Orhan TUĞRULCA
Tarihçi/Yazar
[email protected]

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Malatya’yı yalnızca fiziki olarak değil, ruhsal ve kültürel olarak da etkiledi. Binlerce yıllık tarihî katmanlarıyla Anadolu’nun kadim şehirlerinden biri olan Malatya’da evler, camiler, hanlar ve sokaklar yıkılırken, insanların yaşamı da enkaz altında kaldı. Bugün hâlâ devam eden yeniden inşa süreci, sadece taşları değil, hafızayı da onarmaya çalışıyor. Ancak bu süreç, Malatyalılar için bir umut değil, bir sınav; sabrın ve dayanışmanın sınandığı bir dönem.

Bugün, Osmanlı tarihinde sufi hareketler içinde Şeyh Bedreddin’den sonra siyasi otoriteyi en çok uğraştıran ve tedirgin eden cesur bir şahsiyet olan Niyazi Mısri’nin, 16 Mart 1694 Çarşamba günü kuşluk vaktinde hayata veda ederek ‘dünya sürgününden’ kurtuluşunun 332. yıldönümüdür.

Mısri’nin Limni adasında sürgünde bulunduğu yıllarda Malatya’ya duyduğu özlemi dile getirdiği Aspozi şiirleri, yalnızca tarihsel bir metin olarak değil, aynı zamanda bugünün Malatya’sına dair bir hatırlatma ve teselli olarak da okunabilir. Şairin cennetle özdeşleştirdiği memleketi, bugün yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehir olarak karşımızda durmaktadır. Doğrusu bu yazı ile geçmişin şiirsel güzelliği ile bugünün acı gerçekliği arasında bir köprü kurmak istedik.

Niyazî-i Mısrî’nin Malatya’ya duyduğu özlemi dile getirdiği iki şiirini edebi, tasavvufi ve coğrafi bağlamda incelemeye aldık. Şairin sürgün yıllarında kaleme aldığı bu metinler, bireysel bir hasretin yanı sıra ideal bir mekân tahayyülünün izlerini taşır. Aspozi (bugünkü Modern Malatya) üzerinden kurulan cennet metaforu, şehrin hem dünyevi hem de uhrevi bir mekânı olarak algılandığını gösterir. Şiirlerdeki tasvirler, Malatya’nın tarihsel ve kültürel kimliğini yücelten bir yaklaşım ile kaleme alınmıştır.

Niyazî-i Mısrî (1618–1694), Osmanlı tasavvuf geleneğinin önemli temsilcilerinden biridir. Malatya doğumlu olan şair, Halvetî tarikatına mensup olup, hayatının büyük bir bölümünü sürgün ve seyahatlerle geçirmiştir. 1677’li yıllardan sonra Limni adasında sürgünde bulunduğu sırada kaleme aldığı Aspozi şiirleri, hem memleket özleminin hem de tasavvufi bir hakikat arayışının edebi bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şiirlerde Malatya cennet benzeri bir mekân olarak betimlenir. Şairin özlem dolu dili, aynı zamanda ruhsal bir arınma ve hakikate ulaşma çabası olarak öne çıkmaktadır.

Şiirlerde Aspozi, doğal güzellikleriyle öne çıkar. “Mu’tedil âb-ü hevâ” ifadesiyle iklimin ılımanlığı, “Her taraf pür mive-i şirin” ile verimli toprakları, “Yeşil atlasla donanmış nev civân” benzetmesiyle genç ve canlı bir şehir olarak tasvir edilir. Bu betimlemeler, Malatya’nın sadece fiziki değil, aynı zamanda ruhani bir mekân olarak algılandığını gösterir. Şairin gözünde Aspozi, hem geçmişin hem de ideal geleceğin mekânıdır.

Ayrıca “Otuz iki kapusı var” ifadesiyle şehrin mimari ihtişamına vurgu yapılırken, “Her yanı bâğ bostân kamu” mısrası ile şehir bir bahçeler diyarı olarak sunulur. Bu anlatım, klasik divan edebiyatında sıkça rastlanan şehir methiyelerinin tasavvufi bir versiyonu olarak görülebilir.

Cennet ve Hakikat Şehri

Bir şehre irişdi yolum dört yanı düz meydân kamu (Yolum bir şehre ulaştı, her yanı düz ve geniş meydanlarla çevriliydi.) ile başlayan İkinci şiirde şehir, Malatya doğrudan “Şehr-i Hakîkat” olarak adlandırılır. Bu bölümde “Altından nehirler akan cennet” benzetmesiyle Kur’an’daki cennet tasvirlerine çarpıcı bir gönderme yapıldığını görüyoruz. “Ol sırra ârif olanı eyledi Hak mihmân” mısrası ile şehri, Allah’ın sırlarını barındıran bir misafirhane olarak tanımlayan Mısri “ İnsan ile şehir, şehir ile mihman (misafir) şehir ile emanet ve hakikat” arasında derinlikli bir bağ kurmaktadır. 

