise 9 bin 342 olarak açıklandı.
Deprem, sadece konut ya da işyerlerinden oluşan binaları değil, okul binalarını, ibadethaneleri, köprüleri, kamu binalarını da vurdu; bu kategorinin en çarpıcı örneğini Malatya Yeni Camii oluşturdu.
İşin buraya kadar olan kısmı, 24 Ocak depreminin bilançosu konusunda sonuncusu 31 Mart 2020 tarihinde açıklanan kesin hasar raporunda yer alan sayışıl verilerden oluşuyor.
Şimdi, bir süreliğine deprem öncesine dönelim; daha sonra ise deprem sonrasına döneceğiz.
Türkiye, tam anlamıyla bir deprem ülkesi.
Türkiye’de son 120 yılda 4.0 ile 7.9 arasında değişen büyüklüklerde yaklaşık 13 bin 700 deprem meydana geldi. Bu depremlerde 86 bin 616 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 700 bin yapı ise ya yıkıldı ya da ağır hasar gördü.
Ama aynı zamanda Türkiye, belediye meclislerinde alınan zırva kararlarla deprem fay hattının kâğıt üzerinde başka bir bölgeye taşınıp, gerçekte fay hattı olan yerin ise yüksek katlı yapılaşmaya açıldığı ‘acayiplikler ülkesi’dir.
Türkiye coğrafyası gibi, Malatya’nın da büyük bölümü 1. derecede deprem riski yüklenmiş bir coğrafya üzerinde yerleşmiş durumda.
Malatya’nın depremsellik riskinin ölümcül yüksekliğine karşın, başta Malatya Büyükşehir Belediyesi yönetimi ve diğer belediyeler olmak üzere, Malatya yerel yöneticileri, merkezi yönetimin temsilcileri, sorumlu konumda bulunan siyasiler, üniversiteler, ilgili mesleki kurum ve kuruluşlar her deprem sonrası, geleneksel hamaset nutuklarını attıktan bir süre sonra, sanki Malatya ve deprem kavramı tarihin hiçbir döneminde bir araya gelmemiş gibi davranmakta, şehrin depreme hazırlığı bağlamında lafazanlıktan başka bir ‘icraat’a imza atmamak konusunda özel bir çaba sarf etmektedir.
Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin, Battalgazi Belediyesi’nin, Yeşilyurt Belediyesi’nin her ay toplanan belediye meclis toplantıları gündem maddelerine bir bakın lütfen…
O gündemlerde halkın derdine derman, şehrin sorunlarına çözüme dair bir madde aradığınızda katsayısı yüksek bir mercek kullanmanız gerekecektir. Hatta o mercekler de işe yaramaz; halkın sorunlarına, kentin imar ve ihyasına dair doğru – düzgün bir madde bulma çabası beyhudedir; çünkü yoktur o meclis gündemlerinde.
Peki ne var o meclis gündemlerinde?
Varsa yoksa, Malatya’nın kent rantının devşirilmesi, kent kemirgenlerinin doymak bilmez gözlerinin, müteahhit / beton ve inşaat sektörü lobisinin bitip tükenmek bilmeyen iştahının tatmin edilmesi için kat artışı maddeleri, yoğunluk artışı maddeleri, cins değişikliği; mesela yeşil alandan ticaret alanına / mesela ibadethane alanından turizm alanına dönüştürme maddeleri var o meclis toplantılarının gündem maddelerinde.
Ama Malatya’nın depremsellik riskinin azaltılmasına yönelik tek bir madde / tek bir bilimsel proje / depremselliğin yaratacağı yıkımın şiddetini azaltacak tek bir çalışma, tek bir öneri / teklif yok… İmar planlarının şehrin depremselliğinin dikkate alınarak hazırlanması; yok. İmar planı değişikliklerinin depremlerin yıkıcı etkisinin büyümesini engellemeye yönelik yeniden ele alınması; yok…
Peki, başka ne var?
Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin, diğer belediyelerin meclis toplantılarını izleyin; bütün dertlerinin, tarım arazilerini yok etmek, imara açmak, yapılaşmayı vilayetin her santimetrekaresine yaymak olduğuna tanıklık edeceksiniz.
