Fikri DEMİRTAŞ
Anadolu’nun kadim toprakları, her mevsimde bağrında başka bir öykü büyütür. 26 Eylül 2026 günü, öğle güneşinin tepede ortalığı kasıp kavurduğu saatlerde; yol arkadaşım fotoğraf sanatçısı Bayram Ayhan ile birlikte Arguvan ve Arapgir yollarındaydık. Amacımız sadece yol almak değil, bozkırın gerçek ruhunu, ışığın en saf haliyle buluştuğu Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Narmikan köyünde, susuz tarımla hayat bulan o meşhur kavun tarlalarında hasadı yakalamaktı.
Kavun tarlalarının bereketi ve bozkırın büyüleyici atmosferi arasında ilerlerken, geçtiğimiz her kilometrenin geçmişle geleceği birbirine bağlayan devasa bir mirasa ev sahipliği yaptığını hissediyorduk. Ancak bu eşsiz coğrafyada Arapgir’e doğru yol alırken, böylesine stratejik bir güzergâhın neden hâlâ tek şeritli bir yola mahkûm bırakıldığı ve niçin modern bir duble yola kavuşturulmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmek durumunda kalıyorduk.
Viyadüksüz, Tünelsiz: Duble Yola En Elverişli Güzergâh Arapgir
Yazıhan kavşağından başlayıp Arguvan, Arapgir ve Kemaliye (Eğin) üzerinden Erzincan’a, oradan da Karadeniz’e uzanan bu hat, sadece bir kara yolu değil; Roma döneminden kervan tüccarlarına, asırlardır Doğu’yu Kuzey’e bağlayan kadim bir ticaret ve kültür koridorudur. Üstelik bu güzergâh, geçit noktası konumuyla komşu Elazığ’ın Ağın ve Keban ilçeleri için de kritik bir ulaşım damarı niteliğindedir.
Bu bölgeye gerçekleştirdiğim gezilerde ve halkla yaptığım sohbetlerde defalarca şahit olduğum üzere; yerli ve yabancı gezginlerin, tur otobüslerinin ve bölge halkının yoğun olarak kullandığı bu yol, mevcut dar yapısı ve tek şeritli trafiğiyle ne yazık ki artan yükü taşıyamamaktadır. Trafik yoğunluğunun her geçen gün artması, can ve mal güvenliğini tehdit etmekte, sık sık kazalara davetiye çıkarmaktadır.
Oysa Yazıhan’dan Arapgir’e kadar uzanan coğrafya; tünellere, viyadüklere ya da bütçeyi zorlayacak devasa mühendislik yapılarına ihtiyaç duymayan, duble yol yapımına son derece elverişli düz ovalardan ve bozkırlardan oluşmaktadır.
Halkın ve yerel yönetimlerin yıllardır dile getirdiği bu haklı talep; Sivas Divriği’den Karadeniz’e, Eğin’den Erzincan’a, Ağın ve Keban’dan Malatya’ya uzanan bu tarihi güzergâhın hak ettiği güvenli ve modern ulaşım standardına kavuşmasıdır. Tarihin, doğanın ve turizmin iç içe geçtiği bu kadim yola yapılacak bölünmüş yol (duble yol), sadece sürüş güvenliğini sağlamakla kalmayacak; tüm bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasının da önünü açacaktır.
Arguvan – Narmikan’ın Susuz Kavunu
Köylüler tarafından binlerce yıldır işlenen bu bozkır mevsimlerin ritmine göre adeta başka bir maskeye bürünür. Baharın taze yeşiliyle tezat oluşturan kızıl tepeler; yazın kavurucu sıcağında derin bir "çikolata" kahvesine döner, kışın ise beyaz örtünün altında buzdan birer heykele dönüşür. Yazın buğdaya, arpaya, nohuda yurt olan bu topraklar; sonbahar geldiğinde yerini Narmikan’ın meşhur susuz kavunlarına bırakır. Işık oyunlarının bitmek bilmeyen görsel şovu, toprağın bereketiyle birleşip ziyaretçilerine unutulmaz bir tablo sunar.
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin kapımızı çaldığı, su kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde Narmikan; önümüzdeki birkaç on yılda tarımda yaşanabilecek olumsuzluklara şimdiden dik bir duruş sergileyen, susuz tarımın en somut ve başarılı örneklerinden biri.
