Final

Fuat


Opel Combo




Malatya Haber -

‘Malatya Ermenileri’ Kitabına Dair..

‘Malatya Ermenileri’ Kitabına Dair..
  • 18.04.2020

Yazar üstelik 1895 yılı sonrası Ermeni oluşumlarını anlatırken Malatya’da başta 

Orhan TUĞRULCA
Tarihçi/Yazar
otogrulca@hotmail.com

Nisan ayı belki de yılın güzel ayı. İnsan ruhunun da toprağında yeniden dirildiği bir ay. Üzülerek ifade edeyim ki tarihçiler için ise Türk ve Ermeni ittihatçılar tarafından kirletilmiş, acının, ölümün ve matemin yarıştırıldığı bir aydır. Bu makale tam da bu acıları ve matemleri ebedi düşmanlıkla yoğuran bir kitabın tanıtımına ayırmak istiyoruz.

Gündemin çok farklı bir kulvar da olduğunun farkındayız. Umuyoruz ki adına korona denilen bu illet bir an öce gündemimizden çıkar ve gerçek gündemimize yeniden döneriz.

Adı geçen kitabın içeriğine ve içeriğindeki iddialara girmeden önce bir hususu ifade etmemizde yarar var. Malatyalı Ermeni yazarlar bilhassa Malatya’yı merkeze alan “Ermeni Soykırımı” kitabı ile “Kedernâme” ve “Malatya Ermenileri” adlı kitaplarla bizden bir kaç adım önde olduklarını itiraf etmek zorundayım.

Kitap, Arşag Alboyacıyan’ın 1961 yılında Beyrut’ta yayımlanan “Malatya Ermenileri Tarihi” kitabın çevirisi olarak basılmıştır.(1) Malatya’nın Roma –Bizans öncesi ve sonrası tarihsel geçmişi ile ilgili kullandığı kaynaklar doğrultusunda vermiş olduğu bilgilerin tarafsızlığı dikkat çekerken Osmanlı dönemi ve bilhassa 1895 ve 1915 olayları ile ilgili verdiği bilgileri ağırlıklı olarak hatıralara dayandırmak suretiyle tarafsızlıktan ayrıldığını gözlemlemek zor değil.

Bu bağlamda kitabın içeriğini iki ana başlığa ayırıp öyle değerlendirmekte yarar var. Birinci başlıkta; coğrafi bilgiler, Ermenilerin tarihi süreç içerisinde bu coğrafyadaki serencamı, Ermenilerin dini ve sosyal kurumları, cemaat yapıları, kilise ve manastırları ve bunların işleyişleri, siyasi gelişmeler karşısındaki tutum ve etkilenmeleri, fikri ve ekonomik gelişimleri gibi çok sayıda başlık altında disipline edilmiş bir bilgiyi içermektedir. Söz konusu bu bilgilerin büyük bir kısmını son zamanlarda Malatyalı yazarların yaptığı araştırmalarla ve değişik kaynaklardan da teyit etmek mümkündür.

Kitapta verilen bazı bilgilere şaşırmadık desek yalan olur. Örneğin, Amerikalı tarihçi Harutyun Kürdyan’dan (1901-1976)  naklen Almagest’in yazarı ünlü coğrafyacı, astrolog ve matematikçi Batlamyus’un (asıl adı Ptelemeos ya da claudius ptolemy- MS: 2 yy) Malatyalı olduğunu ileri sürmesi doğrusu yeni bir bilgidir. (s.20) Zira biz bu bilgeyi Yunan asıllı İskenderiyeli olarak biliyoruz. Bu konuyu ayrıca araştırdık. Müstakil bir makale olarak paylaşmayı planlıyoruz.