Çünkü, kent merkezi artık yetmiyor müteahhitçi belediye kafasına. Hazır bir de köyleri mahalleye çevirerek, tarım arazilerinin tamamını ticarileşmeye / yapılaşmaya açan bir 6360 Sayılı Kanun var ki, değme keyfine müteahhitçi belediye kafasına.
Oysa, ortalama zekaya sahip bir bireyin de çok rahat bilebileceği gibi; bilim ve bugüne değin dünyanın geçirdiği deneyim, tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasının sadece tarım arazilerinin yok edilmesiyle oluşacak tehlikeleri değil, bu topraklar üzerindeki yapılaşmanın depremsellik riskini ölümcül düzeye taşıdığını vurguluyor.
Sadece belediyelerde mi sorun var?
Hayır.
Merkezi Yönetim’in Malatya örgütlenmesi de farklı değil.
Bütün kurumlar, deprem öncesi için değil, deprem sonrasına kurgulu.
Çünkü Türkiye ve Malatya, risk yönetimini değil, kriz yönetimini seviyor.
Risk yönetimi çalışmayı, önlemeyi, önleyici tedbirleri, önleyici projeleri hayata geçirmeyi gerektirir.
Oysa kriz yönetiminde bunların hiçbirine ihtiyaç yoktur.
Deprem mi oldu, sel mi kenti aldı götürdü?
Elin sıcak paltonun ceplerinde, kalabalık bir heyetler gidersin enkaz alanına; içinde “Takdir-i ilahi’ geçen, birkaç cümle edersin, ölenler için ‘Fatiha’okur, kalanlara ‘sabr-ı cemil niyaz’ edersin; kurumunun sitesine konulacak birkaç kare fotoğraf çektirir, depremzedeye mikrofonları uzattırıp, ‘Allah razı olsun. O bizim için Allah’ın bir lütfu. O buraya geldi ya, daha ne isteriz ki biz faniler?’ dedirtir ve ardından makam otona kurulur, sıcak makamına döner, müteahhitler için çalışmaya devam edersin…
Ee ne de olsa bu işin doğasında var değil mi?
Seçim kampanyalarında fakirlerin sorunları konuşulur, seçim sonrası ise zenginlerin gündem maddeleri oylanır ve onaylanır meclislerde…
24 Ocak sonrasına dönelim biraz da.
Malatya binlerce bina hasar gördü.
Biliyorsunuz 1999 Marmara Depremi’nin, deprem – yapı ilişkisi bakımından bir milat olduğu ileri sürülür.
Yeni Deprem Yönetmeliği, yapı denetim kuruluşları filan…
Oysa, hasar sadece kırsal alandaki yapılarda ya da kent merkezindeki eski binalarda meydana gelmedi.
Malatya’nın yeni ama plansız ve kuralsız gelişen, her bir dairesi en az 400- 500 bin TL düzeyinde olan Fahri Kayahan ve Bostanbaşı’nda da ciddi hasar gören çok sayıda bina ve bağımsız bölüm olduğu tespit edildi.
Bu şu anlama geliyor: Malatya Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilgili belediyeler, yasaları, yönetmelikleri ve temel şehircilik ilkelerini uygulamıyor; denetim yapmıyor.
Yani, Malatya halkının çıkarlarını korumak yerine, bir grup müteahhidin, bir grup inşaatçı lobisinin ya da siyasi çıkarla birbirine bağlı rant organizasyonuna hizmet ediyor.
Zaten bunu açıklamakta da bir sakınca görmüyorlar; çünkü Malatya halkının ebediyen el-mahkûm AKP’ye oy vermek zorunda olduğuna inanıyor Malatyalı yerel yöneticiler.
Bir belediye kendini halka adayıp, deprem açısından güvenli yerleşim mekânları üretmek yerine kendini zenginlere adamış, “Benim görevim zenginlere villa yapmaktır” diyor; bunu demekle de kalmıyor, nüfusunun yarısından fazlası sosyal yardımlarla geçinen ilçesinde, bütün enerjisini zenginlere villa yapmak için harcamaktan övünçle söz ediyor.