Bozkırın Ortasında Bir Yaşam Mücadelesi
Malatya Arguvan ilçesine bağlı Narmikan( Yazıbaşı) deniz seviyesinden yüksekliği 956 metredir.

Narmikan’a vardığımızda, Arapgir yolunun iki yanı ve anayola 3 km mesafedeki köy yolunun her iki tarafı göz alabildiğine kavun tarlalarıyla kaplıydı. Buğday ve arpa hasadından sonra derilmiş hozan tarlalarının arasında yükselen bu yeşil tevekler, bozkırın ortasında vahayı andırıyordu.
Arapgir yolunun kenarında, tozlu serabın ortasında tek başına duran kavun sergenine yaklaştığımızda bizi Narmikanlı çiftçi Gazaloğulları Hayati karşıladı. Esmer çehresi, tıpkı yıllardır çapalandığı tarlanın toprağı gibi sıcaktan kurumuş, soğuktan çatlamıştı. Uzun boyu, gür siyah bıyığı ve birkaç günlük kirli sakalıyla bu sert coğrafyaya kök salmış yaşlı bir meşe ağacını andırıyordu. Ancak o sert görünüşünün aksine, gözlerinin içi dostça ışıldıyordu. Geceyi gündüze katıp gözü gibi baktığı kavunlarıyla sanki dertleşir gibi fısıldaşıyor, sergene uğrayan her yolcuyu kırk yıllık dostuymuşca bağrına basıyordu. Ahşap tezgahın arkasına geçip elindeki bıçakla farklı kavun türlerinden dilim dilim keserken, etrafa o eşsiz, taze ve şekerli koku yayılıyordu. İkram ettiği her dilimin tohumlarını incitmeden çıkarıp bir kovaya biriktiriyor; Narmikan’ın bal gibi tatlı, susuz kavununu önce damağa, sonra gönüllere fısıldayıp öyle satıyordu.
Tam 50 dönümlük kıraç araziyi sarı bir deniz gibi kavunla donatan Hayati Bey, toprağın bu tatlı meyvesini kilosunu 25 TL’den meraklılarına sunuyor. Nasır tutmuş elleriyle toprağa verdikleri alın terini ve susuz kavunun çatlaya çatlaya filizlenen o çetin yolculuğunu anlatırken, gözlerindeki toprağa sevdalı o derin tutkuyu hissetmemek imkansızdı.
Yöresel lezzetin mimarlarından Çiftçi Hayati, toprağın özünü emerek yetişen bu altın sarısı meyvenin kokusu ve tadıyla tüm ilçeye hayat verdiğini anlatıyor.
"Arpa ve buğday hasadından sonra tarlayı Mart ayında traktörle sürüp hazırlarız. Susuz Narmikan kavununu Mayıs ayının 10’unda tohumları toprağa traktörle kültivatör ile sıra arası iki metre arayla ekeriz. Temmuzun ortasında ise kültivatörle sıraların arasını süreriz. Kavunda çapalama çok önemlidir; toprağı kabartır, yabancı otları temizler ve toprağın kalbindeki o kıymetli rutubeti korur. Biz gübre kullanmayız. Seyrekleştirme ve çapa yapıldıktan sonra iki defa, on beşer gün arayla zararlılara karşı ilaçla koruma sağlarız. Eylül ortasında, o meşhur gece ayazını yedikten sonra da hasada başlarız."
Lezzetin Sırrı: Ata Tohumu, Toprak ve Gece Ayazı
Peki, hiç sulanmayan bir meyve nasıl bu kadar sulu, tatlı ve aromatik olabilir? Hayati Bey bu mucizeyi şöyle özetliyor:
"Soğuk ve gece ayazı kavunu tatlandırır, rayihasını ve şeker oranını artırır. Ama susuz tarım sadece tohumu toprağa atmak değildir. İşin başında ata tohumu vardır, sabır vardır, toprağı tanımak vardır. Narmikan’a ait eski tohumlarla yetişen bu kavunların kokusu da aroması da bambaşkadır. Kavun susuz yetişirse aroması yoğunlaşır, tadı derinleşir. Bu lezzet sadece tohumdan değil, toprağın kendi düzeninden gelir."