Mısri’ye göre Aspozi, sadece bir mekan-yer değil, bir haldir. “Fenâ”dan geçip “bekâ”ya ulaşanların erişebileceği bir içsel cennettir. Mısri’nin “Dünyaya anlar girmedi, girdiyse de eğlenmedi” mısrası, bu şehrin dünya ile ilişkisini kesmiş, uhrevi bir mekân vurgusu ile hem beşeri hem de uhrevi bir anlam yükler.

Gurbet ve Özlem…

Niyazî-i Mısrî’nin sürgün yıllarında yazdığı bu şiirler, gurbetin ruhsal etkilerini yansıtır. “Ey Niyâzî ger dokunmayaydı hiç bâd-ı fenâ” mısrası, yokluk rüzgârının şehri bile etkilediğini ima eder. Şairin Malatya’yı bir cennetle özdeşleştirmesi, hem memleket özleminin hem de ideal bir şehir yaşamı arzusunun dışavurumudur. Bu özlem, sadece coğrafi bir mekâna değil, aynı zamanda çocukluk, aidiyet ve ruhsal huzura duyulan özlemdir. Aspozi, şairin içsel yolculuğunda bir nirengi noktasıdır.

Her iki şiir de klasik divan edebiyatı nazım biçimlerine uygun olarak yazılmıştır. Aruz vezni kullanımı, ahenkli bir yapı sunar. Alegorik anlatım, tasavvufi sembollerle zenginleştirilmiştir. “Bülbül”, “gül”, “selsebil”, “tesnîm” gibi kavramlar, hem dünyevi hem uhrevi anlamlar taşır.

Şiirlerdeki dil, hem halkın anlayabileceği sadelikte hem de derin tasavvufi anlamlar içerecek kadar semboliktir. Bu yönüyle Niyazî-i Mısrî, halkla ilim-irfan sahipleri arasında bir köprü kurmuştur.

Niyazî-i Mısrî’nin Aspozi şiirleri, Malatya’nın hem coğrafi hem de manevi güzelliklerini yüceltirken, gurbetin ruhsal yükünü de taşır. Şairin memleketi bir cennet olarak tahayyül etmesi, tasavvufi bir hakikat arayışının ve bireysel bir özlemin birleşimidir. Bu şiirler, Malatya’nın kültürel mirasında önemli bir yer tutmakta ve bölgenin tarihsel kimliğini edebi bir dille yansıtmaktadır. Aynı zamanda Osmanlı tasavvuf edebiyatının mekân merkezli anlatı geleneğine güçlü bir katkı sunmaktadır.

ASPOZİ ŞİİRİ

Bârekellâh gülistân-ı bülbülândır Aspozi,

(Allah’ın bereketiyle kuşların öttüğü bir gül bahçesidir Aspozi)

Cenneti tezkir ider âli mekândır Azpozi.

(Aspozi, yüksek makamıyla cenneti hatırlatır insana)

Mu’tedil âb-ü hevâ hem müctemi envâ-i zevk,

(Suyu ve havası ılımandır, her türlü zevki içinde barındırır)

Mecma-i bezm-i safâ-i ârifândur Aspozi.

(Aspozi, bilge kişilerin neşe ve sohbet meclislerinin buluşma yeridir)

Âb-ı hayvânı beğenmez hasletindendir Mesih,

(Mesih bile ölümsüzlük suyunu beğenmez, çünkü Aspozi’nin özelliğindendir bu [Derme/Dermesih suyuna atıfta bulunur])

Aktuğınca sanki bir rûh-i revândur Aspozi.

(Akarken sanki canlı bir ruh gibi akar Aspozi’nin suyu)

Câme-i hardâsın eyyâm-ı rebi’de kim giyer,

(Bahar günlerinde kim sarı elbise giyer ki?)

Şüphesiz menzilgeh-i Hızr-ı zamândur Aspozi.

(Aspozi, zamanın Hızır’ının konakladığı yerdir şüphesiz. [Mısri, Hızır-bereket ile Aspozi arasında bağ kuruyor])

Her taraf pür mive-i şirin leb-i dilber misâl,

(Her yer tatlı meyvelerle doludur, sevgilinin dudağı gibi)

Yeşil atlasla donanmış nev civândur Aspozi.

(Aspozi, yeşil atlas gibi giyinmiş genç bir güzeldir adeta)

Bî-midâd elması üzre nakş olur ebyât-ı sürh,

(Kırmızı beyitler, mürekkep olmadan elmas üzerine nakşedilir gibi görünür)

Lâ cerem sun-ı Hüdâ’yâ bir beyândur Aspozi.