Yazarın, Malatya Ermenilerin iş kollarındaki oranlarıyla ilgili vermiş olduğu bilgiler de bizim açımızdan yeni bilgiler olduğunu hatırlatalım. Örneğin; Ermenilerin tüccar olarak çarşıya hâkim olduğunu hatırlatan yazar,(s412)ince bir sanat olan kuyumculuk Ermenilerin tekelinde idi”, (s.414), Boyacıların, bakırcıların ve bunların yan kolları da Ermenilerin elinde idi. Silah yapımıyla uğraşanlarda Ermeni idi. Avrupai kıyafet diken terziler, ayakkabı imal eden ayakkabıcılar, mimarından en alt kademedeki işçiler de Ermeni idi. Kamu binalarını, hükümet binalarını, dini binalar cami ve kiliseler, hamam ve kışlaları da inşa edenlerin tamamı Ermeni idi. Keresteciler ve keçecilerin tamamı Ermeni idi. Dokumacılık ve yan işleri de yine Ermenilerin elinde idi.(s. 414)  Şehirdeki dökmeciler, tunç ve demirden alet yapımı, saban, kazma-kürek, saatçılık gibi iş kollarının tamamı Ermenilerin elinde idi.(s.415) “Malatya’da Müslümanların hâkim olduğu özel bir zanaat dalı yoktu” (s.417) diyen yazarın vermiş olduğu bu bilgileri Ermeni kaynaklarında kayda geçirilmiş olmasını önemsiyoruz.

Yazarın İslam- Bizans çatışmalarının yaşandığı dönemden başlamak üzere Bizans hükümdarlarının Ermenilerin dini özgürlüklerine yönelik tahammülsüz tutumlarına karşılık, Danişmentli ve Selçuklu hükümdarlarının Ermenilere karşı son derece şefkatli davrandıklarıyla ilgili bilgileri paylaşmış olması eserin kıymetini arttırdığını söyleyebiliriz.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere yazar, Osmanlı dönemine kadar olan dönemi son derece makul bir yaklaşımla incelerken Osmanlı dönemine gelince aniden ve şaşırtıcı bir şekilde tarafsızlığını kaybetmektedir. Bu yaklaşım tarzı ve üslubun yazarın kendisine mi ait yoksa kitabı Ermeniceden Türkçeye çevirenlerin bir müdahalesiyle mi ilgili, doğrusu bunu şimdilik tespit etme şansımız yok.

Malatya’nın Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra Ermeniler için bir tek olumlu örneğin dahi gösterilmemiş olması ve sürekli “kırım” a uğradıklarını ifade edilmiş olması Osmanlı dönemi ile ilgili açık ve net bir önyargının eseri olarak görüyoruz. Örneğin yazar Malatya’nın Osmanlı hâkimiyetine girdiği tarihi hadiseyi anlatırken: 1516 da Osmanlılar şehre hâkim oldular ve neredeyse harabeye çevirdiler.”iddiasında bulunmaktadır ki bu bir bilgi yanlışından çok travmatik bir önyargıdır. Zira Malatya’nın Osmanlı hâkimiyetine girişini ve gelişmeleri günbegün anlatan Ruzname’nin yazarı Haydar Çelebi,(2) Tevarih-i Al-i Osman adlı eserin müellifi Tarihçi Hadidi,(3) Anonim Tevarih-i Al-i Osman adlı eser ve yine birincil kaynak olarak kabul gören Lütfi Paşa’nın Tevarih-i Al-i Osman adlı eseri bu seferin ayrıntılarını açıkça vermektedir.

Söz konusu bu eserlerden anlaşıldığı üzere, Sinan Paşa’nın önceden yola çıktığını Memluk sultanına bağlı Malatya valisine Fırat’ı geçmek için izin istediğini ancak bu iznin verilmediğini, Sultanın Malatya hududuna geldiğini, burada konakladığını, bu sırada Malatya valisinin şehri bırakıp gittiğini, şehrin savunmasız kaldığı açıkça anlatılmaktadır. Lütfi paşa eserinde Malatya ile ilgili ayrıntılara girmeden “Sultan Selim Malatya’dan geçip Halep’e yöneldi” demektedir.(4) Ordunun müdahalesi olmadan Osmanlı hâkimiyetine giren bir şehir için “…neredeyse harabeye çevirdiler.” gibi asılsız bir bilgiyi paylaşmak kitapta yer alan birçok değerli bilgi töhmet altında tutmaya yetmektedir.