Bir lokma – bir hırka kültüründen geldiğini iddia edip, yoksulluğun dibini gören ilçe halkı için merkezi yönetimin gönderdiği parayla zengine villa yapmak da size yakışırdı zaten…
Malatya Büyükşehir Belediyesi’ni neresinden tutsanız elinizde kalır ama size çarpıcı bir örnek vereyim: Malatya Büyükşehir Belediyesi 2021 yılı için, ‘Planlı kent gelişimi’ hedefi için 120 bin TL, yanlış okumadınız sadece 120 bin TL ayırırken, belediye icraatlarının tanıtımı (hangi icraatlarsa artık…) için fevkalade cömert davranabiliyor.
Deprem sonrası, yaşananlar da ibret-i âlem niteliğinde derslerle doludur Malatya’da.
Her şeyden önce, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün son derece ciddiyetsiz tutumu ile hasarlı binaların hasar kategorisi konusundaki yanlış tespitleri muhataplarını çileden çıkaracak düzeydeydi.
Ağır hasar raporu verilmiş ve acilen boşaltılması istenen binalara daha sonra orta hasarlı ya da az hasarlı raporu verilmesi, ya da tam tersi, orta hasarlı binalar için bir süre sonra, pardon ‘binanız ağır hasarlıymış’ denilmesi, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün hasarlı okul yıkımı konusundaki bozuk sicilinin derinliğine dair de ipuçları veriyordu.
Depremde hasar gördüğü iddia edilen okul binalarının yıkım listesine alınmasında, sadece deprem hasarı değil, kent rantını elinde tutan bazı grupların, kentin en önemli noktalarındaki okul binalarını yıktırarak bu alanlara iş merkezleri ya da rezidanslar diktirme amacına da hizmet ediyordu.
Bu konudaki en kritik örnek; depremde hasar almadığı halde ticari alana çevrilme hedefiyle yıkım listesine konulan, ancak malatyahaber.com’un yaptığı haberler sayesinde yıkımdan son anda kurtarılan Kız Meslek Lisesi binasıydı.
Deprem fırsatçılarının sadece Kızılay ya da AFAD tırlarıyla gönderilen battaniyelerden 10’ar 20’şer almak isteyenlerden müteşekkil olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Şayet böyle düşünüyorsanız çok iyi niyetlisiniz.
Sultansuyu Tarım İşletmesi (Sultansuyu Harası)’na ait 80 yıllık tarihî ve kültür hafızası niteliğindeki binalarında tek çizik olmadığı halde, bu binalar için, depremden 10 ay sonra hazırlanan sipariş bir raporla yıkım kararı alındı.
Deprem fırsatçılığı üzerinden, Malatya’nın, Osmanlı’dan günümüze ulaşan paha biçilmez değeri Sultansuyu Harası’na yönelmiş bu yıkım projesinin arka planına dair iddiaların çarpıcılığı ise başlı başına bir yazı konusu olacağı için bu kadarla yetinelim şimdilik…
Diğer yandan, Malatya yerel yönetimlerinin kenti inşa etmede olduğu gibi, hasarlı binaları yıkmada da beceriksiz olduğu ortaya çıktı.
Hasarlı binaların yıkımı da bina inşası gibi teknik bilgi gerektirir; ama Malatya yerel yönetimlerinin bu alanda da derin bir zaaf içinde olduğu ortaya çıktı.
Çünkü kriz anları, kurumların zaaflarını çıplak biçimde ortaya koyar.
Hasarlı binayı yıkmak isterken, sıfır hasarlı binaları da beraberinde yıkmak konusunda yıkım literatürüne önemli katkıda bulunan Malatya Büyükşehir Belediyesi ve diğer kurumların bu alana yaptıkları inovatif katkı (!) için ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Mevzu uzun; yazmakla bitmez.
