Nezir KIZILKAYA
nezir.kizilkaya@hotmail.com
Bundan tam 50 yıl önce bugün, yani 3 Nisan 1975 günü, Malatya’nın aydınlanma çağını başlatacağı hayaliyle kurulması için on beş yıl mücadele edilen İnönü Üniversitesi kuruluş yasası, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş, şehir yıllardır özlemini çektiği üniversitesine kavuşmuştu.
Şehirde bir yüksek öğrenim kurumu açılması için uzun süre gayret gösterilmiş, 1960’lı yılların başında Avukat Hayrettin Abacı tarafından sadece üniversite kurulması talebini içeren özel bir gazete çıkartılarak, bir bölümü aşağıda yer alan uzun bir makale ile kurulacak üniversitenin gerekçeleri ve felsefesi de ayrıntılı olarak yer almıştı.
“Doğu Anadolu’yu yüzyıllardır baş başa olduğu kötü ve karanlık kaderden, kültürün, bilimin, tekniğin aydınlığına götürmek en büyük yurt görevidir. Yönetim sorumluluğunu üzerine almış olanlar bütün ağırlığı ile bunu duymalıdırlar. İşte Malatya’da kurulacak bir üniversite Batı uygarlığını Doğu Anadolu’ya taşıyan en önemli kuruluş olacaktır.
Türk yurdu, batısı ve doğusu ile güneyi ve kuzeyi ile kenetlenmiş bir bütün olarak kalkınmalıdır. Her bölgenin problemleri bilim ışığıyla görülmeli ve saptanmalıdır. İşte Malatya’da kurulacak bir üniversite, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzun sosyal, kültürel ve ekonomik problemlerini çözebilmemiz için başlıca yardımcımız olacaktır.
“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir” diyen büyük Atatürk’ün bu sesine kulak verdiğimiz ölçüde, doğudaki diğer yol göstericilerin hep yakındığımız saltanatlarına son vermiş olacağız. Bir takım zararlı ve yıkıcı fikirleri tesirsiz hale getirmek, insan hak ve hürriyetlerini, insanlık onurunu ve değerini hiçe sayan feodalizmi bütün dayanak ve kalıntıları ile ortadan kaldırabilmek için bilim ışığını, doğuda bütün aydınlığı ve parlaklığı ile yakmalıyız. Bilim ışığını doğuda en güvenilir ve en faydalı olarak Malatya’da kurulacak bir üniversite ile parlatabiliriz”
Hayrettin Abacı (üstteki fotoğrafta) ve arkadaşlarının ortaya koyduğu felsefe, tamamen şehir ile bütünleşmiş, şehre rehberlik ve öncülük edecek, şehrin sorunlarına bilimin ışığında çözümler getirecek bir üniversite hayaliydi.
O yıllarda başlatılan çalışmalar, kısa sürede Malatyalılar tarafından sahiplenilerek, 1967 yılında “Malatya’ya Üniversite Kurma ve Yaşatma Derneği” kurulsa da maalesef bir ilerleme sağlanamamıştı.
Ancak 1973 yılında hemşerimiz ve İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün vefatı, şehirde bir üniversite kurulması için fırsata çevrilmiş, bu kez “Malatya'ya İnönü Üniversitesi Kurma ve Yaşatma Derneği” kurularak beklentiler şu şekilde açıklanmıştı.
“Sayın Malatyalı! Bu dernek senin derneğindir. Onu sen canlandıracaksın, sen yaşatacaksın. Böylece de üniversiteye kavuşacaksın.
İnönü Üniversitesi Malatya'ya çok büyük yararlar sağlayacaktır. Bir kere çocuklarımızı kolayca okutmak olanağını elde edeceğiz. Şehrimizin sosyal, kültürel, ekonomik yaşantısı canlılık kazanacaktır. İlimiz her yönüyle bilimsel araştırmalara konu olacaktır. Bu araştırmaların ışığında bölgemiz daha hızlı kalkınacaktır.,
Her yönden gelişmeye, kalkınmaya son derece uygun, fakat şimdiye kadar yeterince gelişmemiş Malatya’mız, İnönü Üniversitesi'nin kurulması ile büyük atılımlar yapacaktır. Güzel, bakımlı, temiz, ileri, düzenli bir şehir olacaktır.