(Aspozi, Allah’ın sanatının açık bir ifadesidir kuşkusuz)

Ol sebebden ehli pür akl-ü zekâ vü ma’rifet,

(Bu yüzden akıl, zekâ ve bilgi sahibi olanlar…)

Mahzen-i ehl-i ulûm-u kâmilândır Aspozi.

(Aspozi’yi tam anlamıyla bir ilim ve irfan hazinesi olarak görür)

“Cennet-i min tahtihe’l enhâr-ı tecrî “ dense hûb,

(“Altından nehirler akan cennet” denilse yeridir…)

“Hâzihi cennât-i adnin’den nişândur Aspozi.”

(Aspozi, Adn cennetlerinden bir işarettir)

Ey Niyâzî ger dokunmayaydı hiç bâd-ı fenâ,

(Ey Niyâzî, eğer yokluk rüzgârı hiç dokunmasaydı…)

Kim demezdi ana firdevs-i cinândur Aspozi.

(Aspozi’ye kim cennetlerin Firdevs’i demezdi?)

Niyazî-i Mısrî’nin yukarıda verdiğimiz şiiri açıkça gençlik yıllarında yaşamını geçirdiği ve özlemini ifade ettiği Malatya ile ilgilidir. Ancak aşağıda vereceğimiz şiirinde ise açıkça Malatya’dan söz etmemesine rağmen şiirde geçen ifadeler ve işlenen tema ile yine Malatya adres gösterilmekte, insan-şehir ilişkisinden “ideal şehir” ya da “ideal insana” ulaşmaya çalışmaktadır.

ŞİİRİN BİR KISMI…

Bir şehre irişdi yolum dört yanı düz meydân kamu

(Yolum bir şehre ulaştı, her yanı düz ve geniş meydanlarla çevriliydi.)

Ana giren görmez ölümiçer âb-ı hayvân kamu

(Ona giren kişi ölümü görmez, çünkü orada ölümsüzlük suyu içilir.)

Bir hoş güzel yapusı var otuz iki kapusı var

(Çok güzel bir yapısı var, otuz iki kapısı bulunur.)

Cümle şehirlerden ulu her yanı bâğ bostân kamu

(Tüm şehirlerden yücedir, her yanı bağ ve bahçeyle doludur.)

Âb u havâsı mu’tedil giren çıkamaz ay u yıl

(Suyu ve havası ılımandır, giren kişi aylarca, yıllarca çıkmak istemez.)

Tağları lâle ak kızıl bağlar gül-i handân kamu

(Dağlarında kırmızı laleler açar, bağlarında gülen güller vardır.)

Bülbülleri nâlân ider cân u dili hayrân ider

(Bülbülleri inleten, canı ve gönlü hayran bırakan bir yerdir.)

Bâğçeleri seyrân ider her kuşede hûbân kamu

(Bahçelerinde gezilir, her köşesinde güzeller bulunur.)

Eşcârda sazlar çalınur dallarda meyve salınur

(Ağaçlarda sazlar çalınır, dallarda meyveler sallanır.)

Sen sunmadın ol yolınur her emrüne fermân kamu

(Sen o yola girmedin, ama her emrine itaat edenler oradadır.)

Kim selsebîlden nûş ider rahîk anı bî-hûş ider

(Selsebil suyundan içen kişi mest olur, rahîk onu kendinden geçirir.)

Tesnîm ebed ser-hôş ider olur içen mestân kamu

(Ebedî Tesnîm suyunu içen kişi sarhoş olur, mest olur oradakiler.)

Bu didiğüm cennet değül anlara ol minnet değül

(Bahsettiğim yer cennet değildir, ama oradakiler cennete minnet duymaz.)

Bunun safâsı zevkine ehl-i canân hayrân kamu

(Bu yerin neşesi ve zevki, gönül ehli olanları hayran bırakır.)

Şehr-i hakîkatdur adı Hak sırrını bunda kodı

(Adı “Hakikat Şehri”dir, Allah sırrını burada gizlemiştir.)

Ol sırra ârif olanı eyledi Hak mihmân kamu

(O sırrı bilen kişi Allah’ın misafiri olur.)

(NOT: ŞİİRİN TAMAMINI KAYNAKÇADA VERDİĞİMİZ ESERLERİMİZDE BULABİLİRSİNİZ.)

Kaynakça (Öneri)

Bu makale yazarın; Malatyalı Niyazi Mısri Hayatı ve Düşünceleri,  (Malatya Kent Konseyi 2010)  ile Niyazi Mısri BİLGE’NİN SOFRASI Aşk da Var İsyan da (BİLSAM Yayınları, 2012)  adlı eserlerinden üretilmiştir.