Son olarak Yeni Cami’nin tam 365 günden bu yana, depremde gördüğü hasar nedeniyle ibadete kapalı olduğunu birkaç cümle ile hatırlatalım ve yazıyı noktalayalım.
Yeni Cami olayı, aslında topyekûn Malatya kent yöneticilerinin ve yakınları ya da siyasal yoldaşları için olmazı olduran siyasilerin utancıdır / beceriksizliğidir / duyarsızlığıdır.
Yeni Cami’nin, işin uzmanları tarafından duyarlı bir yaklaşımla en fazla 2 ay içinde bitirilebileceği ifade edilen onarımının / restorasyonunun tam 1 yıldan bu yana bitirilememiş ve ibadete kapalı olması, başta Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, “Yeni Cami en kısa sürede ibadete açılacak” şeklinde açıkça doğru olmayan ifadeler kullanan Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün, Malatya Valisi Aydın Baruş’un, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın da ayıbıdır.
Burada, okuyucu haklı olarak araya girip, “İyi de Yeni Cami restorasyonu ile Selahattin Gürkan’ın ne ilgisi var diye soruyor” olabilir.
Çok ilgisi var.
Şöyle ki; Selahattin Gürkan’ın en başarılı olduğu ve tüm becerisini odakladığı husus; kendisinin asla ve asla emeğinin olmadığı, Malatya Büyükşehir Belediyesi ile ilişkisi ve ilintisi olmayan, merkezi yönetim kurumlarının ya da devletin il müdürlükleri tarafından yürütülen her ama her işe “Ben yaptım, ben yapıyorum” diye sahip çıkmak değil midir?
Ee madem öyle; ‘senin tek saniyelik zaman ve tek gramlık emeğinin olmadığı’ devlet kurumlarının tüm işlerine, projelerine, icraatlarına sahip çıkıyorsan, devlet kurumlarının yapamadığı işlerin başarısızlık faturasına da ortak olmalısın, değil mi?
Malatya’nın simgesel değeri ve anlamını da yüklenen Yeni Cami’nin / yapayalnız / cemaatsiz / duasız / Kur’an’ın yankılanmadığı / ezanın yoksunluğu ve karanlıklar içinde koca bir 365 gün geçirmesi; yukarıda andığım tüm kurumların duyarsızlığı / ayıbı / beceriksizliğidir; hatta ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri Malatya’ya karşı nankörlüktür.
Farkında mısınız bilmiyorum ama akşam saatlerinde karanlıklara gömülen Yeni Cami üzerine çöktürdüğünüz bu karanlık, Malatya üzerine de yaydığınız ve insanlarda ölü toprağı etkisi yaratan bir kasvete dönüşüyor.
Malatya’nın, yüzyılı aşan bir tarihe sahip Yeni Camisi, şehir için sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda bir mihenk mekânıdır. Malatya’yı Malatya yapan / merkeze yerleşip, diğer bütün mekânların bu merkeze göre konum aldığı mihenk taşının adıdır Yeni Cami.
Dolayısıyla şu önermede bulunmaktan kaçınmayacağım: Yeni Cami’nin bir yıldan bu yana adeta bir metruk yapı görüntüsüne bürünmesinden rahatsız olmayan Malatya kent yöneticilerinin ve siyasilerin Malatya adına en ufak bir kaygısı / tasası yoktur.
Onların bütün derdi gelecek seçimlerde yeniden seçilmek ya da daha iyi makamlara tayin olunmaktır. Hepsi bu / gerisi içi boş nutuklar…
Ha, unutmadan; yazının sonuna kadar gelip, “iki satırını da devletin, depremzedeler için yaptırdığı konutlara ayırsaydın hakkaniyetli davranmış olacaktın” diyecekler için 1 gün önce malatyahaber.com’da yayınlanan, http://malatyahaber.com/haber/jandarmadan-konteynerdeki-depremzedelere-ziyareti/ linkini hatırlatmakla yetineceğim.
24 Ocak 2020 – 24 Ocak 2021: Koca bir yıl / 365 gün / iki kara kış…
İnsanlar / insanlarımız hala konteynerlerde…
______________