Yazar, Osmanlı döneminde Ermeni nüfusuyla ilgili abartılı bilgileri verirken de maalesef insafı elden bırakmaktadır. Örneğin, “Osmanlı sultanlarının iç siyasetteki başlıca meselesi nüfus konusuydu. En büyük hedefleri tebaasının tümünün Müslümanlaştırılması yoluyla Türkleşmesi olmuştur.” demektedir. (s. 90) İttihatçıların son dönem uygulamalarını dışarıda bırakarak, altı yüz yıllık hâkimiyeti boyunca çoğulcu yapısını muhafaza etmeye çalışan Osmanlıların kendi tebaasını Müslümanlaştırmaya ya da Türkleştirmeye çalıştığını iddia etmek büyük bir haksızlıktır. Eğer Osmanlıların iddia edildiği gibi böyle bir derdi olsaydı, 622 yıl yaşama şansı asla olamazdı. Ermenilerin ya da bir başka etnik ya da dini cemaatin, imparatorluk can çekişirken “devrimci” hareketlerde bulunacak bir potansiyelinin de kalmamış olması gerekirdi.

Yazarın Ermenilerle ilgili vermiş olduğu abartılı nüfus istatistiklerini bir sonraki makalemize ayırdık. Ancak şu kadarını söylemek zorundayız: Osmanlı Devleti fethettiği yerlerde asayişi sağladıktan sonra en başta bölgenin nüfus ve arazi incelemesini yapardı. Bunun iki önemli nedeni vardı. Birincisi, Müslümanlara araziyi, tımar sisteminin bir gereği olarak dağıtmak suretiyle hem ekonomik gelişmeyi sağlamak hem de askeri ve güvenlik açısından olmazsa olmaz olan tımarlı sipahi ordusunu ayakta tutmak. İkincisi, arazi incelemesi (tahrir) yapmak suretiyle gayrimüslimlere ait arazilerden vergi (cizye) almaktı.

Müslüman ve gayrimüslim nüfusun sağlıklı bir kayıt sistemine tabi tutulması (tapu-tahrir) Osmanlı hükümeti açısından büyük önemi vardı. Zira Müslüman nüfusu fazla göstermek kendi kendini aldatmak, gayrimüslim nüfusu az göstermek ise almak istediği verginin bir kısmından vazgeçmek anlamına geleceğinden her iki durum da devlet açısından uygun değildi. Dolayısıyla Osmanlı hükümetinin arazi ve nüfus istatistiklerinin büyük ölçüde güvenilir olduğu söylenebilir.(5)

Yazarın Osmanlı dönemi ile ilgili üstelik belge ya da kaynak gösterme ihtiyacı duymadan;

-“…Osmanlı imparatorluğunda birçok halkın, dolayısıyla Ermenilerin de eziyet çektiği kuşku götürmez bir gerçektir…”(s.303)

– Ermeniler için; “…vergiyi ödememeleri halinde kellelerinin gitmesi söz konusuydu…”(s.304)

-“…Şahısları zorla İslamlaştırma denemeleri, başka yerlerde olduğu gibi Malatya’da da uygulanmıştır…”(s.304)

-“… Mal sahibi olmak veya dini ayinler yapabilmek gibi elzem hakları bile sultanların vicdanları sayesinde veya kendi yaratıcılıkları ya da rüşvetle elde etmişlerdir…”(s.305)

-“… Bir Müslüman iki yalancı şahitle Hıristiyan’ın malına sahip olabilirdi…”(s. 305)

-“ …sebep göstermeksizin bir “kâfir”i öldürüp onun malına sahip olmak alışkanlık haline gelmişti…”(s.305)

-“… Kaldırımda yürüme hakkı Müslümanlara aitti, Hıristiyan aşağıda yürümek zorunda idi…”(s.305)

Bu ve buna benzer birçok bilginin kitapta yer alıyor olması maalesef Ermeni meselesinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. 1895 ve 1915 yıllarında yaşanan olaylardan hareketle tarihsel bilgileri bu derece tutarsızlaştırmak her iki tarafında sağlıklı düşünmesine engel olmak anlamına geliyor ki bunun kimseye bir faydası yoktur. Mesnetsiz bilgileri bu şekilde paylaşmak yazarın kendi ifadesi ile “…Türk-Ermeni ilişkilerine kuşku zehirini karıştırmak(s.309) sonucuna götürmektedir ki bu zehiri ebediyen temizleyemeyiz.