O halde Sayın Malatyalı! İnönü Üniversitesi'nin kurulmasında ve yaşamasında önemli görevler yüklenecek olan derneğe sahip çık, yardımcı ol”
ARŞİV FOTOĞRAF: Artık çok gerilerde kalan Malatya'nın, onu çok seven, gelişmesi, büyümesi için candan çaba gösteren bunun için kendini adamış, yetenekli insanları vardı. Tek dertleri Malatya ve Malatya'yı geliştirmek olan o insanlar, üniversite için, sosyal ve kültürel yönden daha gelişmiş Malatya için, gönüllü olarak dernek çalışmalarına girmişler, Malatya'nın adını yücelten pek çok değeri işte o dönemlerde ortaya çıkarmışlardı. Bugünün tamamen güce dayalı, iktidar gücünden sonuna kadar yararlanmayı düşünen, köy kurnazlığı temelinden hareket eden, yeteneksiz destekçisi, çıkar amaçlı birlikteliklerinin aksine.. İşte Fuzuli Caddesi'nin girişindeki bu iki katlı binadaki dernekler de Malatya'nın temel taşlarının oluşturulduğu “gerçek anlamda” sivil toplum gücünün karargahlarıydı..

O dönemde üniversitelerin kurulması için mutlaka 5 yıllık planda yer alması şartı varken ve mevcut 5 yıllık kalkınma planında da Malatya’ya bir üniversite kurulması yer almamasına rağmen Malatya Milletvekili merhum Mehmet Delikaya ve 210 arkadaşı tarafından hazırlanan “İnönü Üniversitesi” yasa tasarısı Meclis ve Senato’da kabul edilerek 3 Nisan 1975 tarihli Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girmiş ve Malatya, üniversitesine çok zorlu ve çileli bir yolun sonunda kavuşmuştu.
Başta Avukat Hayrettin Abacı olmak üzere, o fedakâr ve özverili ekip, hem maddi hem de manevi olarak her şeylerini üniversite kurulması yönünde feda etmişler, kuruluş sonrası 2 yıl boyunca eğitim öğretime başlayamayan (1977’ye kadar) üniversitenin faal duruma gelmesi için gece gündüz çalışmışlardır.

Rektörlük için kiralanan Cezmi Kartay Caddesindeki küçük bir ofisteki rektörlük makamı, “Malatya'ya İnönü Üniversitesi Kurma ve Yaşatma Derneği”nde kullanılan mobilyalar ile döşenmiş, derneğin telefonu bile İnönü Üniversitesine bağışlanmıştı. Ankara’da yaşayan kurucu Rektör Prof. Dr. Süreyya Aybar’ın birkaç ayda bir yaptığı Malatya seyahatlerinin masrafları dahi ödenek olmadığı için iki yıl boyunca Avukat Hayrettin Abacı tarafından karşılanmıştı.
Üniversiteler dünyanın her ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de toplumun en önemli kurumlarının başında gelir. Üniversiteler sadece ve sadece gerçeği arayan, aklın ve bilginin dergâhıdır. Bu çatı altındakileri, yani öğretim elamanı ve öğrencileri tahakkümü altına alacak tek otoritenin bilgi olması zorunluluğu da varlık nedenidir.
Yüzyıllardır üniversitelerin, “eğitim bilimsel araştırma ve bilim üretmek ile toplumun sorunlarına çözüm aramak” gibi üç temel görevi ve misyonu olmuştur. Bilgi, ancak kuşku ve merak ile üretilebilir. Bir başka deyişle gerçeğe ancak kuşku ve merak ile ulaşılabilir.
Ancak ve maalesef, günümüzde İnönü Üniversitesi kuruluş felsefesinden oldukça uzaklaşmış, sadece öğrenci mezun etmekten başka (ki, akademisyenler öğrenci mezun etmeyi görevlerinin ilk sıralarında kabul etmezler) bir işlevi olmayan bir yapıya dönüşmüştür. Nepotizmin cirit attığı, üniversite yöneticilerinin yakınlarının hangi mevkilere terfi edeceği, hangi kadrolara atanacağı merak edilen bir kuruma dönüştüğünden, bilimsel çabayı merkeze alan, özgür ve özerk yönetilen ve bilimsel kuşkuculuğu her şeyin önüne koymuş gerçek bir üniversite kavramının çok uzağında kalmıştır.