Tarlada yetişen çeşitler saymakla bitmiyor: Yeşil olan dilimli dede külahı sert kabuklu kışlık serin yerlerde uzun süre saklanabilir.
Arguvan’ın eşsiz iklimi ve mineral dolu toprağının bağrında, tek damla sulama olmadan olgunlaşan Narmikan’ın efsanevi susuz kavunları, iki haftadır süren hummalı hasatla birlikte üreticisinin yüzünde tebessüm, cebinde bereket oldu.
Bıçak kesip sofraya geldiğinde fazla suyla tadı seyrelmeyen, aksine damakta yoğun bir tatlılık ve aroma bırakan Narmikan susuz kavunu, zamana da adeta meydan okuyor. Topraktan aldığı güç sayesinde tazeliğini kışın soğuğuna kadar muhafaza edebilen yapısıyla Ocak ayına kadar sofralardaki başköşesini koruyor.
Bu lezzetin sınırları Arguvan’ı çoktan aşmış durumda... İstanbul’un dev pazarlarından Ankara’nın, İzmir’in, Kayseri’nin, Bursa'nın ve Sivas’ın renkli tezgahlarına kadar ulaşan Narmikan susuz kavunu, Türkiye’nin dört bir yanına lezzet taşıyor. Çiftçi Hayati’nin de gururla ifade ettiği gibi; Narmikan’ın susuz kavunu artık sıradan bir mahsul değil, tiryakileri ve özel alıcıları olan bağımsız bir Anadolu markası.
Tarladan Sergene: Hasadın İncelikleri
Söyleşimiz sürerken olgunlaşmış bir kavunun nasıl anlaşılacağını da öğreniyoruz. Kavun gerçek iriliğine ulaştığında, sapın dala bağlandığı yerdeki iki küçük kulakçık kuruyor, meyve ağırlaşıyor, dip kısmında hafif bir yumuşama ile o meşhur koku yayılmaya başlıyor. Kabuk rengi ise kendine has parlaklığına kavuşuyor. Hasat ise sabahın erken saatlerinde, tazeliğini korusun diye elle, sapı etrafında hafifçe döndürülerek ya da bıçakla kesilerek yapılıyor.
Ancak bu görsel şölenin ve lezzetin arkasında büyük bir mücadele de var. Narmikanlı çiftçiler dertli. Bölgede çoğalan domuzlar tarlalara büyük zarar veriyor; nitekim Hayati Bey Peker de domuzların beş dönümlük arazisini sürer gibi mahvettiğini feryat ederek anlatıyor ve yetkililerden çare bekliyor.
Bir diğer sitem ise kurumsal ilgisizliğe: "Ne İlçe Tarım, ne Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ziraat Odaları, Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Başkanlığı kapımızı çaldı. Ne biz bir şey sorabildik ne de onlar gelip ‘Ne yapıyorsunuz, tarlada hastalık var mı?’ dedi," diyor Hayati Bey.
Diğer dertleriyse emek hırsızlığı…
Çünkü Malatya’da, yol kenarlarında başka bölgelerden getirilen kavunların "Narmikan Kavunu" adı altında satılması, gece gündüz emek veren yöre çiftçisinin mağdur olmasına yol açıyor. Bu nedenle Narmikan Kavunu için Coğrafi İşaret tescili alınması öncelikli istekleri.
Bozkırda Bırakılan İzler
Söyleşinin ardından fotoğraf sanatçısı Bayram Ayhan ile birlikte kavun tarlasına girdik. Sıra üzerine ekilmiş kavun tevekleri, kahverengi toprağın üzerinde kol atmıştı. Yeşilimsi teveklerin arasında dörder beşer tane iri kavunlar gururla yatıyordu. Tarlada tek bir yabani ot dahi yoktu; toprağın insanı işini öyle titiz, öyle sevdalı yapıyordu ki gecesini gündüzüne kattığı her halinden belliydi.
Yol arkadaşım Bayram Ayhan ile eve götüreceğimiz kavunları satın aldık.
Narmikan’dan ayrılırken arkamızda güler yüzlü bir Anadolu çiftçisi, burnumuzda susuz kavunun o keskin rayihası, kulaklarımızda Arguvan’ın yanık türküleri ve zihnimizde toprağa emek veren insanların direnişi kaldı.