Yazarın Osmanlı takıntısı maalesef kitaptaki bütün bilgiyi kuşku altında bırakmaktadır. 19 yy daki gelişmeler aktarılırken; “Birkaç ay sonra Abdülhamit tahta çıktı. O sırada Bulgarlar da ayaklanmış ve Kızıl Sultan ilk katliamını 200.000 Bulgarı kırıma uğratarak gerçekleştirmiştir”(s.315) şeklinde bir bilgiyi de yine hiçbir kaynak göstermeden okuyucuyla paylaşmaktadır.  Ölen insan sayısı üzerinden bir spekülasyona girmek ne kadar doğrudur bilmiyorum. Ancak basit bir araştırma ile bu rakamın doğru olmadığı hemen ortaya çıkmaktadır.

Kaynaklar bize ayaklanmayı soruşturmak için bölgeye ilk olarak giden kişi Walter Baring olduğunu söylüyor. Baring, Batakköy bölgesi dâhil öldürülenlerin sayısının 7.145 olduğunu rapor etmiştir.(6) Osmanlı Hükümeti’nin ayaklanmayı soruşturmak için bölgeye gönderdiği Blacque ve Yonançe Efendi’nin raporlarında ise öldürülen Bulgarların sayısının 3000’den çok olmadığı belirtilmiştir. Ayaklanma konusunda gerçeğe en yakın bilgi veren, ancak pek çok yabancı araştırmacı tarafından da görmezden gelinen kişilerden biri Merkezi Din Komitesi (Central Relief Committe)’nin baş temsilcisi olan W.L.Stoney’dir. Stoney 6 ay boyunca bölgede çalışmış ve Bulgar, Türk ve karma köylerden oluşan 150’den fazla köyü ziyaret ederek hazırladığı raporunda; bazı Türklerin de dâhil olduğu öldürülen insanların sayısını 3.694 olarak tespit etmiştir.(7)  3.694 ile 200.000 arasındaki farkı yorumlamadan okuyucunun insafına bırakıyorum.

Burada yaptığımız şey nihayet bir kitabın tanıtımıdır. Yazıyı daha fazla uzatıp sıkıcı hale getirmek istemem.

Sonuç olarak şunu söyleyip değerlendirmemize son verelim:

Yazar kitabında Türk–Ermeni ilişkilerini değerlendirirken Osmanlı Devletinin kader anını yaşadığı bir zamanda Ermenilerin Ruslar tarafından himaye edilmesi ve Avrupa müdahalesini reddetmeyip bilakis tam tersine talep ediyor olmaları, Türklerin nefretini daha da arttırdı.”(s.354)  değerlendirmesini yapıyor.

Şimdi soruyorum, yeryüzünde hangi ülke geçmişte ya da gelecekte yazarın ifadesi ile “kader anında “ kendi tebaasından bir cemaatin, savaş halinde olduğu bir ülke ile işbirliği yapmasını hoş karşılayabilir. Yazar üstelik 1895 yılı sonrası Ermeni oluşumlarını anlatırken Malatya’da başta Taşnaksutyun hareketi olmak üzere değerlendirmeye aldığı her hareketi “devrimci” niteliğe sahip oluşumlar olarak anlatmaktadır.

Ruslar, Osmanlı topraklarına yönelik hareketi başlattığında onlara “gönüllü birlikler” hazırlayan “Devrimci” hareketlerin bir tek amacı vardı o da bağımsız bir Ermenistan kurmaktı. “Devrimci Partilerin Malatya’daki Faaliyetleri” başlığı altında verilen bilgilerde söz konusu bu “devrimci” oluşumların tek hedefinin; “Gelebilecek tehlikelere karşı koyabilmek için mümkün olan tüm yöntemlerle halkı silahlandırmak” olduğunu açıkça belirtmektedir. (s.345)

Osmanlıların tarihi boyunca yaptıkları yanlışların, hele de darbeci İttihatçıların Birinci Dünya Savaşında işledikleri günahlara ortak olmaya hiç niyetimiz yok.

Ermeni yazarların da kendi cemaatlerini maceraya sürükleyip acılara gark eden kendi “devrimci” ittihatçılarını sorgulamaları gerekmez mi?

Tarihsel olayları kendi bağlamından koparan ve sadece kendi acılarını yarıştıran, Ermeni hemşerilerimizin empati yapmalarına ihtiyaçları var.