Yaptığım arşiv araştırmalarında 1981 yılında “Kayısı çiçeklerinin geç açılmasını sağlamak üzere bilimsel araştırma” 1996 yılında “Kayısı ürünlerinin işlenmesi, mikrodalgalarla kurutma” ve 1998 yılında “Kayısı Hasat Makinesi” projeleri için şehirdeki kurum ve kuruluşlardan her yardım istendiğinde ciddi maddi katkı yapıldığını görüyorum. Ama gerekli kaynağı almalarına rağmen kayısı ile ilgili bu konularda Prof. Dr. Bayram Murat Asma’nın özellikle de kayısı ıslah çalışmaları dışında somut bir gelişme olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, uzun sayılabilecek bir zaman önce keşfedildiği açıklanan ama geçen sürede neredeyse unutulan “Akıllı yangın söndürme bombası”nın seri üretime geçmesini, canımızı yakan ve güzel ülkemizin baş belası orman yangınlarında kullanılacağı günü de merakla beklemekteyiz. İşlevsel olarak oldukça geciken bu projede doğru gitmeyen bir şey varsa onun için de kamuoyu bilgilendirilmelidir.
İnönü Üniversitesi, bu şehrin sorunlarına çözüm üretecek kurumların başında yer almaktadır. Şimdi bilim evrenseldir, akademi büyük düşünür gibi klişeler havada uçuşacak, ama biz de o zaman evrenselde ne yapılmış onu görmek isteriz. Malatya’daki bir üniversitenin bilimin ışığında küresel çözümler üretmesi bizi sadece onurlandıracaktır. Malatya’nın sorunlarını Oxford, Harvard ya da Boğaziçi Üniversiteleri değil, bu şehrin üniversiteleri araştıracak ve çözüm önerileri getirecektir.

Sağlık hizmeti dışında sadece öğrenci mezun eden bir kurum haline dönüşen, 80’li yıllarda mezunlarının Türkiye çapındaki sınavlarda birincilikler aldığı bu üniversitenin öğrencilerinin istihdam yarışında artık rakiplerinden bir hayli geride olduğu gün gibi aşikârdır. Bu kurumdaki asli unsurun öğrenci olduğu ve rektörden hizmetliye kadar, herkesin orada bulunma sebebinin de öğrenci olduğu asla unutulmamalı, bir üniversite öğrencisine yakışır evrensel imkân ve şartlar derhal sağlanmalıdır.
Yanı başımızdaki Fırat Üniversitesi kurulduğundan beri ulusal ve uluslararası sıralamalarda bir istikrar abidesi olmuşken son 15 yılda büyük kan kaybetmiş bir üniversite ile baş başa kalmamızın sebepleri araştırılmalı, çözüm önerileri geliştirilip kötü gidişe bir son verilmelidir. İnönü Üniversitesinin kampüs içinde 25-30 yıl önce dikilen ağaçlar ve çimler ile öğünmeyi bırakıp, güçlü bir özeleştiri yapmasının zamanı gelmiştir.
İçimiz acıtan bu manzarayı rakamlar ile burada ayrıntılı anlatmak uzun ve sıkıcı olacağından meraklılar, yükseköğretim kurumlarını akademik başarıları doğrultusunda değerlendirmek için bilimsel metotlar geliştiren ve yapılan çalışmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaşan, “urapcenter.org” sayfasındaki detaylı bilgi ve tablolara erişebilirler.
Ülkenin en popüler sanatçılarının katıldığı şenliklerle yılın stres ve yorgunluğunun atıldığı (Buna itiraz edenler olacak ama bu etkinlikler üniversitedeki öğrenciler için yapılır ve öğrencilerin bu yönde talebi her zaman vardır, var olacaktır) konser ve etkinlikler neredeyse 0 (sıfır) noktasında. 2000’li yılların başına bir göz atıyoruz, kimler gelmemiş ki kampüse. Basketbol Milli takım Menejeri Doğan Hakyemez, Abbas Güçlü, Mustafa Denizli, İskender Pala, Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara (Deprem Dede), Ataol Behramoğlu, Ahmet Selçuk İlkan, Garo Mafyan, Okay Temiz, Musa Eroğlu, Erkan Uğur, Suna Kan, Fazıl Say (aşağıdaki fotoğrafta Fazlı Say konseri) ve daha niceleri. Popüler müzik temsilcilerini hiç yazmıyorum bile.