Üreticilerin ve Tarım Sektörünün Karşı Karşıya Olduğu Temel Sorunlar
Tarım sektöründe üretim yapan çiftçiler ve süreçte yer alan işçiler; ekonomik baskılar, iklimsel riskler, dağıtım zincirindeki aksaklıklar ve kurumsal iletişim eksiklikleri gibi pek çok yapısal sorunla mücadele etmektedir. Sahada yapılan görüşmeler ve gözlemler doğrultusunda öne çıkan temel sorun alanları şunlardır:
Tarladan Tezgâha Fiyat Farkı ve Üretici-Tüketici Mağduriyeti: Tarlada son derece düşük fiyatlara alıcı bulan ürünler, nakliye, komisyon, depolama ve aracı zincirleri nedeniyle tüketiciye ulaşana kadar katlanarak zamlanmaktadır. Bu durum, üreticinin emeğinin karşılığını alamamasına, tüketicinin ise fahiş fiyatlarla gıdaya erişmesine yol açarak her iki tarafı da mağdur etmektedir. Mevcut Hal Yasası'nın aracı marjlarını denetlemede ve piyasada şeffaflığı sağlamada yetersiz kalması, aradaki kayıt dışı kazançları artıran ve sorunu derinleştiren en temel etkenlerden biridir.

İletişim Kopukluğu, Bilimsel Destek Yetersizliği ve Çiftçi Katılımı Sorunu: Tarım ve Orman Bakanlığı il/ilçe müdürlükleri, üniversitelerin ziraat fakülteleri, ziraat mühendisleri odaları ve Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü gibi yetkili kurumlar ile sahadaki üreticiler arasında güçlü ve sürdürülebilir bir iletişim ağı kurulamamaktadır. Kurum uzmanlarının teknik bilgi ve destek sunmaya hazır olmasına karşın; üreticilerin düzenlenen konferans, seminer ve bilgilendirme toplantılarına yeterli katılımı sağlamaması ve kurumsal mekanizmalara mesafeli durması, bilgi akışını kesintiye uğratmaktadır. Sahaya aktarılamayan akademik ve bilimsel birikim, çiftçi düzeyinde karşılık bulamamakta ve bu durum tarımsal verimlilik artışının önündeki en temel engellerden birini oluşturmaktadır.
Yüksek Girdi Maliyetleri: Mazot, gübre, tohum, zirai ilaç ve elektrik gibi temel üretim kalemlerindeki sürekli fiyat artışları, üretim maliyetlerini katlayarak tarımsal faaliyetleri sürdürülemez bir noktaya taşımaktadır.
Borçlanma ve Topraktan Kopuş: Artan maliyetlere karşın ürünlerin tarladaki satış fiyatlarının düşük kalması, üreticilerin gelir-gider dengesini bozmaktadır. Borç yükü altında ezilen çiftçiler, zamanla üretimden çekilmekte ve topraktan kopmaktadır.
Dışa Bağımlı Tarım Politikaları ve İthalat: İthalata dayalı politikalar ve piyasaya giren ucuz ithal ürünler, yerli üreticinin pazar payını küçültmekte ve rekabet gücünü zayıflatmaktadır.
İklim Krizleri ve Yapısal Engeller: Derinleşen kuraklık, su kaynaklarının yetersizliği ve miras yoluyla tarım arazilerinin küçülüp bölünmesi, üretimde sürdürülebilirliği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.
İşgücü Temini ve Yevmiye Baskısı: Mevsimlik tarım işçisi günlük yevmiyeleri şehir ve ürün türüne göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 1.300 TL ile 1.750 TL arasında seyretmektedir. Ancak tarım alanlarında çalışacak işçi bulmada yaşanan ciddi sıkıntılar nedeniyle fiili ücretler bu bandın da üzerine çıkmakta, bu da çiftçinin işçilik maliyetini doğrudan artırmaktadır.
Sosyal Güvenlik ve Prim Ödeme Güçlüğü: Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı üreticilerin zorunlu olarak tabi olduğu Tarım Bağ-Kur (4/1-b) primleri, üreticilerin kendileri tarafından ödenmektedir. Ancak gelir yetersizliği ve artan maliyetler nedeniyle çiftçilerin büyük bir kısmı bu primleri ödeyememekte ve sosyal güvenlik korumasından mahrum kalmaktadır.