İLGİLİ KAYNAKÇA

1) Arşag Alboyacıyan, Malatya Ermenileri-Coğrafya, Tarih, Etnografya, çev. Sirvart Malhasyan, Aras Yaıncılık, İstanbul, 2019

2) Haydar Çelebi Ruznamesi, Tercüman 1001 Temel Eser, Baskıya Hazırlayan: Yavuz Senemoğlu

3) Hadidi, Tevarih-i Al-i Osman(1299-1523), Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Necdet Öztürk, Edebiyat Fak. Basımevi, İst. 1991, s,399-403

4) Lütfi Paşa, Tevarih-i Al-i Osman, Kayhan Atik, Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, Ankara, 2001

5) Osmanlı dönemi Malatya’da Müslim ve Gayrimüslim nüfus için;  Orhan TUĞRULCA Malatya Tarih Kent ve Kültür, Cilt: II (Osmanlı Dönemi) adlı eserimizde ayrıntılı bilgiler mevcuttur.

6)Mustafa Burma, “Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ayrılış Sürecinde Bulgar Ayaklanmaları”-  Https://Dergipark.Org.Tr/En/Download/Article-File/407876 (British Documents, vol.2, Doc.451, “Report by Mr. Baring on the Insurrection of 1876; Aktaran, Aydın, Balkanlar’da… ss.150-151.( British Documents, cilt 2, Doc.451, “Bay Baring’in 1876 İsyanıyla ilgili Raporu; Aktaran, Aydın, Balkanlar’da… ss.150-151.)

7) Mustafa Burma,( Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Doktora Programı. E-posta: mburma2005@hotmail.com) “Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ayrılış Sürecinde Bulgar Ayaklanmaları”-Https://Dergipark.Org.Tr/En/Download/Article-File/407876 )

Orhan TUĞRULCA’nın malatyahaber.com’daki diğer yazılarına ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız:

ORHAN TUĞRULCA Yazıları

Etiketler:

Yorumlar
  1. OKTAY KIRANYAN dedi ki:

    Osmenlı ve arman toplumunu ber birine dussurrdu

  2. malatyalı dedi ki:

    büyük imparatorluklar tarafından, asimile edilemeyen tebaların yönetimlerin zayıflaması ile kendilerine yeni bir yol çizmeleri kaçınılmazdır.tüm dünyada ve ülkemizdede bu yaşanmıştır yaşanacaktır da.19yy da aynı durum olmuştur.osmanlı çöküşe girerken tüm halklar artık ayrılık zamanı geldiğini anlamış kendilerine bir yol çizmiştir.ittihatcılarda aslında bir nevi türkcülüğü benimseyerek hareket etmişler.osmanlının dağılmasınada engel olamamışlardır.bugün arap yarımadasındaki ülkeler balkanlarda ki ülkeler neyin eseridir.aynı durum anadoludada yaşanmış burada ki etnik gruplar ve halklar yeterli çoğunluğu ve dış desteği bulamayınca .yeni oluşan türk cumhuriyetine tabi olmuşlardır.bu durumların sevgi saygı hoşgörü ile bir alakası olmaz .toplumları bir arada tutan en önemli etken güç,kuvvet ,zenginlik,adalet ,istikrar ,hakkaniyet ve güven duygusudur.sevgi saygı hoşgörü bunların yansımasıdır.en önemlisi güven ve güçtür.bu ikisi olmazsa gemi terk edilir.istikrarsız ortamlarda milliyetcilik duygusu gelişir.zenginliklede hoşgörü iklimi yerleşir.

  3. Çavuşoğlu dedi ki:

    Onu bubu bilmem en Büyük paşa TOSUN PAŞ KEMAL SUNALDIR

  4. Elazığlı dedi ki:

    Allahan gurban ha ele ha! Her türlü haltı yiyecekler sonra da zeytinyağı gibi üste çıkacaklar yok öyle.. Buradan Malatyaya, Elazize, Erzuruma ve tüm islam beldelerine selam olsun