Son 15 yılın kötü yönetilmesi sporda da kendini göstermiş, sayısız spor tesisine sahip, her yıl onlarca üniversitelerarası turnuvanın yapıldığı üniversite günümüzde “Bundan daha kötüsü olamaz” seviyesinin de bir kademe altına inmiştir.
1980’li yıllarda futbol, basketbol, voleybol, hentbol, atletizm dallarında, sporcusu olduğumuz amatör kulüplerden ödünç aldığımız top, forma ve benzeri spor malzemeleri ile de olsa katıldığımız turnuvalarda, günümüz şartlarında bu alanda maddi hiçbir sıkıntısı olmayan İnönü Üniversitesinin esamesinin okunmaması bizler için son derece üzücüdür. 50. Yıl turnuvaları adı altında yapılan, birimler ve fakülteler arası turnuvalar da 50 yıllık bir üniversiteye yakışır biçimden çok ilkokul müsameresi niteliğinden öteye geçememiştir. Bu tamamen sürecin iyi yönetilememesi ile ilgilidir.
Bir konunun altını da özellikle çizmek istiyorum. Ben bunları kesinlikle sırf eleştiri olsun diye yazmıyorum. Öncelikle bu üniversitenin tarihini yazarak (Dünden Bugüne İnönü Üniversitesi- 2020) kitap olarak yayınlamış biri olmanın haklı gururu ve onuruyla, 1984 yılında açılan İnönü Üniversitesi kampüsünün ilk öğrencisi, fakültemin ilk dönem mezunu ve lisansüstü eğitimimi yaptığım üniversitenin daha ileride, daha başarılı, öğrenci ve mezunlarının daha heyecanlı ve mutlu olabilmeleri için, aksaklık ve problemler tespit edilip çözülsün diye, kısacası daha iyi bir İnönü Üniversitesi için, 50.yılın heyecanı ve coşkusu içinde yazıyorum.
Henüz 6 aydır görevde olan Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat ve ekibini tüm bu olumsuzlukların sebebi olarak görmediğimi ve zamana ihtiyacı olduğunu da belirteyim. Ancak 15 yıllık kötü yönetimin kronikleştirdiği bu sorunların çözümü için önündeki zamanın bir saniyesinin bile israf edilmemesi gerektiğinin de altını çizmeliyim.
Son bir söz; ömrünün büyük kısmını Malatya’da bir üniversite açılması için mücadele etmeye adamış bir şahsiyetin, Avukat Hayrettin Abacı’nın ismini, günümüzde üniversitede yaşatmak ve unutturmamak, aynı duygular içinde olan ve İnönü Üniversitesine katkı sağlamayı düşünen hayırseverleri de motive edecektir. Bu açıdan yaşam merkezinin adının “Hayrettin Abacı Yaşam Merkezi” olarak değiştirilmesi, yaşadığımız 6 Şubat felaketinden sonra dış desteğe en fazla ihtiyaç duyulan şu günlerde, İnönü Üniversitesine yeni kapılar açacaktır.
Bugün 3 Nisan, hiç de neşe dolmuyor insan.
______
KAPAK FOTOĞRAFI: Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, koalisyon ortağı MSP'nin Malatyalı Tarım Bakanı Korkut Özal ile birlikte 1976 yılında, Hayvan Sağlık Memurları Lisesi iken üniversitenin ilk binası olarak tahsis edilen, çok sonraları da Malatya Fen Lisesi olarak kullanılan binada üniversitenin açılışını yaparken.. Fotoğraftaki cübbeli kişi üniversitenin ilk rektörü Prof.Dr. Süreyya Aybar ve karşıdan bakışa göre Aybar'ın sağ arkasındaki de dönemin ‘efsane’ Malatya Valisi merhum Rafet Küçüktiryaki..