  5. Ali dedi ki:

    Ahh keşke,700 yıl beraber yaşadıkları komşu ve dostlarına hasta adam ölecek diye ihanet etmeseler ruslara güvenip çeteler kurmayıp yanımızda yer alsalar kader birliği yapsalardı.Zanaat ,sanat ,musiki tabiki onlardaydı ama gelin görünki Sultan-i Cihan Abdulhamit Han’ın öngörüsü ve iradesi sayesinde bağrımızdan sökülen ihanet hançerinin yarası kapanmadı ,kapanmaz.Gazi Mustafa Kemal’in söylediği gibi Bu güzel vatan içinde bitmeden tükenmeden yetişen hainlere rağmen hürdür hür kalacaktır.Ne Mutlu …

    1. Alp TUNGA dedi ki:

      Küçük bir düzeltme;
      Ali kardeşim, kusura bakma Sultan Abduihamid ne yazık ki 27 Nisan 1909 da tahtan indirilmişti.
      Komitacılık ve sonrası gelişen Tehcir 1. Dünya savaşı yıllarında 1915 yılında İttihat Terakki Lideri Enver Paşa Kontrolünde Padişah Sultan Reşat döneminde yaşanmıştır.
      Sultan 2. Abdulhamit O yıllarda yine ne yazık ki vefat edeceği 10.02.1918 yılına kadar Beşiktaştaki Beylerbeyi sarayında sürgün hayatındadır.

  6. zibetra dedi ki:

    Onun için Hrant Dink Malatya’yı çok sever, halay çeker ve Malatyalıların etkiniğine katılırdı. Onun için memleket hasreti çeken Malatyalı Ermeniler Erivan’da Malatia ve Arabkir semtini kurdular. Çok değil, bir tane Ermeni ile sohbet et tanış. Kimsenin dini, dili ve rengi önemli değil, önemli olan “insan” olması.

    1. KIL BAYRO dedi ki:

      O yüzden mi islami bur konu olunca nefretini kusuyorsun bu sitede.Herkes yerini ve haddini bilecek

      1. zibetra dedi ki:

        Ne kusması, ne saçmalıyorsun!

  7. Abdullah Bilim dedi ki:

    Konusu gereği bu kitabı anlayarak okumak için Tarih,Coğrafya,Etnoğrafya gibi bilim alanında donanımlı olmak gerekir.Yada bu alanda yetkin olanlardan seminer olarak dinlemek gerekir görüşündeyim.Kitabın orjinalinden kısaltılarak çevrilmesi de anlaşılır olmasını olumsuz yönde etkilemiş olabilir.Ancak Yazarın Batyamlos’u Malatyalı olarak etiketlemesi ne kadar garipse Aşağışehir’deki Ulu Cami’nin kiliseden camiye dönüştürüldüğünü öne sürmesi dahada garip.Yine Malatya’nın kuzeyini Melas(Tohma) çayını merkeze alarak anlatırken küçük yerleşim birimlerini zikredip büyük ve kadim köylerden bahsetmemesi eksiklik olarak görülebilir.Çok uluslu bir imparatorluk olan Osamanlı’nın milleti sadıka olarak adlandırdığı Ermenilerle 18.yy lın ortalarında ilişkisinin olumsuz yönde bozulması ve istenmeyen olayların yaşanması üzerinden halkları düşmanlaştırıcı tutumlardan vazgeçmek gerekir…

  8. Murathan dedi ki:

    Subjektif yazilmis bir kitap. Benim ailem o yıllarda erzurumda rus ve ermeni katliamina uğramış bir aile. Kimse bana ermenileri savunmasin.

  9. Yurtsever dedi ki:

    Yorumumu yayınlamayarak fikir ve düşüncelerime sansür uygulamanızın suç olduğunu hatırlatarak taraflı yayıncılığınız tarafımdan kesinleştiğini bildirerek haber sitenizi takip etmeyi bırakıyorum ayrıca tanıdığım herkese yanlı haberciliğinizden bahsedeceğim.Kullandığım en argo söz neredeyse milletimizin diline pelesenk olan sözcük “eşek gibi pişman olmak” tan başka bişey değildi.Buna rağmen yayınlamadıysanız taraflısınız hemde Ermeni taraftarısınız.Yazıklar olsun.

  10. maltyalıyan dedi ki:

    her malatyalının evinde olması gereken bir eser olmuş ellerine sağlık

  11. zibetra dedi ki:

    Okumak isterim.

  12. Hasan dedi ki:

    Buralardan suruldukleri doğrudur.
    Perişan oldukları da kısmen doğrudur.
    Ama bu hale hangi davranışlarından dolayı geldiklerini yazmazlar.
    Ruslarla bir olup yaptıklarını yazmazlar.
    Ne cinayetlere imza attıklarını yazmazlar.
    Hep bana hep bana düşüncesiyle yazılmış kitap.

    1. Ahmet kara dedi ki:

      Ceddine rahmet gardaş

  13. Abdülkadir Çolak dedi ki:

    Orhan hocam teşekkürler. Kitabı çok güzel tanıtmışsınız. Kitabın Osmanlı öncesi objektif gibi görünüyor. Aslında Malatya Ermenistana dahil olan bir şehir değil. Bizansın Anadoludaki son şehri. Burası Rumlara ait bir önemli şehir. Ermeniler Bizans zayıflayınca Malatyayı işgal ermişler. Osmanlıyı yıkmak isteyen batılı devletler haydi bir devlet de siz kurun deyince kendilerini bütün bütün haklı görüyorlar. Esas katliamı Malatyadan Vana kadar Ermeniler yapmıştır. Bu katliamda ben de büyük dedelerimden ikisini kaybetmişim. Dedem Bilal Çolak Van ilide asker iken bu katliama bizzat şahit olmuştur. Ermeniler Türk ve Kürt ayrımı yapmadan ihtiyar genç kadın çocuk demeden soykırım yapmışlardır.
    Bu kitapta müslümanlar yerine yobazlar kelimesi çok kullanılmıştır. Geçmişte ve bugün müslümanlara Yobaz diyenlerin kimler olduğunu daha iyi anlamış bulunuyorum.

  14. Alp TUNGA dedi ki:

    Devleti Ali Hüvel Baki Osmanlının 1915 Ermeni Politikası TEHCİR HAREKETİDİR.
    Tehcir, adı üstünde Zorunlu göç uygulamasıdır.
    Eğer bizler katliamcı olsaydık, sözde yazar ve asılda militan olan yazarın dedesi ve ninesi tehcir uygulamamız da tampon bölge Beyrut’a varamaz, Akabin de kendisin de bir anadan ve babadan peydah olup, dünyaya zehir kusmak maksadıyla 24 Nisanı yalan bir bayrak yapmak üzere gelemezlerdi.
    1915 Yedi düvele karşı harp ettiğimiz:
    Mitolojik Truva savaşının Anadolu topraklarına farklı krallıkları toplayarak saldıran Yunan başkomutanı Agememnon’u anmak ve takdir ve takdis etmek için o sefilin adını verdikleri dev zırhlı savaş gemileriyle geldikleri ;
    Çanakkale önlerinde Bu mübarek topraklardaki varlığımızı yok etmeye gelen gözünü kan ve kin bürümüşlere karşı bizler zorunlu olarak seferberlik ilan ederek 15 yaşındaki lise öğrencilerimizi dahi geri dönmemek üzere cepheye yani koşar adım ölüme gönderdiğimiz Türk Milletinin ateşten gömlek giydiği ya istiklal ya ölüm dediğimiz o zor yıllarda:
    Teba-i Sadıka dediğimiz, değer verdiğimiz, saygı duyduğumuz, kendimizden ayırt etmediğimiz, bürokrasinin ve devlet yönetiminin üst kademelerine kadar görev verdiğimiz, kendi halkımızdan daha zengin bir yaşam imkanı sunduğumuz adeta kendimizden bildiğimiz Ermeni vatandaşlarımız adına komita denilen çeteler kurdular.
    Müslüman Türk köylerini bastılar. Kıyım yaptılar. Katliam uyguladılar. Hamile demeden, bebe demeden, kız çoçuğu demeden, yaşlıları ayırtmadan ne kadar savunmasız varsa acımadılar. Asla Merhamet etmediler. İhtilaf devletleri kısacası haçlı ordusu yükleniyor, Osmanlı ölüyor, Türkler Anadoludan sürülüyor diye FIRSATI GANİMET BİLEN ve içinde meğer se nefret ve intikam duygusunu hep saklı tutan içimizdeki Ermenilerin kindar olanları;
    Doğuda Rus, Güneyde Fransız desteği ile kendilerinin de payı olsun istediler ve Erivan ile yetinmeyip, 1000 yıllık ( Aslında Daha Fazla) Türk Yurduna göz diktiler.
    Biz ne yaptık, yakalanan komitacı ermeni çete mensupları üstelik yargılanarak infaz edildi.
    Kalan Ermenilerden asla tamamı değil ( KANITIMIZ CUMHURİYET SONRASI ÜLKEMİZDEKİ ERMENİ MEVCUT VARLIĞI VE PATRİKLİĞİDİR) suça meyil verebilecek olanlar la yeni yaşam alanları olan Beyrut’a kadar yolculuk yapamayacak olanlar tasnif dışı tutulmuştur.
    Kim hain, kim kendini savunmuş ve kim dış mihrakların oyununa gelerek kendi akibetini tayin etmiş sorusunun cevabı açık ve nettir.

  15. burak dedi ki:

    Türkün Türkten başka dostu Yoktur.

  16. Osmanlı44 dedi ki:

    Osmanlı çok merhametliydi, kendisini arkadan hançerleyenleri yok etmek yerine merhamet edip göç ettirmiş, osmanlı dört cephede savaşırken ermermeniler ticaret yapıp para kazanmışlar, şimdi ermenistandaki ermenile osmanlı dönemini mumla arıyor, hepsi perişan. Devletimiz yine merhamet edip Türkiye’den korona yardımı isteyen ermenilere yine insanlık edip sağlık yardımı yaptı ama eminim ki bunlar 24 nisanda yine ermeni soykırımı diye ortaya çıkacaklar. Bu arada biz Malatyalılar Osmanlı torunu olmaktan gurur duyuyoruz

  17. Aslan Turk 44 dedi ki:

    Biz duygusal bir milletiz . Bu ermeni komsularimizi gorunce seviniyoruz,duygulaniyoruz. Ermenistanin hepsi buyuk yuzdesi turk dusmani.trt turkiye ermenileri belgeselini 2 defa izledim. Ve hemsehrilerimi gordugume sevindim. Insallah yanilmiyorumdur. Bu kitap bir sizofrenin uydurduklari

    1. zibetra dedi ki:

      Onun için Hrant Dink Malatya’yı çok sever, halay çeker ve Malatyalıların etkiniğine katılırdı. Onun için memleket hasreti çeken Malatyalı Ermeniler Erivan’da Malatia ve Arabkir semtini kurdular. Çok değil, bir tane Ermeni ile sohbet et tanış. Kimsenin dini, dili ve rengi önemli değil, önemli olan “insan” olması.

      1. Malatya dedi ki:

        Allah firsat vermesin. Tarih herseyi anlatiyor. Ermeninin turke islama bakis acisinida goruyor duyuyoruz. 1915 yili katliami adi altinda dava edenler kimler gecin bunlari musluman ayik olacak.

        1. Zibetra dedi ki:

          Görme-duyma ile bu işler olmaz, okumayla araştırma ile olur.

          1. Malatyali dedi ki:

            Ben yeterince okuyorum azinlik oldugunuz icin sesiniz cikmiyor. Turkun turkten baska dostu yok muslumanlarda kardeslerimizdir. Geriside bos. Sizinkliler hdpden aday olup meclise giriyorlar ne kadar dost oldugunuz ortada cok sukur kor sagir degiliz

            1. zibetra dedi ki:

              Azınlık derken? Benim Ermeni olduğumu ner(en)den çıkardın?

  18. Uveys Karani dedi ki:

    İttihat Terakki Cemiyeti’nin marifeti olan tehcir ve Ermnilerin içindeki Pakradunilerin eseri olan Ermeni isyanlarindan dolayı bütün Osmanlı ve Ermeni toplumu birbirlerine kırdırılmaya çalışılmıştır.

  19. DELİ HASAN dedi ki:

    Kitaba bak be Türk ve osmanlıyı yerle bir ediyor, tüm suçlu Osmanlı ve Türk halkı, demiyorlar kadının karnındaki bebekleri, köpeklerini, ekinlerini ve daha nicelerini yakıp yıktıklarını neden yazmamışlar, kendilerine bir iğne dahi batırmadan Osmanlı ve Türk milletine bıçağı saplamış bir kitap. Şimdi birileri kalkıp tarih, kitap nutukları atacak.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."